Pazartesi, 01 Zilhicce 1447 | 2026/05/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Mescid-i Aksa Kırmızı Çizgi Değil, Bir Akidedir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Mescid-i Aksa Kırmızı Çizgi Değil, Bir Akidedir

 

Haber:

Mescid-i Aksa, bugün yani Perşembe günü, yerleşimciler tarafından avlusuna yönelik bir dizi geniş çaplı baskınlara sahne oldu; bu baskınlar sırasında Talmud duaları okundu, kışkırtıcı danslar yapıldı ve ırkçı sloganlar atıldı. “Bayrak Yürüyüşü” başlamadan önce, Yahudi bakanlar, Knesset üyeleri ve aşırı sağcı hahamlar da bu baskınlara katıldı; tüm bunlar, İbrani takvimine göre Yahudi varlığının 1967’de Kudüs şehrinin doğu kıyısını işgal etmesini kutladığı “Kudüs'ün Birleşmesi Günü” olarak adlandırdıkları günle eş zamanlı olarak gerçekleşmiştir. Yahudilerin bu tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Başbakan Netanyahu yaptığı açıklamada, “Tüm dünyaya şunu söylüyorum: Kudüs, İsrail egemenliği altında birleşik, tarihi ve ebedi başkentimiz olarak kalacaktır” dedi.

Ürdün, Ben-Gvir’in Mescid-i Aksa'ya düzenlediği baskını “ve radikal yerleşimcilerin cami avlusunda İsrail bayrağı açma provokasyonlarını kınayarak, bu eylemleri Kudüs'ün tarihi ve hukuki statükosunun açık bir ihlali olarak değerlendirdi. Ürdün Dışişleri Bakanlığı, Mescid-i Aksa'nın tarihi ve hukuki statüsüne yönelik ihlallerin sürmesi durumunda yaşanabilecek ciddi sonuçlar ve tırmanışlar konusunda uyarıda bulunarak, Mescid-i Aksa’nın tamamının yalnızca Müslümanlara ait bir ibadet yeri olduğu yönündeki tarihi ve hukuki vurgusunu yineledi. Ürdün Vakıflar Bakanlığına bağlı Kudüs Vakfı ve Mescid-i Aksa İşleri Dairesi’nin, Mescid-i Aksa’nın tüm işlerini yönetme ve girişini düzenleme konusunda tek yasal merci ve münhasır yetkili kurum olduğunu vurguladı.” (El Cezire)

Yorum:

Kınama, uyarı ve vurgulama arasında soru şudur: (Bugün Ben Gvir’in el-Aksa artık kırmızı çizgi değildir sözüne işaretle) çizgilerimiz hala kırmızı mı? Biz cevap veriyoruz; El-Aksa kırmızı çizgi değildir, aksine bir akide olup bunun dışında kan dökülür.

Nitekim onlar tüm çizgileri ve sınırları aştılar; zira onlar, Gazze’den Lübnan’a ve Suriye’ye kadar her yerde yıkım saçıyorlar, savaş açıyorlar, öldürüyorlar ve bu boyun eğmiş aşağılık rejimlerin gölgesinde orayı burayı yağmalıyorlar. En şaşırtıcı olanı ise, bu haberle eş zamanlı olarak, Suriye Dışişleri Bakanı'nın Yahudi varlığıyla sakin ve istikrarlı ilişkiler kurmayı arzuladığını açıklamasıdır!! Heyeti ile Yahudi varlığı arasında verimli ve olumlu görüşmelerden dönen Lübnan da var!

Bu ajan yöneticilerin köklerinden sökülüp atılmaları ve ülke onların pisliğinden ve utancından temizlenmesi gerekir; çünkü onlar, halklarını zillet, aşağılanma, utanç ve küçülmüşlük içinde boğdular, öyle ki sayıları çok olmasına rağmen hiçbir ağırlıkları kalmamıştır.

Mescid-i Aksa sizi çağırıyor; peki kim icabet edecek?! Ey Müslüman orduları; İsra'yı ve esirleri kurtarmak, Sykes-Picot sınırlarını yıkmak, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Suriye’yi birleştirmek ve Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sancağı altında tek bir Halife’nin yönettiği tek bir ümmet olmaya geri dönmemiz için ne zaman harekete geçeceksiniz ki böylece hakların korunduğu, adaletin hâkim olduğu ve insan onurunun muhafaza edildiği bir toplumda kutsallarımız korunacak, insanlar zulümden, sömürüden ve fesattan kurtulacaktır?!

Son olarak size, Allahu Teala’nın şu kavlini hatırlatıyorum: وَإِنِ اسْتَنصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ "Sizden din konusunda yardım istediklerinde yardıma icabet etmeniz sizin üzerinize vaciptir." [Enfal 72]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müne Semih

Devamını oku...

Mirziyoyev Rejimi, Zarafşan Hapishanesindeki Müslümanlara İğrenç Baskılar Uygulamaktadır!

Nevai vilayetinin Zarafşan şehrinde bulunan 12 numaralı cezaevinde yatan mahkumlara psikolojik ve fiziksel baskılar uygulandığı, sistematik ihlaller yapıldığı gelen haberler arasında. Bu zulüm, sırf “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için parmaklıklar ardında yatan Hizb-ut Tahrir gençlerini hedef almaktadır. Bu gençler, onurlarını hedef alan ve onları aşağılayan iğrenç provokasyonlara maruz kalmaktadır.

Zalim rejim, kirli pençelerini bir kez daha Allah’ın dini üzerinde sebat eden gençlere, özellikle de Zarafşan’daki 12 No’lu ıslah kurumunda bulunan kardeşlere yöneltmiştir. Bu kez işlenen suçlar yalnızca insani değerlere aykırı olmakla kalmamış, hayvanların bile işlemeyeceği suçlar ve iğrençlikler işlenmiştir. İnsanlık onuru ve şerefi ayaklar altına alınmıştır.

Kurumun operasyonel bölüm başkanı Devlet Güvenlik Servisi Yarbayı Mahmud Hüseyinov ve avaneleri; tahliye tarihleri yaklaşan dirençli mahkûmları boyun eğdirmek, onlardan zorla “pişmanlık” mektubu almak ve iradelerini kırmak için en adi yöntemleri kullanmışlardır. Esadullah İşpultayev ve Sıddık Hocayev gibi kardeşlerimize karşı “Yeşil Madde Provokasyonu” olarak bilinen o iğrenç oyunu sergilemişlerdir. Bu iğrenç uygulama; mahkûmu uyuduğu sırasında cinsel saldırıya uğrayacağıyla tehdit ederek onu sahte “pişmanlık mektupları” yazmaya zorlamayı amaçlamaktadır.

Bu uygulama, müstebit rejimin gerçek yüzünü ve Müslümanlara karşı beslediği derin nefretin boyutlarını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Bu zulümlerin temel sebebi ve kaynağı, rejimin oynadığı ikili politikadır, hem Rusya’nın hem de haçlı Amerika’nın ipinde oynamaktadır. Rusya, Müslüman göçmenlere karşı en ağır aşağılamaları reva görürken; Trump da Gazze’de, İran’da ve Sudan’da İslam Ümmetinin oluk oluk kanını akıtmaktadır. Mirziyoyev rejimi de kendi halkını ve dindaşlarını en aşağılık ve adi yöntemlerle ezerek onların rızasını kazanmaya çalışmaktadır.

Ey Özbekistan Müslümanları! Kardeşleriniz, iffetlerini ve onurlarını korumak için parmaklıklar ardında çetin bir mücadele verirken; yıkılmakta olan saltanatının sütunlarını ayakta tutmak için çalışan zalim rejim ise, her türlü zulüm ve baskıyı reva görmektedir.

Ey Özbekistan Müslümanları! Zindanlardaki kardeşleriniz sadece fiziksel işkenceye değil, aynı zamanda onurlarını hedef alan manevi saldırılara da maruz kalmaktadırlar. Bu zalimler, Müslüman için namus ve şerefin hayattan daha değerli olduğunu biliyorlar, bu yüzden özellikle bu hassas noktayı hedef almaktadırlar.

Zarafşan hapishanesindeki ve diğer zindanlardaki mazlum kardeşlerimizin haklarını savunmak, bu zulümleri tüm dünyaya haykırmak ve İslam’ın adaletini tesis etmek için çalışmak; her birimizin şer’i ve ahlaki görevidir.

Zalimler, Allah’ın tuzağından ve mazlumun feryadından bihaberdirler. Oysa Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ “Zulmedenler, hangi dönüşle döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” [Şuara 227]

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” [İbrahim 42]

Ey güç ve kuvvet ehli! Ey güvenlik birimleri! Bu dünya fani ve geçicidir, ahiret azabı ise bakidir. Bugün hizmet ettiğiniz bu rejimin arkasında Rusya ve Amerika gibi sömürgeci güçler vardır, onlar İslam’ın ve Müslümanların bir numaralı düşmanıdırlar.

Zarafşan’daki 12 numaralı cezaevinde işlenen bu kirli suçlar asla hesapsız kalmayacaktır. Bizler, mazlum kardeşlerimizin döktüğü her damla gözyaşından ve gasp edilen her haktan sorumluyuz ve hesaba çekileceğiz.

Mirziyoyev rejimine ve onun cellatlarına, zulüm üzerine kurulan her saltanatın eninde sonunda yıkılmaya ve çökmeye mahkûm olacağını hatırlatıyoruz. Bu vahşi işkenceler ve sahte “pişmanlık mektubu” oyunları, Ümmetin şaha kalkışını asla engelleyemeyecektir. Allah’ın izniyle çok yakında bu suçlara ortak olan herkes adalet önünde hesap verecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً“Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” [İsra 81]

Devamını oku...

Cihat ile Pakistan Ordusu Hindu Devletine, İran Ordusu ise Amerika ve Yahudi Varlığına Karşı Galip Gelecek; Cihat ile Ümmet Yeniden İzzetine Kavuşacaktır!

Pakistan kuvvetlerinin, “Bünyan-ı Marsus” operasyonu ile Hindu devletine ait çok sayıda uçağı düşürmesi, savunma sistemlerini felç etmesi ve işgal altındaki Keşmir üzerinde fiili bir uçuşa yasak bölge ilan etmesi ve 7-8 Mayıs 2025 gecesi başlayan “Sindur” operasyonu ile de Hindu devletini yerin dibine geçirmesi, Müslümanların davasında barış ve normalleşme masallarının kâfirlere sadece cesaret verdiğinin, düşmanı ancak Cihadın yola getirebileceğinin en açık kanıtıdır.

Aynı tabloyu İran’ın Amerika ve Yahudi varlığına karşı yürüttüğü savaşta da gördük. İran kuvvetlerinin Orta Doğu’daki Amerikan üslerini füze ve İHA’larla hedef alması, Yahudi varlığını füze yağmuruna tutması ve Amerikan donanmalarını vurması, çağın firavunu Trump’ın dengesini bozmuş ve onu defalarca ateşkesi uzatmaya mecbur etmiştir. Peki, hani nerede barış sloganları atanlar, realizm adına kâfirlere boyun eğmeye çağıranlar ve savaşın hiçbir sorunun çözümü olmadığını söyleyenler? Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şu sözünde ne kadar da doğru söylemiştir:

إِذَا تَبَايَعْتُمْ بِالْعِينَةِ، وَأَخَذْتُمْ أَذْنَابَ الْبَقَرِ، وَرَضِيتُمْ بِالزَّرْعِ، وَتَرَكْتُمْ الْجِهَادَ، سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ ذُلّاً لَا يَنْزِعُهُ حَتَّى تَرْجِعُوا إِلَى دِينِكُمْ“Îyne usulü ile alış veriş yaptığınız, öküzlerin kuyruğuna tutunup ziraatçılıkla geçinmeye razı olduğunuz ve Cihadı terk ettiğiniz vakit, Allah sizin üzerinize zilleti musallat eder de dininize dönene kadar onu üzerinizden sıyırıp almaz!” [Ebu Davud, Ahmed] Allah Subhânehu ve Teâlâ da şöyle buyurmuştur:

وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ“Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve müminlerindir.” [Münafikun 8]

إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” [Muhammed 7]

Müslümanların tüm tarihi cihadın azametiyle doludur. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bizzat yirmi yedi gazveye katılmış, onlarca seriyye göndermiş ve böylece Müslümanların yolunu belirlemiştir. Raşit Halifeler de bu yolun kesintiye uğratmasına asla izin vermemişlerdir. Emevi ve Abbasî halifeleri ile onların komutanları, İslam sancağını cihat yoluyla dünyanın dört bir yanına taşımışlardır. Abbasîlerin son döneminde cihat farziyetinde ihmalkarlık gösterilince Müslümanlar Moğol istilasına uğramış, ancak daha sonra Cihad ruhuyla yeniden dirilen Osmanlılar, Haçlı Avrupa’yı kılıcın ucuyla sindirerek bu farzı yerine getirmiş ve izzete ulaşmışlardır. Ne var ki 1924 yılında Hilafet’in yıkılmasından sonra cihat farzı, çizilen coğrafi ve milli sınırlar içindeki savunma faaliyetlerine hapsedilmiştir; bu ise kafir uluslararası sisteme boyun eğmekten başka bir şey değildir.

Oysa Amerika; Venezuela, İran, Suriye, Sudan, Afganistan ve Yemen’e dilediği zaman saldırmakta; Yahudi varlığı da Lübnan, Suriye, İran ve Yemen’i istediği an vurmaktadır. Buna karşılık bizler ise Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın farz kıldığı şer’i görevimizi yerine getirmemekte, Gazze’ye, Yemen’e veya İran’a yardım etmek için harekete geçmemekte, sadece sınırları savunmakla yetinmekteyiz. Halbuki Allah Subhânehu ve Teâlâ Müslümanlara yardım etmemizi bize farz kılmıştır:

وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُEğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, yardım etmek üzerinize borçtur.” [Enfal 72]

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ“Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın.” [Bakara 191]

Cihat farzını yerine getirmekte gevşeklik göstermek ve ulusal sınırlar içine hapsolmak Ümmet’in zayıflamasına yol açmıştır. Bu sınırlar Ümmet’i paramparça etmiş ve kafirlere, Müslüman beldeleri birer birer hedef alma fırsatı vermiştir.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri! Allah sizi sadece İngilizlerin çizdiği sınırlar içindeki Müslümanları korumakla yükümlü tutmamıştır. Tarih boyunca Müslüman komutanların hayatında görüldüğü üzere, bütün Müslümanları korumak için cihat etmek de sizin üzerinize farzdır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Bedir veya Hendek’ten sonra bile Cihada birkaç ay ara vermemiş, İslam mesajını doğuya ve batıya taşımıştır. Bugün Gazzeli Müslümanlar yolunuzu gözlemektedir, Keşmir halkı da hâlâ Hindu devletinin zulmü altında inlemektedir; öyleyse daha ne duruyorsunuz, haydi cihat meydanlarına inin. Komutan ecdadınız toprakları bir bir fethetmiş, oraları İslam’ın otoritesine boyun eğdirmiş, denizlere ulaşıncaya kadar durmamışlardır. Sizler mazlum Müslümanların feryatlarına cevap verebilecek güce sahipsiniz, peki onları kurtarmaktan sizi alıkoyan şey nedir?

Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın emirlerine tam anlamıyla itaat, ulus-devlet sistemi içinde gerçekleştirilemez. Hadi öyleyse Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet’i kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin. Halifeniz sizi cihada sevk edecek, size gazi ya da şehit olma şerefini kazandıracak, Endonezya’dan Mağrib’e kadar İslam beldelerini tek bir Hilafet çatısı altında birleştirecek, Yahudi varlığını ortadan kaldıracak ve Amerika’yı bu bölgenin tamamından söküp atacaktır. İşte en büyük kurtuluş budur! Öyleyse çalışanlar bunun için çalışmalıdır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, Hausa Kabilesi Genel Emiri Üstad el-Ticani Musa ile Görüştü

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nden bir heyet, 12 Mayıs 2026 Salı günü, Hausa Kabilesi Genel Emiri Üstad el-Ticânî Mûsâ’yı Kassala şehrindeki konutunda ziyaret etti. Heyete, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı Üstad Nasır Rıza Muhammed Osman başkanlık etti. Heyete ayrıca Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Meclis Üyesi Üstad Muhammed Muhtar ile Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad Muhammed Sirac da eşlik etti.

Görüşme sırasında heyet, Hizb-ut Tahrir’i tanıttı. Partinin gayesinin; Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak olduğunu vurguladı. Hilafetin, ümmeti tek bir devlet altında birleştireceğini, İslam akidesi ve İslam kardeşliği bağı yerine ırkçı söylemleri ve kabile asabiyetini körükleyerek, Sykes-Picot ile zaten parçalanmış olanı daha da parçalamak için çalışan sömürgeci projeye karşı koyacağını belirtti...

Üstad et-Ticânî de heyetin söylediklerini doğruladı ve kabilecilik taassubunun terk edilmesi ve ümmetin İslam projesi etrafında birleşmesi gerektiğinin altını çizdi.

Devamını oku...

Basın Toplantısına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, değerli medya mensuplarını, siyasetçileri ve kamu meselelerine ilgi duyan tüm kardeşlerimizi, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü’nün şu başlık altında düzenleyeceği basın toplantısına davet etmekten mutluluk duyarız:

“Gasıp Düşmandan Meşruiyet Aramak Yerine Gasp Edilen Otoritesini Ümmete Geri Verin”

Tarih: H. 29 Zilkade 1447 M. 16 Mayıs 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız tartışmaya zenginlik katacaktır

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER