Cumartesi, 27 Zilhicce 1447 | 2026/06/13
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Haberlere Bakış: 11/06/2026

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haberlere Bakış
11/06/2026

 

Erdoğan: Netanyahu ve cinayet şebekesi, artık Türkiye’yi de tehdit eder bir noktaya ulaşmıştır.

Erdoğan, 10/6/2026 tarihinde partisinin meclis grubuna yaptığı konuşmada Yahudi varlığının hükümetini eleştirerek şöyle dedi: “İsrail, mevcut hükümetin yönetiminde şımardıkça şımarmış, sadece bölge için değil, insanlık için de bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. Netanyahu ve suç şebekesinin Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırıları, sadece bu iki kardeş ülkeyi değil, artık Türkiye'yi de tehdit eden bir noktaya ulaştı… Sağa sola tehditler savurmaktadır. Biz sizin niyetinizi, amacınızı, hedefinizi zaten çok iyi biliyoruz. Arz-ı Mevud hezeyanının nihai hedefinin ne olduğunun gayet iyi farkındayız.”Ve şöyle dedi: “Türkiye'nin güvenliği sadece Hatay'dan değil Halep'ten başlar, Şam'dan başlar.Kardeşlerimize yönelik saldırılara göz yummayacağız.”Yahudi varlığının saldırıları sonucunda ölenlerin sayısını zikretmekle yetindi ve şöyle dedi: “Gazze'de tüm dünyanın gözleri önünde 73 bin masum insan katledilmiştir. 2 Mart'tan bu yana Lübnan'da katledilenlerin sayısı 3 bin 700'e, yaralıların sayısı ise 11 bin 400'e ulaşmıştır. Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin tepkilerine rağmen İsrail Lübnan'dan çekilmeyi reddetmekte, buradaki kanlı operasyonlarını devam ettirmektedir.”

Dolayısıyla Erdoğan‘ın, sanki meselesi sadece Netanyahu ve onun hükümetiymiş gibi Netanyahu ve hükümetine odaklandığı ve bölgedeki politikaları nedeniyle onları eleştirdiği görülmektedir! Çünkü o, Yahudi varlığına, gerek varlığı ve Filistin’i gasp etmesi gerekse kökünden söküp atılması gereken bir varlık olması bakımından dokunmamakta; aksine onun Lübnan’dan çekilmesini ve savaşı durdurmasını talep ederek onun varlığını tanıdığını teyit etmektedir. Ayrıca Gazze ve Lübnan’daki ölü ve yaralı sayısını zikretmekle yetinmekte, bu düşmanı caydırmak ve Suriye, Lübnan ve Filistin’deki kardeşlerine yardım etmek için herhangi bir askerî eylemde bulunmamakta ve sadece onların maruz kaldığı soykırımı izlemeye devam etmektedir. Yine Yahudi varlığının artık Türkiye’yi tehdit ettiğini açıkça ifade etmekte; Suriye ve Lübnan’ın güvenliğinin Türkiye’nin güvenliği olduğunu söylemekte ancak bu iki ülkeye saldırılarını sürdüren ve doğrudan Türkiye’ye saldırmaya hazırlanan bu düşmanı caydırmak için kılını dahi kıpırdatmamaktadır. Böylece Erdoğan‘ın, halkına ve ümmete yönelik konuşma ve aldatma sanatında usta olduğu ortaya çıkmıştır.

------------

Erdoğan, Trump’ın NATO zirvesine katılımıyla onun yeniden insicam ve bütünlüğe kavuşacak olmasından dolayı sevinmektedir

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10/6/2026 tarihinde partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Amerikan Başkanı Sayın Trump'ın Ankara’daki NATO zirvesine bizzat katılacağının açıklanması ittifakın insicamı bakımından kıymetli bir adımı temsil etmektedir.” Ve şöyle dedi: “Temmuz ayında Ankara’da yapılacak NATO Liderler Zirvesi’nin NATO tarihinde bir referans noktası olması için hazırlıklarımızı yoğunlaştırdık.”

Erdoğan, sömürgeci Batı’yı savunmak için kurulmuş olan ve Afganistan’a saldırıp Türkiye’nin de yaklaşık 20 yıl boyunca katılımıyla onu işgal ederek öldürme, yerinden etme ve yıkım faaliyetleriyle saldırgan bir düşman ittifakına dönüşen haçlı NATO ittifakıyla övünmektedir; dolayısıyla İslam beldelerini tehdit eden bu tehlikeli ittifakta meydana gelen çatlakları onarmaya çalışmaktadır.

Ayrıca Erdoğan, Allah'ın ve Müslümanların bir numaralı düşmanı Trump'ın, sömürgeci NATO üyeleri arasındaki insicamı yeniden tesis edilmesi amacıyla düzenlenen konferansa katılmasıyla gurur duymakta ve sevinmektedir. Bu da onun kâfirlere olan dostluğunun boyutunu teyit etmektedir; eğer onda zerre kadar samimiyet olsaydı, bu Haçlı ittifakından çekilir, onu çatlamaya ve çökmeye terk eder ve İran’a yönelik saldırılarına devam eden, Gazze’yi yok eden ve orada soykırım işleyen Yahudi varlığının ana destekçisi olan Allah’ın düşmanı Trump’ı karşılamayı reddederdi.

------------

Pakistan'ın Afganistan'a düzenlediği saldırılarda 13 kişinin öldüğü açıklandı

Afganistan Emirliği sözcüsü Zebihullah Mücahid, 10 Haziran 2026 tarihinde X platformu üzerinden şunu açıkladı: “Pakistan uçakları, Host, Kunar ve Paktika eyaletlerindeki bölgeleri hedef aldı, saldırılar sivillerin evlerini vurdu ve 11 çocuk, bir kadın ve bir yaşlı adamın ölümüne yol açmasının yanı sıra çok sayıda kadın ve çocuk da yaralandı.”

Bu Pakistan hava saldırıları, Afganistan sınırına komşu Hayber Pahtunhva eyaletinde yer alan Hasan Hel bölgesinde silahlı kişilerin bir güvenlik noktasına düzenlediği saldırıdan birkaç saat sonra gerçekleşmiştir. Bölgedeki Pakistanlı yerel yetkililer, “8 saldırganın öldürüldüğünü ve kontrol noktasını ele geçirme girişiminin engellendiğini” açıklarken, Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, Peşaver'de ölenler için düzenlenen cenaze töreninde şunları söyledi: “Pakistan, güvenliği ve istikrarı tehdit eden gruplara karşı operasyonlarını genişletmeye devam edecektir.”

Bu iki Müslüman ülke ve bunların tek bir İslam ümmetine mensup olan halkları, sömürgecilerin aralarında çizdiği sınırları korumak için birbirleriyle savaşmaktadırlar. Oysa her ikisinin de görevi, Hanif olan dinlerine dayalı tek bir nizamın gölgesindeki birlikleri için çalışmaktır. Pakistan yönetimi, Afganistan'da Amerika hesabına çalıştığını ve hâlâ çalışmaya devam ettiğini açıkladı; ayrıca Amerika ile İran arasındaki müzakerelerde de Amerika hesabına çalıştığı da ortaya çıkmıştır. Pakistan rejiminin yöneticileri, Genelkurmay Başkanı Asim Münir’den Başbakan Şehbaz Şerif’e kadar, ABD Başkanını överek onu Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişlerdir; bu da onların Amerika’ya ve başkanına olan bağlılıklarını ve bu ikisinin emirlerini yerine getirmeye hazır olduklarını kanıtlamaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur

Devamını oku...

Özbekistan'ın Stratejik Zenginlikleri Kimin Elinde Toplanıyor?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Özbekistan'ın Stratejik Zenginlikleri Kimin Elinde Toplanıyor?

 

Haber:

Özbekistan Teknolojik Metaller Kompleksi, Çin’in en büyük madencilik ve metalürji şirketlerinden biri olan Shaanxi Non-Ferrous Metals Holding Group ile bir mutabakat ve iş birliği anlaşması imzalamıştır. Taraflar; jeolojik keşif çalışmaları, kritik minerallerin çıkarılması ve işlenmesi, teknoloji transferi, yatırım projeleri ve uzmanların eğitimi alanlarında iş birliği yapma konusunda mutabık kalmışlardır. (Kun.uz web sitesi)

Yorum:

Özbekistan, son yıllarda altın, bakır, uranyum, tungsten, molibden ve lityum gibi stratejik öneme sahip madenler alanında ABD, Çin, Rusya ve Avrupa ülkeleriyle bir dizi anlaşma imzalamıştır. Sadece 2026 yılında, Amerika ile Özbekistan arasında kritik minerallere ilişkin ayrı iş birliği belgeleri imzalanmıştır. Yetkililer bunu, yatırımları ve teknolojiyi çekmek için atılmış bir adım olarak görmektedirler. Bununla birlikte şu soru gündeme gelmektedir: Bu zenginliklerden asıl fayda sağlayan kimdir?

Özbekistan topraklarındaki gizli servetler, Özbek halkına ait olan kamu mülkiyeti sayılır. Bununla birlikte yabancı ülkeler ve çok uluslu şirketler, bölgedeki maden kaynaklarını kuşatan devasa projelere büyük ilgi göstermektedirler. Bugün Özbekistan'daki stratejik madenler, ABD, Avrupa, Çin ve Rusya arasında şiddetli bir jeopolitik rekabete tanık olmaktadır.

Özellikle Çinli şirketler, çıkarma ve işleme alanlarındaki büyük deneyimlerine dayanarak bu alana girmektedirler. Öte yandan Amerika, Çin’e olan bağımlılığı azaltmak amacıyla Orta Asya’nın madenlerine olan ilgisini güçlendirmektedir. Buna karşılık Rusya da bölgedeki ekonomik nüfuzunu korumak için güçlü ve kararlı bir şekilde çaba göstermektedir. Buradan hareketle Özbekistan’ın doğal kaynakları, giderek sömürgeci güçler arasındaki bir çatışma ve rekabet alanına dönüşmüştür.

En büyük sorun, çıkarılan madenlerden elde edilen yüksek katma değerli ürünlerin üretim hacminin hâlâ sınırlı olmasında yatmaktadır. Eğer ham maddeler dış pazarlara ihraç edilirse, asıl kârları bunları işleyen sanayileşmiş ülkeler elde etmeye devam edecektir. Bunun sonucunda Özbekistan, ucuz ham madde tedarikçisi bir ülke olarak kalma riskiyle karşı karşıya kalacaktır; onun bu günümüze kadar hala içinde bulunduğu gerçeklik işte budur.

Doğal servetler mevcut, ama halk bunlardan ne fayda sağlıyor?

Özbekistan son yıllarda milyarlarca Dolar değerinde altın ihraç etmiştir. Altın fiyatları da benzeri görülmemiş tarihî rekor seviyelerine ulaşmıştır. Ayrıca uranyum üretimi sürekli artmakta olup yeni yataklar keşfedilmekte ve ülkeye yabancı yatırımlar akmaktadır. Bununla birlikte, sıradan bir insan günlük hayatına bakıp şu soruları sormaktadır:

- Eğer bu kadar çok servetimiz varsa, neden büyük bir kısmımız ekonomik zorluklardan kurtulamıyor?

- Neden binlerce genç, geçim yolları aramak için ülkeden ayrılmak zorunda kalıyor?

- Neden elektrik, doğalgaz, konut ve insani hizmetlerle ilgili sorunlar tamamen çözülemiyor?

Eğer bu kaynaklar halkın maslahatları doğrultusunda yönetilseydi, öncelikle şu alanlara odaklanırdınız:

- Madenlerin, ham madde olarak ihraç edilmesi yerine nihai ürünler haline getirmek için işlenmesi.

- Ağır sanayinin temellerinin atılması ve savunma için gerekli askerî teçhizatların üretilmesi.

- Yerel metal ve yüksek teknoloji saniyelerinin geliştirilmesi.

- Bataryaların, elektronik bileşenlerin ve özel alaşımların üretilmesi.

- Yüksek ücretli binlerce iş fırsatlarının oluşturulması.

- Gelirlerin eğitim, sağlık hizmetleri ve altyapıya yönlendirilmesi.

İslam ekonomisi perspektifinden bakıldığında, petrol, doğalgaz, büyük madenler ve stratejik doğal kaynaklar kamu mülkiyeti olarak kabul edilir. Bu yüzden bu kaynakların gelirleri, belirli şirketler veya sınırlı bir kesim yerine tüm toplumun maslahatı için harcanması gerekir. Dolayısıyla bu paralar, sakinlerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya, altyapıyı inşa etmeye ve sağlık ile eğitim sektörlerini geliştirmeye yönlendirilir; çünkü bunlar, tüm ümmetin hakkı olarak kabul edilmektedir.

Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلَاثَةٍ: فِي الْمَاءِ وَالْكَلَإِ وَالنَّارِ “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, merada ve ateşte.” Bu hadise binaen fakihler, toplumun hayatı için hayati öneme sahip olan büyük kaynakların ve tükenmeyen rezervlerin kamu mülkiyeti olduğunu açıklamışlardır.

Buna göre meselenin özü, bizzat yabancı yatırımlarda değil; Özbekistan’ın servetlerinden kimin ve ne ölçüde fayda sağladığında yatmaktadır. Eğer bu servetler halkın refahına hizmet etmiyorsa, o zaman imzalanan herhangi bir mutabakat zaptı ya da büyük yatırım anlaşmaları sadece kâğıt üzerindeki rakamlar ya da yetkililerin ceplerini doldurmanın bir aracı olarak kalmaya devam edecektir. Dolayısıyla bu sorular, kâğıt üzerinde yazılı ekonomik rakamlar değil, sahada somut sonuçlarda ortaya çıkan cevaplar gerektirmektedir.

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِقَامَةُ حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللَّهِ خَيْرٌ مِنْ مَطَرِ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً فِي بِلَادِ اللَّهِ عِزَّ وَجَلَ “Allah Azze ve Celle’nin beldelerinde Allah'ın hadlerinden bir haddin uygulanması, kırk gece yağmurdan daha hayırlıdır.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...

Zulüm Üzerine İttifak!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Zulüm Üzerine İttifak!

 

Haber:

Kırgızistan’ın örgüte başkanlık etmesi kapsamında, Şanghay İşbirliği Örgütü üye ülkelerinin içişleri ve genel güvenlik bakanları toplantısı 5 Haziran 2026’da Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te gerçekleştirilmiştir.

Toplantıya, üye ülkelerin içişleri ve genel güvenlik bakanları ile güvenlik kurumlarının temsilcileri katılmıştır; katılımcılar, ortak ilgi alanına giren bir dizi güvenlik meselesini almışlardır ki bunlardan en önemlileri şunlardır: Terörle mücadele, aşırılıkçılık, ayrılıkçılık ve siber suçlarla mücadele, bilgi güvenliğinin güçlendirilmesi, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele, sınır ötesi organize suçlarla mücadele, üye ülkeler arasında bilgi paylaşımı ve güvenlik koordinasyonu mekanizmalarının geliştirilmesi ve adalete teslim edilmesi gereken kişilerin takibi konusunda işbirliğinin güçlendirilmesi.

Yorum:

21 Nisan 2026 tarihinde, Kazakistan’ın başkenti Astana’da Şangay İşbirliği Örgütüne üye ülkelerinin dışişleri bakanlarının bir toplantısı düzenlenmiş ve bu toplantıda terörizm, aşırılıkçılık, organize suç ve siber suçlarla mücadele gibi güvenlik ve bölgesel iş birliğiyle ilgili aynı konular ele alınmış ve taraflar, ortak iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunmuşlardı.

Bu toplantıların ardından, özellikle açık bir şekilde iyiliği emredip kötülükten sakındıranlar olmak üzere Orta Asya ülkelerinde dinlerine bağlı olan Müslümanlara yönelik baskı ve takipler şiddetlenmiştir.

Nitekim sınır geçişlerinde Müslümanlara, özellikle de sakallı erkeklere ve başörtülü kadınlara yönelik denetimler sıkılaştırılmakta, bu kişiler titiz bir şekilde aranmakta, hatta telefonları bile incelenmekte olup sadece İslami ilahileri beğendikleri için bile onlara kötü muamele yapılmakta veya sorgulanmaktadırlar.

Gazze’de Yahudi varlığının işlediği soykırıma karşı basit bir görüş ifade eden bazı Müslümanlar takip edilmekte; bu kişiler arananlar listelerine dahil edilmekte, Interpol aracılığıyla takip edilip gözaltına alınmakta ve bulundukları yer yabancı ülkeler olsa bile iade edilmektedir.

İslam’ın hükümlerini uygulayacak ve Müslümanların maslahatlarını gözetecek tek bir İslam Devleti olmadığı sürece, bu tür durumlar devam edecektir.

Peki Müslümanlar ne zaman uyanıp da bu gerçekleri idrak edecekler?!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Hadi

Devamını oku...

Ümmet, Acziyet Halkası İle Egemenliğin Müjdeleri Arasında

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ümmet, Acziyet Halkası İle Egemenliğin Müjdeleri Arasında

 

Yakînle korunmak... ve korunmuş bir yakîne sahip olmak; kalbini ve bedenini samimiyet ve ihlasla Allah’a teslim eden bir kulun en büyük temennisi işte budur. -Allah'a en sevimli günler olan- Zilhicce'nin o büyük günleri, sayıları ve günleriyle gelip geçmiştir; fakat inşallah o günler, bu dünyadaki ihtiyaçlarımızın susuzluğunu gidermiş, sorularımızı cevaplamış ve bizleri, onsuz dinimizin ıslah olmayacağı kaçınılmaz ve arzulanan hedefe doğru ileriye sevk etmiş bir şekilde kalplerimize yerleşmiş olarak kalmaya devam eder; işte bu, Allah’ın istediği şekilde, yani hiçbir sapma ve tahrifat olmaksızın tam bir vahdet ve sadece O’na boyun eğerek tevhidin tamamlanmasıdır

Nitekim gerek yerleşik gerekse dışarıdan gelenler, bu şiarlar (Hac ibadetleri) için Allah’ın rızasını umarak büyük çaba göstermişlerdir. Zamanın şartları nedeniyle hacılar arasında olamayanlar ise, Allah’ın sevip razı olduğu şekilde görev ve farzları yerine getirmekten aciz kaldıklarından dolayı elem ve yara içinde yaşayan kalplerindeki şiarlara yönelik özlem alevlenmiş olsa da niyetlerinde samimi olmuşlardır.

“Kor ateşi avuçlamak” ve “acziyetin prangası” tüm duygulara ve şiarlara eşlik etmiştir; böylece bu azim din için gelen herkesi besleyen bu metodun rahmet ve keremi sayesinde Allah'ın biz Müslümanlara lütfunun bir ilanı olarak tekbir sesleri yükselmiştir. Allah, tekbiri bize bir lütuf kılmış ve onu hayati bir rapor haline getirmiştir; bu yüzden Müslümanın üzerine düşen niyetinde sebat etmesi ve egemenliğe, izzete ve nura ulaşıncaya kadar yolculuğuna devam etmesidir.

Zulmün sonuçları ile Müslümanların kanlarının akıtılması ve katledilmesi şeklinde ortaya çıkan şeyler, tekbir getiren muvahhitlerin intifadası için bir neden olacak mı? Yoksa ümmet, acziyetin ve onun mazeretlerinin tutsağı olmaya devam mı edecek? Hamiyet duygusu hissedip sonra da acziyetle zincirlenen kimse, özellikle bu mübarek günlerde (Zilhicce günlerinde) nefisler arınıp düşmanla karşılaşmak, ahireti ve Allah’ın rızasını talep etmek için yüce azmi kuşandıktan sonra asla teslim olmaz; aksine kaçınılmaz olarak bu acziyetten kurtulmaya çalışır.

O halde ordular ve onların güçleri, bu din için duydukları hararet ve gayretle damarları kaynayan ancak bu rejimler ve yöneticiler tarafından dayatılan acziyet prangalarıyla elleri kolları bağlanmış olan bu ümmetin kahramanlarıyla birleşsin! Umulur ki bir topluluk yardım için ayağa kalkar da başkaları için bir uyanış mesabesinde olurlar; böylece ümmet, acziyetinden sıyrıldıktan sonra o çer çöp halinden kurtularak hak ettiği konumunu yeniden kazanacaktır.

Nitekim "Allahu Ekber" nidası; Kerim Resulümüz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i görmedikleri halde O’na, O'nun metotlarına ve yoluna bağlı kalan sevenlerinin duyduğu samimi özlemi teyit etmek için yükselmiştir. Zira burası, gerçekliğin acısına rağmen akıbete yakinen iman eden herkes için en hayırlı bir makamdır; çünkü o, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sevdiklerinin ve dinin kor ateşini avuçlayanların makamıdır. Fitne zamanındaki bir âbid, Allah yolunda O'nun Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret eden kimse gibidir ve onun ecri, Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in davetinde eşlik eden ve O’nunla birlikte cihat eden O’nun Sahabelerinden elli kişinin ecri gibidir; dolayısıyla o, onlardan bir mücahit gibidir, hatta daha da hayırlıdır; ancak O'nun ashabından bizzat savaşa katılıp canı ve malıyla geri dönmeyenler (şehit olanlar) başkadır.

Tüm bu hayırları gerçekleştiren şey, sabır ve yakîndir; o halde sebat edin; artık kâfirler ve müşriklerle bizim aramızda sadece belirleyici birkaç gün kalmıştır; ardından zulmü ve batılı ezip geçecek bir yardımla muzaffer olacağız, bu dünyayı hidayetin nuruyla aydınlatacağız ve Allah’ın izniyle, O’nun şeriatının ve egemenliğinin gölgesinde yaşayacağız.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Zübeyde Ümmü Osman – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER