Cuma, 24 Ramazan 1447 | 2026/03/13
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ramazan Serisi: İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları Altıncı Bölüm Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabileleri Ziyaret Ettiğinde: Siret Dersleri ile Gerçekliğin Bilinci Arasında Nusret Talep Etmek ve Devleti Kurmak

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ramazan Serisi: İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları

Altıncı Bölüm

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabileleri Ziyaret Ettiğinde: Siret Dersleri ile Gerçekliğin Bilinci Arasında Nusret Talep Etmek ve Devleti Kurmak

Peygamberimizin siretinde geçen nusret talebi, sadece davanın geçici olarak harekete geçirilmesi değildir, aksine daveti koruyacak ve onu güçlendirecek bir varlık hakkında düzenli bir arama yapmak yoluyla zayıflık merhalesinden iktidar-egemenlik merhalesine geçmek için bilinçli bir çalışmadır. Ebu Talib ve Hatice Radıyallahu Anha'nın vefatından sonra, Kureyşlilerin eziyeti şiddetlenmiş ve Mekk'de davet daralmıştı; bu yüzden artık sadece tebliğ etmek yeterli değildi; zira İslam'ı insanların gerçekliğinde ikame etmek için onu koruyacak bir güce ve ona yardım edecek bir otoriteye ihtiyaç vardı.

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Sakif (kabilesinden) nusret (yardım) aramak için Taif'e gitmişti; onlardan para veya makam talep etmemiş, aksine Rabbinin risaletini tebliğ etmek için kendilerini, kadınlarını ve çocuklarını korudukları şeylerden onu da korumalarını talep etmiştir. Ancak onlar sert bir şekilde karşılık verdiler ve sefihlerini (ayak takımlarını) O’nun başına musallat ettiler. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye geri döndü ancak fikir durmadı; aksine hac mevsiminde Arap kabilelerine kendini arz etmeye, evlerini ve çadırlarını ziyaret etmeye, onları İslam'a davet etmeye ve onlardan nusret ve güç talep etmeye başlamıştır.

Siret kitapları, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yirmiden fazla kabileye kendini arz ettiği rivayet edilmektedir ki bunlardan bazıları şunlardır:Beni Amir Bin Sa’sa, Beni Şeyban, Beni Bekir İbn Vail, Kinde Beni Hanife, Beni Mürre, Beni Abs ve diğerleri. Arz etme, soyut ruhani bir davet değildi, aksine parametreleri net bir arzdı ki o da: Sadece Allah'a iman etmek, putlara iman etmeyi terk etmek ve risaleti tebliğ etmek ve İslam'ı tatbik etmek için Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e koruma sağlamak.

En meşhur durumlardan biri Beni Amir bin Sa'sa ile ilgiliydi. Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların arasına oturdu, onları Allah Azze ve Celle'ye davet etti ve onlardan nusret talep etti. Onların arasından kendisine Beyhara İbn Firas denilen bir adam, Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle net bir soru sordu: “Şayet senin emrin üzere sana biat etsek, sonra Allah seni, sana karşı çıkanlara karşı üstün kılarsa, senden sonra emir bizim olacak mı?” Soru Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra otoriteyle ilgiliydi ve bu yolun sonuçları büyük olduğu için haksız bir soru da değildi. Peygamberimizden de net bir cevap gelmiştir: الْأَمْرُ إِلَى اللهِ يَضَعُهُ حَيْثُ يَشَاءُBu mesele Allah'a aittir. Onu dilediği yere verir.” Nusretin yönetime varis olmak için bir yol olmadığını anladıklarında, onu reddettiler.Zira onlar, siyasi bir anlaşma isterlerken Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise herhangi bir gizli amaç gütmeden sadece din için nusret talep ediyordu.

Diğer bir durum ise Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kendisini Beni Şeyban bin Salebe kabilesine arz etmesi olmuştur ki onların arasında Müsenna bin Harise ve Hâni bin Kubaysa da vardı. Sözleri onların hoşuna gitti ve onların güç ve kuvvet ehli olduklarını, ancak Kisra ile yaptıkları antlaşmaya bağlı kaldıklarını ve onu bozmak istemediklerini söylediler ve Perslerle çatışmaya girmeden Arap beldesinden gelebilecek şeylere karşı yardım etmeyi önerdiler.Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara bu dinin kısmiliği kabul etmediğini, talep edilen nusretin kısmi değil kapsamlı olduğunu ve kendisine nusret verenin tüm çatışmanın sonuçlarına katlanması gerektiğini açıklamıştır.Bunun üzerine kibarca özür dilediler ve nusret gerçekleşmedi.

Aynı şekilde Beni Hanife de reddetme konusunda sert bir tavır sergilemiştir; hatta bazı siret yazarları onları, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı en sert tepki gösteren kabilelerden biri olarak nitelendirmişlerdir. Buna rağmen projenin özünden ödün vermeden ve umutsuzluğa kapılmadan her yıl dolaşmaya ve kendisini arz etmeye devam etmiştir.

Sonra Akabe gelmiştir. Nitekim Hazrec'den bir grup Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir araya gelerek O'nu dinleyip iman ettiler, sonra onlar ertesi yıl yanlarında başkalarıyla birlikte geri döndüler ve böylece İkinci Akabe biati gerçekleşti; zira Ensar, işitmek ve itaat etmek üzere ve kendilerini ve çocuklarını korudukları gibi onu da koruyacaklarına dair Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e biat etti. Burada Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yıllardır aradığı nusret gerçekleşmiştir. Zira onlar, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Kendisinden sonra gelecek haleflik hakkında soru sormadılar ve nusret için coğrafi bir sınır şart koşmadılar, aksine davayı kamil bir şekilde korumak ve Araplar ve Acemlerle olan çatışmanın sonuçlarını katlanmak için Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e biat ettiler.

Burada, bir dizi derin siyasi dersler ortaya çıkmaktadır: Birincisi; toplumda dinin ikame edilmesi için onu koruyacak bir güce ihtiyaç vardır ve otorite olmadan sadece fikri olarak ikna etmek yeterli değildir. İkincisi; nusret çıkarlar ittifakı değildir, aksine kapsamlı ideolojik bir bağlılıktır. Üçüncüsü; devletin kurulması için çalışmak, açık merhalelerden geçmiştir ki bunlar; fikri davet, ardından toplumla kaynaşma ve buna eş zamanlı olarak Medine'de fiili bir varlığın kurulmasına kadar güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etmek.

Bunu gerçeklikle ilişkilendirdiğimizde birçok ıslah hareketleri veya projesinin, fikirlerini koruyacak bir varlık için çalışmadan vaaz vermekle yetinmeleri ya da projelerinin özünü boşaltan anlaşmalara girmeleri nedeniyle tökezlediklerini görmekteyiz. Bazı güçler dinle, kamil bir şekilde uygulanacak bir metot olarak değil de, yönetime ulaşmak için bir araç olarak muamele etmektedir; dolayısıyla nusret noktasında samimiyetini kanıtlamadan önce Beni Amir'in sorduğu gibi otoritedeki payını sormaktadır.

Sirette geçen nusret talebi, duygusal bir dürtüden ziyade, vahiyle düzenlenen bilinçli siyasi bir görev ve eylemdir; işte bu eylem, projenin özünden taviz vermeden, ideoloji üzerinde kararlılık ile araçlardaki esnekliğin arasını dengelemektedir. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yıllarca kabileler arasında dolaştı ve ardı ardına reddedilmeyle karşılaştı ancak davetinin içeriğini sulandırmadı ve İslam'ın bütünlüğünü bozacak şartlı nusreti de kabul etmedi.

Bu merhaleyi anlamak, değişim meselesine yönelik bakışımızı yeniden şekillendirecektir: Zira davetin koruyucu bir kuluçkaya, projenin onu destekleyecek bir güce ihtiyacı vardır ve nusret, bir slogan değil, aksine onu sunan kişinin külfetine katlandığı bir taahhüttür. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Arapların evlerini dolaşmasını düşünen bir kimse, devletin kurulmasının bir anda ortaya çıkmadığını, aksine şöyle denilen diyen doğru ortam hazırlanıncaya kadar uzun bir sabır, net bir vizyon ve ideoloji üzerinde kararlılık gibi bir bedeli olduğunu anlayacaktır: Size ne üzerine biat edeceğiz? Bedeli öğrenince şöyle dedi: Kârlı bir alışveriş; ne (satıştan) vazgeçeriz ne de vazgeçilmesini kabul ederiz.”

Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Medya Bürosu

Devamını oku...

Pakistan Ordusunun Amerika ve Yahudi Varlığına Karşı İran'daki Müslümanlara Yardım Etmesini Engelleyen Şey Nedir?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Pakistan Ordusunun Amerika ve Yahudi Varlığına Karşı İran'daki Müslümanlara Yardım Etmesini Engelleyen Şey Nedir?

Pakistan'daki Müslümanlar, Amerika ve Yahudi varlığının İran'a yönelik saldırıları nedeniyle ciddi acılar çekmektedir; zira bu saldırılar Gazze'de yaşananlara benzemektedir; çünkü saldırılarda çocuklara, kadınlara ve yaşlılara merhamet edilmemekte ve okullar ve oyun alanları istisna kılınmamaktadır. Oysa müminler, tek bir vücut gibidir; tıpkı Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu gibi: مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”[Müslim rivayet etti] O halde şu soruyu sormamız doğaldır: Neden Pakistan silahlı kuvvetleri İran'daki Müslümanları desteklemek için henüz harekete geçmemiştir?

İslam akidesi açısından Pakistan ordusunun bunu yapmasını engelleyen hiçbir şey yoktur; zira İranlı Müslümanlar, Pakistanlı Müslümanların kardeşleridir ve iman bağı, yeryüzündeki en güçlü bir bağdır. Bu yüzden İslam akidesi, Selman-ı Farisi'yi, Bilal-ı Habeşi'yi, Arap Ebu Bekir ve Suheyb Rumi'ye (Allah hepsinden razı olsun) kardeş kılmıştır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ Müminler ancak kardeştirler.” [Hucurat 10] Dolayısıyla İslam akidesi, Müslümanların birliğini engelleyen milliyetçi ve bölücü bağları ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla da İslam fıkhı açısından Pakistan ordusunu engelleyen hiçbir şey yoktur. Bu yüzdendir ki Pakistanlı Müslümanların takip ettiği Hanefi mezhebinin kurucusu olan Ebu Hanife, İranlı Müslümanların takip ettiği Caferi mezhebinin kurucusu Cafer-i Sadık'ın öğrencisidir. Nitekim Buhari tarih kitabında şöyle demiştir: “Ebu Hanife ondan rivayet etmiştir”. İşte bu, Müslümanların birliğini engelleyen mezhepçiliği batıl kılmaktadır.

Pakistan ordusunun toplumsal olarak müdahale etmesini engelleyen hiçbir şey yoktur; zira Pakistan, İran'dan sonra dünyanın en büyük ikinci Şii topluluğuna sahiptir ve bölgedeki Sünniler ile Şiiler arasında yüzyıllardır süren güçlü bir bağ vardır; bu yüzden onların hepsi, şerî olan namaz kılarlar, şerî olan Ramazan orucunu tutarlar ve mübarek ay boyunca geceleri Rablerine ibadet ederler!

Coğrafi açıdan olana gelince; İran ve Pakistan 909 kilometrelik mesafe boyunca birbirlerine komşu olup İran'ın Sistan ve Belucistan eyaletini, Pakistan'ın Belucistan eyaletinden ayırmaktadır; dolayısıyla Pakistan Ordusu'nun 12. Kolordusu Ketta'dan cihat ilan etmiş olsa, bu bölgelere ulaştığında, yapay sömürge sınırlarının her iki tarafındaki on binlerce adamla sayıları artmış olacaktır.

Uluslararası sistem açısından olana gelince; Amerika'nın İran'a yönelik saldırısı hakkında büyük güçler arasında derin bir bölünme vardır; zira Avrupa ülkeleri Amerikan askeri ihlallerini açıkça reddettiklerini ifade etmektedirler. Rusya’ya gelince; 6 Mart 2026'da Washington Post, Rusya'nın ABD'nin askeri varlıkları hakkında İran'a hassas istihbarat bilgileri sağladığını bildirmiştir. Çin ise petrol tedarikinden endişe duymakta olup İran ile kanallar açmıştır.

Bölgesel rejimler açısından olana gelince; Batılı ajanlar ve Körfez'deki tabiileriyle yapılan herhangi bir anlaşmanın bir kıymeti yoktur. Zira bu yöneticiler de, Müslüman ordularının Gazze'deki Müslümanlara yardım etmesini engelleyen Müslümanların başındaki diğer yöneticiler gibidirler. Dolayısıyla onlar, Amerika'nın konuşlandırdığı güçlerden çok daha büyük olmalarına rağmen, Müslüman ordularını zincire vurmuşlardır. Nitekim 5 Mart 2026'da ABD Ordusu Genelkurmay Başkan Yardımcısı Christopher C. LaNeve, 160 ülkede sadece 108.000 askerin konuşlandırıldığını veya ileri mevzilerde bulunduğunu, bunların 91.000'inin Hint ve Pasifik Okyanuslarında olduğunu teyit etmiştir. Peki bu, ümmetin milyonlarca askeri ve yüz milyonlarca cesur adamıyla karşılaştırıldığında küçük bir sayı değil midir?

Müslümanlar arasındaki mevcut savaşa gelince;bu, Müslümanları dinlerine yardım etmeye yönelik şerî vacibini engellemez.Ayrıca Pakistan ordusu ile Afganistan'daki mücahitler arasındaki savaşla ilgili olarak; cihadın doğası, ümmetin düşmanlarına karşı duyduğu öfke yoluyla Müslümanlar arasındaki düşmanlığı ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca cihad da, zafer veya şehadetin gerçekleşmesi konusundaki güçlü arzu nedeniyle karşılıklı intikam arzusunu ortadan kaldırmaktadır.Pakistan'ın ordusu ve Pakistan Belucistan bölgesindeki militanlar arasında yaşanan çatışmalar için de aynı durum geçerlidir.Ayrıca bu savaşçılar İran'ın Sistan ve Belucistan bölgelerindeki Müslümanlarla güçlü kabile bağlarına sahiptir ve Haçlı Amerikalılara ve Yahudi varlığına karşı cihat için seferber olmaları, savaş başlamadan önce bile düşmanları korkutacak şekilde Müslümanları birleştirecektir.

Pakistan askeri liderlerinin, Trump ile olan güçlü kişisel ilişkilerinin Pakistan'a zarar gelmesini önleyeceği iddiası ise vehimlerden ibarettir; zira Müşerref'in George W. Bush ile olan ittifakı ve onunla olan güçlü kişisel ilişkileri, Pakistan'ı büyük mal ve can kayıplarından koruyamamıştır. Aksine Müşerref, rolü sona erip artık ona ihtiyaç kalmadığında, kendini Amerika tarafından başka bir ajanla değiştirilmekten kurtaramamıştır. O halde Asim Munir'in hali ve onun Trump ile olan kişisel ilişkileri ve Amerika ile olan ittifakı nasıl farklı olabilir ki? Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتاً وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin (ağının) durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!” [Ankebut 41]

Ey Afganistan, Pakistan ve İran’daki Müslümanlar: Bizler, uzun zamandır karşılıklı birbirimizin düşmanı olan kardeşleriz; zira milliyetçilik ve mezhepçilik bizleri bölmüş olup bizim bölünmemiz, sadece Haçlı Amerikan, Yahudi varlığı ve Hindu devleti gibi düşmanlarımızın işine yaramıştır; bizler eski sömürgeci İngilizlerin "böl ve yönet" politikasını biliyoruz; o halde nasıl olur da şimdi sömürgeci Amerikalıların "böl ve yönet" politikasını görmezden gelebiliriz? Ki bu yüzden Gazze’ye yardım etmek için harekete geçmedik. Şimdi de İran ve Gazze'ye birlikte yardım etmek için harekete geçmiyoruz; o halde gelin Ramazan ayında, Allahu Teala'ya itaat etmeye dönerek samimi bir tövbe ile tövbe dönelim, saflarımızı birleştirelim, Allah'ın Kitabı'na göre hüküm verelim ve bu zaferler ayında cihad için harekete geçelim! Bakın Hizb-ut Tahrir sizinle birlikte, sizin içinizde ve sizin aranızdadır; öyleyse kafirler kerih görseler de diğer rejimlere karşı İslam'ın kelimesini yüceltmek için onunla birlikte hayırlar işleyin.

Ey Pakistan silahlı kuvvetler içindeki Müslümanlar! Sizler ümmet içinde büyük askeri bir güçsünüz; bu yüzden Allah'a karşı en büyük sorumluluğu taşıyorsunuz; o halde liderliğinizdeki Amerikan ajanları yüzünden cehennem ateşine girmeyin. Haydi onları ortadan kaldırın ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nusret verin; Allah Celle Celaluhu'nun rızasına ve Onun geniş cennetine nail olmak için Allah'a koşun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER