Cuma, 17 Ramazan 1447 | 2026/03/06
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ramazan Serisi - İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları| Üçüncü Bölüm| Zafer Sadece Bir Slogan Değildir! İkinci Akabe Biati

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ramazan Serisi - İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları

Üçüncü Bölüm

Zafer Sadece Bir Slogan Değildir

İkinci Akabe Biati

İkinci Akabe biati, anlatılacak bir hikayede geçip giden bir olay değildi, ne de kalabalık dağılmadan önce gözyaşlarının övgü çığlıklarıyla karıştığı duygusal bir an değildi. Aksine, zayıflık ve güçlenme arasındaki bir dönüm noktasıydı ve bu proje, üzerinde durulacak bir temel ve güvenilecek bir otorite arıyordu. Bu, ne kadar saf ve büyük olursa olsun, bir fikrin gerçeğe dönüşmesi için onu koruyacak bir otoriteye ihtiyaç duyduğunu açıkça ortaya koyan bir beyandı.

Kabilelerin bir araya geldiği ve sadakatlerin çoğaldığı hac mevsiminde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendini insanlara arz eder ve şöyle derdi: مَنْ يُؤْوِينِي؟ مَنْ يَنْصُرُنِي حَتَّى أُبَلِّغَ رِسَالَةَ رَبِّي؟Rabbimin risâletini tebliğ edebilmem için beni kim barındırır, bana kim yardım eder?” Yani kişisel koruma talebinde bulunmamıştır, aksine projeyi kamil bir şekilde kucaklayacak siyasi bir ortam arıyordu. Yüksek düzeyde iman ve bilince sahip erkek ve kadınlardan oluşan Mekke'deki davet, on yıl boyunca devam etti ancak daveti koruyacak siyasi bir varlık yoktu. Dolayısıyla her ne zaman eziyet şiddetlense, güç dengesini değiştirmek için bireysel fedakarlıkların tek başına yeterli olmadığı net bir şekilde açığa çıkıyordu.  

Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Yesrib'den gelen Ensar heyetiyle görüştüğünde, bu görüşme tamamen duygusal bir görüşme değildi. Nitekim Birinci Akabe biatinde iman ve ahlaka odaklanılmıştır. Ama İkinci Akabe biatinde, nusrete ve tam bir korumaya odaklanılmıştır: أُبَايِعُكُمْ عَلَى أَنْ تَمْنَعُونِي مِمَّا تَمْنَعُونَ مِنْهُ نِسَاءَكُمْ وَأَبْنَاءَكُمْKadınlarınızı ve çocuklarınızı kendisinden koruduğunuz şeylerden beni korumanız üzere beyatlaşıyor musunuz?” Bu, sadece bir sempati değil, aksine nusretin açık bir tanımıdır. Ensar, bunun tüm Araplarla bir savaşa sürükleyeceğini ve bir vaizi değil, aksine Arap Yarımadası'nın ve hatta tüm dünyanın haritasını değiştirecek bir projenin liderini ağırlayacaklarını anlamışlardı.

Bera bin Ma’rur, Sa’d bin Ubade ve Ensar’dan diğerleri hiç tereddüt etmediler. Zira açıkça şöyle dediler: Evet, sizin lehinize olan bizim de lehimizedir, sizin aleyhinize olan bizim de aleyhimizedir. Ancak onlar, biatin, kan, kılıçlar ve Kureyş ile çatışma anlamına geldiğini idrak ediyorlardı. Bu nedenle semeresini sordular: “Biz bunu kabul ettiğimizde, bunun karşılığında bize ne var?” Ve hemen cevap geldi: الْجَنَّةُ “Cennet.” Dolayısıyla anlık siyasi ve dünyevi kazanımlar için bir vaat olmamıştır; aksine nusret ile akıbeti-semeresi arasında bir bağlantı olmuştur. Nitekim bu denklemde, projenin zatı itibariyle bir otorite olmadığı, aksine hak olanın ikame edilmesi olduğu ortaya çıkmaktadır.
O geceden itibaren gidişat değişti. Zira davet artık sadece bireyleri korumayla ilgili bir arayış değildi, aksine bir varlık haline gelmenin eşiğindeydi. Bu yüzden biatin akabinde gerçekleşen hicret, bir kaçış değildi; aksine devleti kabul etmeye hazır olan bir toprağa bilinçli bir intikal olduğu gibi davetin ifade edilmesi ve devletin kurulması için nefislerini ve canlarını bir köprü olarak ortaya koyan güç ve kuvvet ehliyle bir araya gelmekti. Eğer Müslümanlar Mekke'de bir destek olmadan kalmaya devam etselerdi, yıpranma devam edecekti. Nusret eksik veya şartlı olsaydı, o zaman proje ilk sınavda tökezleyecekti. Ancak koruma, itaat ve fedakarlığa hazırlık da dahil nusret tamdı.

Gerçekliğimize baktığımızda, sempati ile destek/nusret arasındaki farkı görürüz. Birçok insan, ümmetin karşı karşıya olduğu sorunlar için acı duyar, tepki gösterir, bağış yapar ve sloganlar atar. Bu önemlidir, ancak Akabe’de somutlaştırdığı anlamda bir destek değildir. Destek, açık bir siyasi taahhüttü: çatışmanın sonuçlarına katlanmaya, etkili koruma sağlamaya ve kapsamlı bir değişim projesine katılmaya istekli olmak. Bu, mevsimlik bir slogan ya da etkinlikle sona eren bir coşku dalgası değildi.

Daha derin bir ders ise; bir sisteme ve yaşam tarzına dönüştürmek istediğiniz her fikrin, onu koruyacak bir güce ihtiyacı olmasıdır. Ama bu, sadece şiddet anlamında bir güç değildir; aksine hükümleri uygulamaya, saldırıları püskürtmeye ve taşımış olduğu vizyona göre toplumu yönetmeye muktedir olan bir Sultan-otorite anlamında bir güçtür. Bu otorite olmadan, fikir havada asılı kalacağı gibi kuşatmaya veya baskıya da maruz kalacaktır. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in açıkça üzerinde çalışmış olduğu şey işte budur; bu nedenle uygun bir ortam oluşmadan Mekke'de çatışmaya girme konusunda acele etmemiştir.

Çağdaş devletlerin gerçekliğinde, güç merkezlerinde gerçek desteğe sahip olmadıklarından dolayı birçok projenin nasıl da çöktüğünü görmekteyiz. Bir fikir kendi zatında doğru olabilir ancak nusretin yokluğu, fikrin kurumlara ve yasalara dönüşmesini imkansız bir hale getirmektedir. Tersi de olabilir: Yani net bir fikir olmadan güç elde edilebilir ve sultan-otorite, dar çıkarlar için bir araca dönüşebilir. Bu yüzden Akabe bize, gerekli olanın denge olduğunu öğretmiştir: Net bir fikir + tam nusret.

Biat, Ensar tarafından gerçekleştirilen bilinçli bir eylemdi. Yani Ensar, sloganlarla aldatılmadılar ve geçici duygularla hareket ettirilmediler. Aksine dinlediler, anladılar, riskleri değerlendirdiler, sonra da tercihlerini yaptılar. Bizim gerçekliğimizde birçok hayati kararlar, hiç sonuçları düşünülmeden anın baskısı altında veya duygusal bir tepkiyle alınmaktadır. Bu yüzden Akabe, tercih ettiği şeyin sorumluluğunu üstlenen kolektif bilince dair bir modeldir.

Ramazan, bireysel düzeyde biatin anlamını yeniden canlandırmaktadır. Zira biat, bir tokalaşma değil, aksine pratik bir taahhüttür. Dolayısıyla bir kişi “İşittik ve itaat ettik” dediğinde, kendini külfetli bir yola bağlamış olur. Aynı şekilde en geniş anlamıyla nusret, bir slogan değildir, aksine değişimin yükünü üstlenmeye yönelik bir hazırlıktır.

Mekke ile Yesrib-Medine arasında ve zayıflık ile iktidar arasında, İkinci Akabe gecesi gerçek bir köprü olmuştur. Devlet, sadece söylemle ya da sadece kılıçla kurulmamıştır, aksine imanı kamil bir siyasi bağlılığa dönüştüren bilinçli bir biatle kurulmuştur. İşte bu anı anlayan bir kimse, kalkınmanın sadece duygularla ya da yüce sloganlarla değil, aksine vaat edilen devlet, yani Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti yeryüzünde kurulana kadar sonuna kadar sonuçlarına tahammül edecek samimi bir nusretle gerçekleşeceğini de anlar.

Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Medya Bürosu

Devamını oku...

İspanya, ABD'nin İran'a Karşı Savaşta Kendi Üslerini Kullanmasına İzin Vermeyi Reddediyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

İspanya, ABD'nin İran'a Karşı Savaşta Kendi Üslerini Kullanmasına İzin Vermeyi Reddediyor

Haber:

Flightradar24'ün navigasyon verileri, Pazartesi günü Madrid'in, ABD'nin İran'a saldırı düzenlemek için iki üssü kullanmasına izin vermemesi üzerine 15 ABD askeri uçağının İspanya'nın güneyindeki Morón de la Frontera ve Rota üslerinden ayrıldığını ortaya çıkarmıştır. (El Cezire Net)

Yorum:

Ortaya çıkan bir başka savaş ise, yerle bir edilen Gazze'ye karşı Yahudilerin savaşı olup Gazze halkının bombalanma, açlık, soğuk ve hastalıklar nedeniyle ölmesidir. Amerika ve Yahudi varlığının İran'a karşı savaşı ve olaylar, yöneticilerin kendi ciltlerinden olan evlatlarını yardımsız bıraktığını ortaya koymuştur. İnsan kapasitesini aşan vahşi savaşlar ve Müslümanların başındaki yöneticiler kınama, karşı çıkma ve eleştiriyle yetinirlerken İspanya, ister İran’a karşı savaşı reddetmesi, isterse ülkesindeki üslerin kullanımı için şartlara bağlı kalması şeklinde olsun Amerika’ya karşı çıkmış ve onun kararlarına “hayır” demiştir. Yani eğer Amerika aralarındaki anlaşmaya aykırı bir şey talep ederse, Amerika'nın size dayatmalarını reddedebilirsiniz; bizim yöneticilerimizde eksik olan işte budur; çünkü gerek Gazze'deki Yahudilere karşı savaşta gerekse İran'a karşı savaşta takdire şayan bir tavır sergilediklerini görmedik.

Birçok Müslüman ülkede Amerika’nın askeri üsleri bulunmaktadır; bu nedenle bu ülkelerin yöneticileri bu üsleri sınır dışı etmeleri, üsleri kapatmaları ve petrolü Amerika ve Batı'dan engellemeleri gerekir; çünkü petrol onların can damarıdır. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, hiçbiri Gazze, İran, Suriye veya Lübnan'da Müslümanlara karşı yürütülen savaşları reddeden bir tutum sergilememiştir; dahası ülkelerinde sömürgeci kafirlerin baştan askeri üslerinin olmaması daha iyi olurdu. Ancak bu üslerin Müslüman bir ülkeye saldırmak için fırlatma rampası olması ise büyük bir felakettir; çünkü bu, büyük bir ihanet ve sömürgeci kafirlerle birlikte komplo kurmaktır. Bu yüzden ümmetin, bu Rüveybida yöneticilerin karşısında durması, onlardan kurtulması, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurması ve Müslümanlara yardım etmek ve Müslüman ülkelere saldıran kafirlere karşı koymak için ordular hazırlaması gerekir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Suzan el-Mücerrat – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Modi, Müslümanlara Karşı Netanyahu'dan Daha Az Suçlu Değildir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Modi, Müslümanlara Karşı Netanyahu'dan Daha Az Suçlu Değildir!

Haber:

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yahudi varlığının Başbakanı Netanyahu tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bir Yahudi varlığı ziyareti gerçekleştirdi; Modi, Knesset'te yaptığı konuşmada Hindistan'ın Yahudi varlığına olan sarsılmaz ve kararlı desteğini dile getirdi; ayrıca Yahudi varlığının acısı ve üzüntüsünü hissettiğini de ifade etti, Hindu ve Yahudi değerlerinin ortak olduğunu ve ortak düşmanların varlığını da vurguladı. Yine Modi, Yahudi ve Batı'nın terör mefhumunu da benimsemiştir; zira Knesset'te yaptığı konuşmada Modi, ülkesini “dini özgürlüğün vahası” olarak takdim etmiş ve ülkedeki Müslümanlara karşı uygulanan baskıları görmezden gelmiştir. Ayrıca, “Hindistan'ın bu topraklarla olan bağının da kan ve fedakarlıkla yazıldığını” iddia etmiştir.Birinci Dünya Savaşı sırasında bu bölgede dört binden fazla Hint askeri hayatını kaybetmiştir. Ayrıca Eylül 1918'deki Hayfa'ya yapılan süvari saldırısı, askeri tarihte önemli bir bölüm olarak kalmıştır” ifadesi, tarihi kaynaklara göre Hayfa'ya saldıran ve Osmanlı ve Alman kuvvetleriyle karşı karşıya gelen İngiliz Ordusu'nun Hint süvari tugaylarına atıfta bulunmaktadır.

Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında Modi, teknoloji ve enerji de dahil olmak üzere çeşitli alanları kapsayacak şekilde Yahudi varlığı ile gelecekteki iş birliği planlarına değindi ve şunları söyledi: “Birlikte, ortak kalkınma, ortak üretim ve teknoloji alışverişi yönünde ilerleyeceğiz; aynı zamanda barışçıl nükleer enerji ve uzay gibi alanlarda da işbirliğimizi güçlendirmek için çalışacağız.”Basın toplantısı sırasında, tarım, eğitim, jeofizik keşif ve yapay zeka alanlarında 16 mutabakat zaptı imzalanmıştır. (Ajanslar)

Yorum:

Birincisi: Hindistan, Müslümanlara karşı Yahudi varlığından daha az suçlu değildir; zira onun modern tarihi, soykırım ve etnik temizliğe varan büyük olaylar ve İslami belde Keşmir'in işgali de dahil olmak üzere Müslümanlara karşı yüzlerce, hatta binlerce saldırı olayını kaydetmiştir.

İkincisi: Bu ziyaret, İslam ümmetine karşı açık bir düşmanlık beyanı niteliğinde olup, Yahudiler ve Hinduların Müslümanlara karşı ittifak kurduğu anlamına gelmektedir; ayrıca bu ziyaret, dünya çapında birçok onurlu insanın Gazze halkına karşı işlediği suçlar nedeniyle Yahudi varlığını boykot ettiği bir dönemde, Hindistan'ın Müslümanlara karşı işlediği suçlarda Yahudi varlığına verdiği desteği ifade etmektedir.

Üçüncüsü: İslam ümmeti, kendisine düşmanlık besleyen ve kendisine karşı suç işleyenleri hafızasına kaydetmekte olup Allah'ın izniyle yakında Hilafet Devleti kurulduğunda, her suçluyu işlediği suçlarından dolayı muhasebe edecektir.

Dördüncüsü: Çok yakında Allah'ın izniyle Nübüvvet Minhacı üzere kurulacak olan Raşidi Hilafet, Filistin'i Yahudilerin pisliğinden, Keşmir'i Hinduların pisliğinden temizleyecek ve yüzyıllar boyunca Müslümanlar tarafından yönetilen Hint topraklarını geri alacak, onları Hinduların pisliğinden temizleyecek ve Allah'ın izniyle onlara İslam'ın adil yönetimini geri getirecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Halife Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

Amerika'nın İran'a Saldırısı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Amerika'nın İran'a Saldırısı

Haber:

Ramazan'ın onuncu günü, yani 28 Şubat 2026 akşamı ABD Başkanı Trump, Amerika ve Yahudi varlığının İran'a karşı yürüttüğü savaşın ilk saldırılarında İran'ın Yüksek Dini Lideri Ali Hamaney'in öldürüldüğünü ve bu durumun İran'ı ve tüm bölgeyi muazzam sonuçlar doğuracak kritik bir dönüm noktasıyla karşı karşıya getirdiğini açıkladı. (El Cezire Net)

Yorum:

İran'a yönelik saldırıyla ilgili dikkate alınması gereken bazı noktalar şunlardır:

1- Görünen o ki Amerika, İran rejimini belirli bir şekilde değiştirmek istiyor. İran ise onlarca yıldır Amerika'nın yörüngesinde dönmeye devam etmiştir ki bu da onun dış politikasının Amerika'nın politikasıyla bağlantılı olduğu anlamına gelmektedir.Dolayısıyla İran liderliği içindeki Amerikan yanlısı gruplar, ister 2001'de Afganistan'ın işgalinde olsun, ister 2003'te Irak'ın işgalinde olsun, ister 2011'den beri Suriye devriminin bastırılması veya 2023'ten beri Müslüman orduların Gazze'ye yardım etmesinin engellenmesi olsun önemli bölgesel girişimlerde en üst düzey dini liderliğin önderliğinde her zaman Amerika'nın yanında yer almıştır.

2- Ancak yeni bir Ortadoğu inşa etmek için Amerika, mevcut destekçilerinin bile kabul edemeyeceği talepler dayatmıştır.ABD politikasının destekçileri açık olan ajanlar değildir ve onların ajanların bağlı kalmadığı kırmızı çizgileri vardır. Ayrıca İran'ın durumunda olduğu gibi pozisyonlarında farklılıklar da vardır.Nitekim Trump, Yahudi varlığının rolünü genişletme politikası çerçevesinde bölgesel güç dengesini Yahudi varlığının lehine değiştirmek amacıyla İran ile aşağılayıcı bir anlaşma imzalamaya çalışmıştır. Ama Trump, İran'ın askeri ve nükleer kapasitesini önemli ölçüde azaltacak her türlü önlemi şiddetle reddeden Yüksek dini Lider grubunun direnişiyle karşı karşıya kalmıştır. Süleymani'nin grubunun uzun süredir Trump'ın başının belası olduğu ve bu grubun, İran'ın Lübnan'daki partisini de içeren direniş ekseninin dağıtılmasına öfkelendiği bilinmektedir.Trump'ın rejim değişikliği konusunda dikkate aldığı diğer hususlardan biri, İbrahim Anlaşmalarının İran'ı da kapsayacak şekilde genişletilmesidir.Bu bağlamda Netanyahu, Yüksek dini Liderin önderliğindeki İran ile herhangi bir anlaşmaya karşı çıkmış ve daha fazla taviz veren alternatif bir sistem üzerinde ısrar etmiştir.

3- Bu bağlamda Amerika, Devrim Muhafızları içindeki daha uzlaşmacı ve gerçekçi bir grubun İran'da dizginleri ele geçirmesini tercih etmektedir.Cevad Zarif ve Abbas Arakçi'nin çevresindeki ekip ve mevcut dışişleri bakanı, İran için yeni bir rota çizebilecek iki kişi oldukları için ortaya atılan seçeneklerden biridir.Dolayısıyla Amerika, isyan sorununa bir çözüm bulana kadar askeri seçenekler de dahil olmak üzere baskı uygulamaya devam edebilir.Bu, Trump'ın uzun süreli bir savaşın stratejik, mali, siyasi ve askeri maliyetlerini taşıma kapasitesinin kısıtlamalarla karşı karşıya olduğunu fark etmesine rağmen böyledir.Ancak top şu anda Devrim Muhafızları'nın sahasında ve Amerika, İran'ın güçlü Müslüman ülkelerinden biri ve Amerika için önemli bir ülke olması nedeniyle, Devrim Muhafızları'nın aşağılayıcı şartlarına uygun yeni bir siyasi sistem kurmak için yeni bir yol izleyeceğini ummaktadır.Amerika'nın Devrim Muhafızları'nı tamamen yerinden etmesi ise, elindeki sınırlı seçenekler göz önüne alındığında pek olası görünmemektedir.Ayrıca İran'ı uydu bir devletten, ABD'nin Mısır ve Pakistan'da yaptığı gibi takipçiler olarak değil açıkça ajanların liderlik ettiği tabi devlete dönüştürmek de pek olası bir durum değildir.

4- Amerika ve Yahudi varlığının İran'a yönelik saldırısı, İslam ümmetinin bir kalkanının yokluğunun aşağılayıcı bir hatırlatması sayılır.Zira İslam yönetimi, Pakistan, Türkiye, İran ve Mısır gibi en güçlü ülkeler ve diğerlerinin kaynaklarını birleştirerek bölgedeki Amerikan askeri varlığını etkili ve kalıcı bir şekilde ortadan kaldırmaya muktedirdir.Bu nedenle saldırının Amerika'nın gücü değil, İslam ümmetinin liderliğinin zayıflığının bir sonucu olduğu söylenebilir.Gerçekte ABD ordusu İran ile uzun ve kırılgan bir iletişim hattına sahiptir.Birleşmiş İslam ümmeti, Atlantik ve Pasifik okyanuslarından gelen Amerikan uçak gemilerine tüm deniz limanlarını kapatabilir, Amerikan kuvvetlerinin saldırı için seferber olmasını temelden engelleyebilir, saldırı gücü oluşturmaya yönelik hareketlerini dondurabilir ve bunun saatler değil günler ve haftalar almasını sağlayabilir.

5- ABD yönetiminin İran'a karşı operasyonun başlamasından 24 saat geçmeden hedeflerine ulaşmasının ardındaki sebep İslam liderliğinin yokluğudur.Zira İslam ümmeti, başka bir İslam beldesine yapılacak saldırıyı beklememesi, aksine hak ettiği gibi İslam ile hükmedecek bir devlet kurmak için ciddiyetle çalışması gerekir; zira bu hayati bir mesele olduğu gibi aynı zamanda ölüm kalım meselesidir.Nitekim Aksa Tufanı operasyonu, milliyetçi ve mezhepçi liderlerin gerçek İslami liderlik olan Raşidi Hilafetin yerini tutamayacağını teyit etmiştir.O halde samimi olanlar, ister Arap ister Acem, ister Sünni ister Şii olsunlar, İslami yönetimi kurmak için çalışsınlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER