Davos'ta "Barış Kurulu" Projesinin İmzalanması Gazze’deki Soykırımı Meşrulaştırma Mesabesindedir

بسم الله الرحمن الرحيم

Davos'ta "Barış Kurulu" Projesinin İmzalanması
Gazze’deki Soykırımı Meşrulaştırma Mesabesindedir

21 Ocak 2026'da Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, ABD Başkanı Trump'ın daveti üzerine İsviçre'nin Davos kentinde "Barış Kurulu" projesinin imza törenine katılmak üzere çalışma ziyareti için yola çıktı. 19 Ocak'ta Özbekistan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sherzod Asadov, Özbekistan'ın Trump'ın kurula kurucu devlet olarak katılma teklifini kabul ettiğini duyurdu. Mirziyoyev, Trump'a yönelik mesajında bu girişimi "Ortadoğu'daki kronik çatışmaları çözmeye ve bir bütün olarak bölgede barış ve istikrarı sağlamaya yönelik önemli bir adım" olarak nitelendirdi.

Bu girişim, BM Güvenlik Konseyi'nin 17 Kasım 2025 tarihli 2803 sayılı kararıyla onaylanan Gazze'deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik "Kapsamlı Plan"a dayanmaktadır. Bilindiği üzere BM kararları, özellikle Amerika olmak üzere büyük güçlerin iradesini meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanılmaktadır. ABD öncülüğündeki "barış girişimleri" -İbrahim Anlaşmalarının durumunda olduğu gibi- bölgedeki güç dengesini Yahudi varlığı lehine değiştirmeyi amaçlamaktadır. Amerika'nın Afganistan, Irak, Suriye, Libya ve Sudan'daki “barış, istikrar ve demokrasi” sloganları altında yürüttüğü projeler ise nihayetinde gerisinde cinayet, baskı, işgal ve yıkımdan başka bir şey bırakmamıştır. Aynı senaryo Gazze meselesinde de tekrarlanıyor. Zira Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla meşrulaştırılan plan, aslında işgali sona erdirmeyi değil, aksine işgali yeni bir siyasi biçimde pekiştirmeyi hedefliyor; çünkü Gazze'deki trajedi, Yahudi varlığının işgali ve saldırganlığının ve bunu destekleyen Amerikan politikasının bir sonucudur. Bu nedenle, Trump'ın önerdiği barış planları çatışmayı çözmeyi değil, aksine onu yönetmeyi amaçlamaktadır. Zira Amerika suçlu varlığı silahlandırıyor, ona siyasi koruma sağlıyor, sonra da barıştan bahsediyor! Bu ise bir arabuluculuk değildir; aksine düpedüz bir hükümdür. Bu yüzden bu planlar baskıyı, vahşeti ve katliamları ortadan kaldırmıyor; aksine onlara yasal bir kılıf sağlıyor!

İslam beldelerindeki hain rejimlerin bu iğrenç planlara dahil olması, sorumluluğun paylaşılması ve direnişin zayıflatılmasından başka bir şey değildir. Zira Amerika, Müslümanların başındaki ajan yöneticiler aracılığıyla suçlarını meşrulaştırmak istiyor. Barış adına imza atıyorlar ancak bu imzalar, izzetli Gazze'deki masumların kanlarının dökülmesini meşrulaştırmak için kullanılıyor.

Davos'ta imzalanacak olan belge kağıt üzerinde “barış” olarak adlandırılsa da, siyasi özü Ortadoğu'daki yeni Amerikan düzenini meşrulaştırmak ve Gazze meselesini kontrol altında dondurmaktır. Dolayısıyla işgalin işlemiş olduğu suçları, suç niteliğindeki kuşatmayı, vahşi saldırıları ve Gazze halkına uygulanan toplu cezalandırma politikasını kasten görmezden gelmektir.

Özbekistan rejimi resmi politikasında “tarafsız ve dengeli bir dış politika” sloganının propagandasını yapmış olsa da, ABD tarafından başlatılan ve Yahudi varlığının çıkarlarıyla yakından bağlantılı olan bir yapıya katılması, pratikte tarafsızlıktan vazgeçilmesi anlamına gelmektedir. Yani “Barış Kurulu” üyeliği onu, ABD'nin Orta Doğu politikasının, özellikle de Gazze'de işlenen suçların doğrudan ortağı haline getirmektedir. Dolayısıyla bu karar, devlete ciddi siyasi, mali ve hatta askeri yükümlülükler getirecektir ki bunlardan bazıları şunlar:

1- Diplomatik destek: Kurulun faaliyetlerini güçlendirmek ve diğer ülkeleri de dahil etmek. Buna göre Özbekistan, Kurulun uluslararası sahnedeki faaliyetlerini desteklemesi, onu meşrulaştırması ve diğer ülkeleri bu yapıya dahil etmek için etkili diplomatik önlemler alması gerekecektir. Bu da pratik olarak, Amerikan girişimlerini desteklemek anlamına gelmektedir.

2- Mali yükümlülük: Plana göre, Kurul, Gazze'nin yeniden inşası için uluslararası fonlar oluşturacaktır. Kalıcı üye olmak 1 milyar ABD Doları tutarında bir maliyet gerektirecektir. Bu ise iç sorunlarla boğuşan bir ülke için ağır bir mali yüktür.

3- Askeri ve güvenlik yükümlülükleri: Kurul üyeleri, Gazze'yi silahsızlandırmak ve güvenliği sağlamak gerekçesiyle güçlerini göndermek zorunda kalacaklardır. Bu da Özbekistan'ın, doğrudan askeri ve siyasi çatışmaların girdabına çekilmesi riskini artıracaktır.

Dolayısıyla sorunun sınıflandırılması yanlış olursa, aynı şekilde çözüm de yanlış olacaktır. Gazze'deki sorun, Yahudi varlığının varlığında yatmakta olup çözümü de onu tamamen ortadan kaldırmaktır. Sorun gerçek haliyle kabul edilmezse, sorunu çözmeye yönelik tüm girişimler, sahte bir “barış” kisvesi altında sorunu daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bu nedenle Gazze sorununa yönelik pratik çözüm, Yahudi varlığını mübarek topraklardan silip süpürmeye ve onun arkasında duran güçleri İslam beldelerinden kovmaya muktedir olan siyasi bir gücü gerektirmektedir. Bu güç ise Raşidi Hilafettir. Bu nedenle Müslümanların, sömürgeci güçlerin dayattığı mevcut rejimlerin iç ve dış politikalarını reddederek nebevi sirete göre çalışan Hizb-ut Tahrir'in liderliğinde Nübüvvet Minhacı Raşidi Hilafeti kurmak için ciddi adımlar atmaları gerekir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulaziz Özbeki

Bu kategoriden diğerleri: « Rejimlerin İhaneti İle Onların Enkazı Üzerine Hilafeti Kurma Vacibi Arasında İslam Ümmetinin Bugünkü Gerçekliği

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık