- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Erdoğan'ın, Söz ve Eylemleri Çelişmektedir!
Anadolu Ajansı 28/8/2026 tarihinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Yahudi varlığının hükümeti, bu hükümetin savaş bağımlısı politikası, onun bölgenin istikrarını sarsmaya çalıştığı ve Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da soykırım uyguladığıyla ilgili açıklamalarını aktardı. Dünyanın bu soykırımı seyrettiğini belirtti ve Müslümanları kenetlenmeye ve güçlü olmaya çağırdı; ayrıca üçlü ittifaka işaret ederek ittifakların hayırlı olduğunu ifade etti.
Erdoğan, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Savaşa bağımlı “İsrail” hükümeti, komşularından başlayarak tüm bölgemizin istikrarını sarsmak için her türlü tahriki denemeye çalışıyor.” Erdoğan, Yahudi varlığının hükümetini eleştiriyor ama bu varlığın varlığını eleştirmiyor; aksine onun varlığını kabul ediyor ve komşularının istikrarını sarstığını söyleyerek onu meşru bir varlık olarak görüyor. Oysa onun Yahudi varlığını resmen tanıdığı, onunla diplomatik ve ticari ilişkiler yürüttüğü, dahası her zaman övündüğü laik cumhuriyet rejiminin, Yahudilerin Filistin toprağını gasp edip halkından yaklaşık bir milyon kişiyi sürgün etmesinin ardından, 1949 yılında Yahudi varlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olduğu da bilinmektedir.
Yahudi varlığı, o yılın öncesi ve sonrasında da savaşı hiç durdurmamıştır; nitekim Erdoğan ve partisinin iktidara gelmesinden bu yana geçen 25 yıl boyunca, bu varlıkla ilişkilerini sürdürmüştür; oysa bu varlık, 2008 yılından bu yana Gazze’ye defalarca saldırmış, binlerce kişiyi öldürmüş, Gazze’ye abluka uygulamış ve Lübnan’a saldırmıştır. Buna devam ederek, Batı Şeria halkına yönelik saldırılarını, topraklarını gasp etmeyi ve evlerini yıkmayı eklemiştir.
Nitekim Erdoğan, Filistin halkına yardım etmek için harekete geçmeksizin onlar için gözyaşı dökmekte ve açıklamalarında şöyle demektedir: "Filistin'deki milyonlarca kardeşimiz, son derece ağır şartlar altında hayatta kalma mücadelesi vermekte ve en temel ihtiyaçlardan dahi mahrum kalmaktadırlar."
Yahudi varlığı, savunmanın en iyi yolunun saldırı olduğunu bilmektedir; bu yüzden bölge halkını sindirmek, bölgeye egemen olmak ve daha fazla toprak gasp etmek için savaşlar açmakta ve Suriye ile Lübnan’da yaptığı gibi sınırları savunmak amacıyla başkalarının topraklarında güvenlik bölgeleri oluşturmayı içeren yeni bir savaş stratejisi belirlediğini ve “Büyük İsrail”i kurmak istediğini açıkça ilan etmektedir. Zira Yahudi varlığı, Erdoğan da dahil bölgenin yöneticilerinin, kendisine tek bir kurşunla dahi karşılık vermeyeceklerinden emindir.
Sen ise ey Erdoğan! Kendi ifadenle bu zorba ve savaş bağımlısı düşmanı yok etmeye yetecek askeri imkânlara sahip bir devlete başkanlık ediyorsun ama onu düşman olarak nitelendirme cesaretini bile gösteremiyorsun. Peki kardeşlerin olarak gördüğün Filistin halkını kurtarmak için neden orduları harekete geçirmiyorsun?! Yoksa sen, tıpkı tavizler veren, ihanetler işleyen, Yahudi varlığıyla barış yapmak için can atan ve Şam'ın eteklerine kadar Golan'ı işgal eden askerlerinin ayakları altında zilleti sergileyen dostun Colani'yi alkışlayanlar gibi sana da aptallar gibi alkış tutan saf ve basit insanların duygularını okşamakla mı yetiniyorsun?!
Dahası Yahudi varlığı, yakın zamanda Türkiye’nin donatmaya çalıştığı, Türkiye'nin yakınlarında olan Suriye’deki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na saldırdı, hatta haberlerde havaalanında bazı Türklerin öldürüldüğü bile belirtildi; ancak Erdoğan rejimi, utanç yaşamamak ve misilleme talebiyle karşı karşıya kalmamak için bunu gizlemiştir. Oysa her halükârda tepki vermesi gerekirdi; çünkü Türk ordusu havalimanının yakınında ve Suriye’nin birçok yerinde konuşlanmış durumdadır. Yahudi varlığı her gün Suriye’ye saldırmakta ve Şam’ın eteklerine kadar ülkenin güneyini işgal etmiş durumdadır; bir de kalkmış Şam, Halep ve Beyrut’un güvenliğinin Türkiye’nin güvenliği olduğunu söylemektedir! Ancak Erdoğan, savaşmaya, Yahudi varlığının saldırısına karşılık vermeye, Yahudi varlığına unutamayacağı bir ders vermeye, hatta onu Suriye ve Lübnan’dan kovmak ve Yahudileri oradan temizleyene kadar Filistin’de onun peşine düşmeye hazır olan Türk ordusuna emir vermeyi reddetmektedir.
Ancak Erdoğan, Suriye’deki devrimin bir Hilafet Nizamı kurmaya doğru ilerlediğini görünce, Suriye’ye müdahale etmekten başka bir yol seçmemiş; bunun üzerine ABD’nin emriyle üç askeri operasyon düzenlemiş ve Rusya ve İran’la ittifak kurarak silahlı grupları Suriye’nin genelinden çıkarıp onları kendi kontrolü altındaki İdlib’de toplamıştır. Suriye'deki gruplar üzerinde hakimiyet kurup saf insanları kandırmış, bir yozlaşmayı başka bir yozlaşmayla değiştirmiş ve Ahmed Şara’nın başkanlığındaki aşağılanmış ajanları getirerek onları, kendisinin sadakat gösterdiği, müttefiki ve dostu olarak kabul ettiği ve Yahudi varlığının ana destekçisi olan Amerika’ya pazarlamıştır.
Kısa bir sürece önce Trump'ı, çatırdayan NATO'daki çatlakları gidermeye katılması için Ankara'ya davet etmiş; ayakta durmakta ve yürümekte zorlandığı halde onu havalimanında büyük bir coşkuyla karşılamış; Trump ile arasındaki dostluk ve muhabbetin derinliğini göstermek için onun koluna girmiş ve ardından onu Ankara'daki lüks sarayına götürmüştür. Günahkâr ellerinden hala Müslümanların kanları damlayan katil suçlu Trump, tüm ABD başkanları arasında Yahudi varlığının en büyük dostu, müttefiki ve destekçisi olmakla övünmekte olup Kudüs’ü bu varlığın başkenti ve Golan’ı da onun bir parçası olarak tanıdığı halde ona hiç kimsenin vermediği hediyeleri sunmuştur; ayrıca Trump, Gazze’yi halkını yok ettikten ya da onları sürgün ettikten sonra bir tatil beldesine dönüştüreceğini söylemiş, Yahudi varlığı ise yalan bir şekilde barış kelimesiyle ambalajladığı planını uygulamaya koymuş ve bunu gerçekleştirmek için sözde Barış Kurulu'nu kurmuş ve Erdoğan da Türkiye’nin bu habis kurula katıldığını açıklamıştır.
Ey Erdoğan! Açıklamalarında “Gazze, soykırım şebekesi yüzünden dünyanın en büyük çocuk mezarlığına dönüştü” demekten utanmıyor musun?! Oysa sen bu suçun ortağı olduğun gibi soykırıma seyirci kalıp sadece kınamalarla yetindiklerinden, dahası bu varlığı her türlü mal, emtia, hammadde ve petrol ile desteklemeye devam ettiklerinden dolayı bölgedeki tüm yöneticiler de bu suçun ortaklarıdırlar!
Ve şu eklemede bulunmuştur: “Hitler’in toplama kamplarında ve (Kamboçya’daki Kızıl Kmerler’in lideri) Pol Pot’un ölüm tarlalarında, farklı kökenden, farklı inançlardan milyonlarca insan soykırıma maruz kalmıştır; ne yazık ki insanlık o dönemde sadece seyirci kalmakla yetindi. Bugün ise aynı hata Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da tekrarlanıyor; zira soykırım şebekesinin bu kural tanımaz, hukuk tanımaz, ilke, değer, sınır tanımaz politikalarına dünyadan gerekli reaksiyon gösterilmiyor.”
Daha önce de belirttiğim gibi sen bunu, İslam perspektifinden değil, aksine insanlık perspektifinden hareket ettiğini göstermek ve Yahudileri de kurban olarak gösterip Yahudilere ve Amerika’ya şirin gözükmek için söylüyorsun. Netanyahu hükümetini kastettiğin şebekenin, Hitler ve Pol Pot’a benzediğini söylüyorsun ancak Filistin’i gasp eden tüm Yahudileri kastetmiyorsun; oysa onların hepsi suçlu olup soykırım uyguluyorlar ve suçlu liderlerini destekliyorlar; dolayısıyla sen onlara dokunmak istemiyorsun; çünkü sen onların varlığını kabul ediyorsun ve iki devletli çözümün uygulanmasına çağrıda bulunarak bu varlığı korumak istiyorsun.
İnsanlığın o dönemde Hitler’in ve Pol Pot’un yaptıklarına karşı sadece seyirci kalmakla yetinmesini üzücü buluyorsun! Ve diyorsun ki: “bugün ise aynı hata Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da tekrarlanıyor; zira soykırım şebekesinin bu kural tanımaz, hukuk tanımaz, ilke, değer, sınır tanımaz politikalarına dünyadan gerekli reaksiyon gösterilmiyor.” Oysa sen de tüm yöneticiler gibi seyrediyorsun. Hatta Yahudi varlığı Türkiye’yi açıkça tehdit etmektedir; nitekim Netanyahu, 19/8/2026 tarihinde, Ebu Zuhur Havalimanı’nı yok etme konusunda Türkiye’yi hedef aldığını açıklamıştır. Şöyle diyerek de onu tehdit etmiştir: “ Suriye'de İsrail'i tehdit eden bir Türk askeri varlığına müsamaha göstermeyeceğimizi açıkça belirttik. Görünen o ki bizi pek iyi dinlememişler; bu yüzden bizi daha iyi anlamalarını sağladık.” Nitekim o, Harun Reşid’in Roma kralına karşı sergilediği gibi ona iki katı misilleme yapmamış ve onurlu ve cömert bir tavır takınmamıştır: “Müminlerin Emiri Harun’dan Rum köpeği Nekfur’a, mektubunu okudum. Ey kâfir oğlu kâfir, şimdiye kadar duymadığın ve işitmediğin cevabını alacaksın.” Bunun üzerine ordusunu sevk edip Rumların kalelerini yerle bir etti; hatta onlara boyun eğdirip zelil kıldı ve onlardan alınan cizyeyi iki katına çıkardı! Ya da sen, Anadolu'da tek bir Müslüman kadın kendisinden yardım istediğinde ordularını seferber edip Amuriye ve Ankara'yı fetheden Mu'tasım'ın gösterdiği gibi bir şeref duygusuna sahip olmadın. Sen ey Erdoğan! Gazze’deki yüz binlerce kadın sana yardım çağrısında bulundu ve hâlâ da çağrıda bulunmaya devam ediyorlar; ama sen, Müslümanların başındaki diğer yöneticiler gibi başını eğip aşağılanma kadehinden içtin ve onlarla birlikte, alçak Yahudi varlığının alay ettiği kınama ile yetindin.
Netanyahu’nun, Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’dan sonra sıranın Türkiye’ye geldiğini zımnen söylediğinin farkında değil misin?!
En yakın ve en öncelikli kişi sen olduğun halde sen bunu yapmıyorsun da hangi dünyadan tepki vermesini bekliyorsun?! çünkü sen Müslümanlardan olduğunu ve onların yanında yer aldığını iddia ettiğin halde eylemlerle değil sadece sözle hareket ediyorsun!
İnsanlık nedir tanımayan, tek bildiği şey para ve hangi yolla olursa olsun para kazanmak olan bu vahşi seküler kapitalist dünyada hangi kanunlardan, ilkelerden ve değerlerden bahsediyorsun Allah aşkına?! Dolayısıyla sen de bunun bir parçasısın ve buna hırs gösteriyorsun; nitekim geçen Temmuz ayında liderlerini Ankara’da bir araya getirerek Haçlı NATO’sundaki çatlağı onarmaya çalıştın ve Teksas'tan Ankara'ya uzanan bir güvenlik ve savunma ağı oluşturulması çağrısında bulundun. 20 yıl boyunca ABD liderliğindeki NATO ile birlikte, NATO ordularının işlediği cinayet, sürgün ve işkence suçlarının Hitler ve Pol Pot'un yaptıklarına eş değer olan Afganistan savaşına katıldın ki Bagram Hapishanesi, bunun en canlı şahididir. Aynı şekilde milyonlarca insanı öldüren, yaralayan, yerinden eden ve işkenceye maruz bırakan ABD’nin Irak’a yönelik saldırısını da destekledin ki Ebu Garip Hapishanesi bunun en canlı şahididir.
Dolayısıyla müttefikin Amerika ve NATO’nun yaptıkları, Hitler ve Pol Pot’un yaptıklarına eşdeğerdir. Biden başkanlığındaki eski ABD yönetimi, seni ve senin gibi yöneticileri övmüştü; çünkü sizler onun emrine boyun eğip, savaş sadece Gazze ile sınırlı kalsın, Yahudi varlığı Amerikan desteğiyle istediğini yapsın ve sırf savaşın genişlememesi için hiç kimse Gazze halkına yardım etmek için harekete geçmesin diye "savaşın kapsamının genişletilmemesi” sloganı altında Gazze’deki soykırıma sessiz kalmıştınız! Dostun Trump da, ABD’nin Yahudi varlığıyla birlikte İran’a yönelik saldırısı konusunda sessiz kaldığın için seni övmüştür; oysa onlar, okullarda yüzlerce çocuğu kasten öldürmüşlerdir.
Sonra da gelip şöyle diyorsun: “Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız. Biz güçlü olmak, caydırıcı olmak, hak ve hukukumuzu birlikte savunmak, bölgemizde barışı ve güvenliği birlikte inşa etmek mecburiyetindeyiz. ” Ancak 2010 yılında Mavi Marmara gemisinde Yahudi ordusu 10 Türk vatandaşını öldürdüğünde sen onların haklarını savunmadın ve bazen katil olarak nitelendirdiğin Netanyahu ile barıştın. Suriye’de sana saldıran ve Türkiye’yi tehdit eden Yahudi varlığına karşı kendi haklarını savunmadın; ama yine de onun bölgede güvenlik ve barış içinde olmasını istiyorsun!
Açıklamalarında, “Asırlar boyunca tarihe yön, cihana nizam vermiş Ümmet-i Muhammed'in bir duvarın tuğlaları gibi birbirine yeniden kenetlenmesi” çağrısında bulundun. Laiklik, demokrasi, cumhuriyet ve Kemalizm’de ısrar ederek Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e muhalefet ettiğin halde nasıl böyle bir şey söyleyebiliyorsun Allah aşkına! Ümmeti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ancak Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Kitap ve sünnette geçenleri uygulayan tek bir devlete sahip olduğunda asırlar boyunca bir duvarın tuğlaları gibi birbirine kenetlenmiştir. Ama sen, birkaç sözle sıradan insanların duygularını okşamak istiyorsun ve söylediklerini uygulamıyorsun; aksine söylediklerinin tam tersi olan küfür hükümlerini uyguluyor, bunları savunuyorsun, bunlara muhalefet edenleri cezalandırıyorsun ve bunlara çağrıda bulunuyorsun; hatta 2011 yılında şeriatın uygulanmasını talep eden Mısır halkını laikliği uygulamaya davet etmiştin.
Açıklamalarınızda Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki üçlü ittifaka işaret ederek, hem “İttifaklarda hayır vardır” diyorsun hem de “Türkiye’nin ittifakların kapsamını genişletmeye ve hem iç bağları hem de İslam dünyası düzeyinde dayanışmayı genişletmeye çalıştığını” söylüyorsun. Hayır, her ittifak hayırlı değildir; aksine bu ittifak Amerika'nın bir araya getirdiği bir şerdir; aksi takdirde kâfir Trump onu övüp şöyle demezdi: “Üç ülkenin Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalamış olmalarını görmekten büyük mutluluk duyuyorum. Bu anlaşma büyük, cesur ve önemli bir adım.” Aynı şekilde güçlendirilmesine özen gösterilen Haçlı NATO ittifakı da bir şer olduğu gibi Türkiye’nin üye olduğu ve ABD’nin liderliğindeki “Uluslararası Terörizmle Mücadele İttifakı” da bir şerdir; zira bu ittifak, İslam için çalışan Müslümanlara karşı olan bir ittifaktır.
Müslümanların şanlı tarihini yeniden canlandırmak isteyen bir kişi, öncelikle laikliği, demokrasiyi, Kemalizm’i ve cumhuriyet rejimini temsil eden zorba yönetimlerden vazgeçmeli, İslam’ı yeniden iktidara getirmeli, Hilafeti ilan etmeli, Amerika ve NATO ile kurduğu şeytani ittifaklarla bağlarını kesmeli, onların askeri üslerini kapatmalı, Yahudi varlığına karşı cihat ilan etmeli ve Müslüman ülkelerini tek bir devlet altında birleştirerek Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetinin, birbirini destekleyen sağlam bir yapı gibi olmasını sağlamalıdır; tıpkı Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Rabbinden aldığı vahiyle müjdelediği ve şöyle buyurduğu gibi: ...ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ. ثُمَّ سَكَتَ “Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.”Sonra sükût etti.” [Ahmed rivayet etti]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur



