Perşembe, 25 Zilhicce 1447 | 2026/06/11
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilâyeti
Medya Bürosu

No: SD-BA-2026-RS-TR-50 H. 17 Zilhicce 1447
M. Çarşamba, 03 Haziran 2026

“Sekülerizm ve Sahte İslam Tarihi Kompleksi” Başlıklı Makalenin Yazarına Yanıt

Sosyal medyada farklı tepkilere yol açan, bir köşe yazarının kaleme aldığı “Laiklik ve Sahte İslam Tarihi Kompleksi” başlıklı bir makaleye muttali olmuş bulunmaktayız.

Söz konusu makalede ortaya atılan birtakım iddialara cevap olarak şunları söylüyoruz:

Birincisi: Yazar, İslam’a karşı cehaletini ele veren ifadeler kullanmıştır; bu cehaleti onu İslam’a ve onun ahkamına iftira atmaya ve hakikatten tamamen uzak sözler söylemeye sevk etmiştir. Adil olmak adına, İslam’a iftira attığı kısmı aynen aktaralım: “İslam, bütün tarihi boyunca dinî farklılıklara sahip insanlar arasında eşitliği sağlayamamıştır. Müslümanların kurduğu bütün devletlerde ordular Arap Yarımadası’ndan çıkıp Asya, Avrupa ve Afrika’daki ülkeleri fethediyor, o ülkelerin halkını üç seçenekle karşı karşıya bırakıyordu: Ya İslam’a girmek, ya cizye vermek, ya da savaşmak. Müslümanlar, savaşı kazandığında erkekler köleleştiriliyor, kadınlar esir alınıyor ve mallara ganimet olarak el konuluyordu...”

Öncelikle yazar, Müslümanların savaşlarının sömürgecilik ya da zorbalık değil fetih olduğunu bizzat kabul etmiştir. Ayrıca bu üç seçenek, yazarın iddia ettiğinin aksine, fetihten sonra değil her zaman savaştan önce sunulmuştur.

Kâfirlerle savaşılmasını emreden, Âlemlerin Rabbi’dir. İslam’a girmeyip Müslümanlarla İslam hükümleri altında yaşamayı kabul edenlerden cizye alınmasını farz kılan da yine O’dur. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

قَاتِلُواْ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ الآخِرِ وَلاَ يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَلاَ يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُواْ الْجِزْيَةَ عَن يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Rasûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.” [Tevbe 29] Müslüman olduğunu iddia eden bu yazar, Allah’ın kelamına ve hükmüne itiraz etmektedir!

Yazarın, “Müslümanların zaferiyle sonuçlanan savaşlarda erkeklerin köleleştirildiği ve kadınların cariye yapıldığı “) iddiası, İslam’ın en azılı düşmanlarının bile söylemediği koca bir yalandır! Zira Müslümanların, kafirlere karşı giriştikleri bir savaştan galibiyetle çıkmaları durumunda, İslam’ın hükümleri uygulanır, insanlar dinlerinde ve ibadetlerinde serbest bırakılırlardı. Eğer durum yazarın iddia ettiği gibi olsaydı, bugün tüm İslam coğrafyasının köle ve cariyelerden oluşması gerekirdi. Aksine İslam, insanları kullara kul olmaktan kurtarıp, kulların Yaratıcısına kul yapmak için gelmiştir.

İkincisi: Yazar, “İslam; manevi hidayet, ahlaki içerik, insan ve hayata dair mana ve gayeler açısından bütüncül bir bakış açısı barındıran bir dindir vb.”) demiştir. Bu bariz bir çelişkidir; zira bir din nasıl olur da hem ruhi bir hidayet ve ahlaki içerik barındırıp, hem de aynı zamanda insan ve hayata dair bütünsel bir bakış açısına sahip olabilir?

İslam, hem ruhi hem de siyasi bir akidedir. İnsanın problemlerini çözmek için gelmiştir. İnsanda insan olması hasebiyle doyurulması gereken içgüdü ve uzvi ihtiyaçları vardır. İşte İslam; Hakîm ve Habîr olan Allah’tan gelen hükümlerle, bu ihtiyaçların ifrata veya tefrite kaçmadan nasıl doyurulacağını beyan etmiştir. İnsanı yaratan Allah, insana neyin fayda ve neyin zarar vereceğini en iyi bilendir! Yazarın bu hükümlerden habersiz olması onu sorumluluktan kurtarmaz, sadece İslam konusundaki cahilliğini tesciller.

Üçüncüsü: Yazar makalesinde “Adalet, özgürlük ve eşitlik konularında Avrupa’yı geçtiğimiz iddiasını tekrarlamayı bırakmalıyız. Bunlar sadece propaganda ve duygusal ideolojik önyargılardır. Avrupa İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni üretti; uçağı, treni, bilgisayarı ve modern bilimleri üretti vb.” demiştir. Yazar hangi Avrupa’nın adaletinden bahsediyor? Avrupa’nın kadim ve modern tarihi bir sömürgecilik tarihidir; Avrupa tarihi özellikle mazlum Afrika halkına karşı işlediği zulümlerle doludur. Bugün dünyada sadece güçlü olanların sözü geçmektedir. Dünyanın en büyük demokratik devletinin başkanının söyledikleri ve yaptıkları ortadadır; zorbalığından müttefikleri bile nasibini almıştır. Onların özgürlük anlayışı ise ahlaksızlığın özgürlüğüdür; fıtrata aykırı davranışların özgürlüğüdür. Erkeğin erkekle, kadının kadınla evlenmesinin özgürlüğüdür. Epstein özgürlüğüdür; Epstein’ın ne olduğunu herkes bilir!

Onların modern ulus devletine gelince; evet, bu devletler kendi aralarındaki bitmek bilmeyen savaşları bir süreliğine durdurmuş olabilirler.

Ancak bizim coğrafyamızda bize dayattıkları ulus devletler ise, sömürgecinin çıkarlarına hizmet eden işlevsel devletlerdir. Bu devletlerin yöneticilerini bizzat atayanlar da devirenler de onlardır. İslam coğrafyasındaki halkların tamamı baskı altındadır. Eğer sömürgeci kâfir Batı olmasaydı, halklarını ezen bu yöneticiler bir gün bile iktidarda kalamazdı. Batılı yöneticilerin Müslümanların başındaki yöneticilerden ne kadar razı olduğuna dair en çarpıcı örnek; Trump’ın Mısır yöneticisi için söylediği “Favori diktatörüm!” sözüdür. Bu söz aslında münafık olanları hariç tüm Batılı yöneticilerin gerçeğini yansıtmaktadır.

İnsan hakları ise Batılı koca bir yalandır; onlar bununla sadece beyaz Avrupa insanının haklarını kastederler. Allah’ın geri kalan kulları onlar için bir anlam ifade etmez. Yahudi varlığının, en büyük demokratik devletin yardımıyla ve insan hakları iddia eden sözde uygar dünyanın sessizliği altında Gazze’de yaptıkları buna yeterli bir delildir. Ayrıca yazar; bilim ve teknik ürünleri ile yönetim, siyaset, nizam ve fikirler arasındaki farkı birbirine karıştırmaktadır. Uçağın, trenin veya modern bilimlerin yönetim ve siyasetle ne ilgisi var? Garip olan şudur ki yazar, Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygurları ezen Çin’i bile örnek göstermiştir!

Dördüncüsü: Yazar makalesinde “Şu an geri kalmış durumdayız, bu geri kalmışlık gerçeğinden nasıl kurtulabiliriz?” diye soruyor ve cevaben de “İslam’ın hem din hem devlet olduğu fikrinden, yani siyasal İslamcı grupların temelini oluşturan o merkezi mitolojiden vazgeçmek gerekir” diyor.

Evet, geri kalmış durumdayız; ama İslam’a tutunduğumuz veya İslam’ın hükümleriyle yönetildiğimiz için geri kalmış değiliz, tam aksine İslam’dan uzaklaştığımız için geri kaldık. İslam, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim olmak ve boyun eğmektir. Yazar ve onun gibiler ise, kafir olmaları bir yana bizim gibi yaratılanlara teslim olmamızı ve boyun eğmemizi istemektedirler. Halbuki Allah bizi onlardan yani kafirlerden sakındırmaktadır. Zira Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ “Ey inananlar! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” [Maide 51]

İslam bir dindir, devlet de bu dinin bir parçasıdır. Bu, İslam’ın merkezi ve esasî bir fikridir. Zira İslam’ın yönetim, siyaset, iktisat ve içtimai nizamını uygulayan ancak bir devlettir. Allah bize şeriatını uygulamamızı emretmiştir, bu bağlamda şöyle buyurmuştur:

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar” [Nisa 65] Kerim Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem de kurtuluşa ermek istiyorsak yönetim ve siyasette hem kendi sünnetine hem de Râşit Halifelerin sünnetine sarılmamızı vasiyet etmiştir. Bu bağlamda şöyle buyurmuştur:

فَإِنَّهُ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ يَرَى بَعْدِي اخْتِلَافاً كَثِيراً فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ، وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الْأُمُورِ فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ وَإِنَّ كُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ “Benden sonra, sizlerden yaşayanlar, birçok anlaşmazlıklara şahit olacaktır! O zaman sünnetime, sünnetimden bildiğiniz şeylere, doğru yol üzerinde bulunan halifelerimin (Hulefa-i Râşidîn’in) sünnetine sımsıkı sarılınız! Sonradan sonraya ortaya çıkarılan birtakım şeylerden sakınınız! Çünkü, sonradan sonraya ortaya çıkarılan şey bidattır. Her bidat da dalalettir, sapkınlıktır!” Bu açık uyarılara rağmen yazar; İslam nizamını ve hükümlerini bırakıp kâfirlerin sekülerizm, demokrasi, kapitalizm, komünizm gibi sapıklıklarına ve hevalarına uymamızı mı istiyor?

Beşincisi: Yazar makalesini “Bugün Avrupa’da hiç kimse Engizisyon mahkemelerini ya da köle ticaretini geri getirmeyi hayal etmiyor. Ama bazı Müslümanlar riddet cezasını, fetih çağlarını, cariyeleri, esir kadınları ve hilafeti geri getirmenin hayalini kuruyorlar.” diyerek bitiriyor.

Müslümanların yönetilmesini istemediği Hilafet, farz olması bir yana zulüm rejimlerinden ve zararlı devletçiklerin tasallutundan kurtulmalarının yegane yoludur. Sadece bir hayal veya temenni değildir; kafirler ve yandaşları hoşlanmasa da mutlaka kurulacaktır. Zira Hilafet Allah’ın bir vaadidir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55] Ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bir müjdesidir. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem yaşadığımız bu ceberut saltanattan sonra Nübüvvet Metodu üzere Râşidî Hilafetin kurulacağını müjdelemiştir. Ahmed’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ. ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.”

Son olarak yazara diyoruz ki: evet İslam tarihi çarpıtılmıştır ancak senin iddia ettiğin gibi İslam’ın lehine değil, düşmanlarının lehine çarpıtılmıştır! İslam tarihini yazanlar, İslam düşmanı oryantalizm ekolüdür. Oryantalistlerin ne olduğunu bilir misin? Ne yazık ki Müslümanların içinden tarih yazanlar da onlardan beslenmiştir ve sen de onlardan alıyorsun! Kaldı ki İslam, tarihten veya insanların uygulamalarından değil; bizzat kaynağından yani vahiyden, Allah’ın Kitabı’ndan ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem ’in sünnetinden alınır.

Allah’tan hem bizim hem de yazarın hidayet bulmasını diliyoruz. Şüphesiz O buna kadirdir.

ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilâyeti
Medya Bürosu
Adres Bilgileri ve Web Sitesi
21 October Street, Imarat al-Vaqf, Ground Floor, East Khartum / Sudan
Telefon: +(249) 0912 24 01 43 – 0912 37 77 07
http://www.hizb-sudan.org/
E-Mail: spokman_sd@dbzmail.com

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER