Cumartesi, 08 Cumade’s Sânî 1447 | 2025/11/29
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir / Avustralya’nın “İslam: Dünyanın Şiddetle İhtiyaç Duyduğu Değişimdir” Başlığı Altında Düzenlediği 2025 Konferansı Büyük Bir Başarıyla Sona Erdi

Hizb-ut Tahrir / Avustralya’nın “İslam: Dünyanın Şiddetle İhtiyaç Duyduğu Değişimdir” başlığı altında düzenlediği 2025 konferansı, Allah’a hamdolsun ki büyük ve dikkat çekici bir başarıyla tamamlandı. Konferans, insanlığın mevcut durumu ve gelecekte onu nelerin beklediği üzerine samimi bir tefekkür ve hakiki bir ilgi dolu bir atmosferde sona erdi.

Oturumlar coşkulu konuşmalarla ve katılımcıların güçlü etkileşimiyle geçti; yıkıma uğramış Gazze’nin kalbinden gelen, yürekleri titreten bir video mesajıyla da taçlandı. Katılımcılar, günümüz dünyasının karşı karşıya olduğu köklü ve sistemik problemlere ışık tutan ve İslam’ın bu krizlere sunduğu özgün çözümleri ortaya koyan dört derinlikli konuşmayı dinleme imkânı buldu.

Birinci konuşma, çağdaş zulmün tarihi, siyasi ve fikri köklerini ele aldı: Avrupa Aydınlanma Çağı’nda Allah’a imanın marjinalleştirilmesi, “amaca giden her yol mübahtır” diyen Makyavelist siyasetin yükselişi, sömürgeciliğin ortaya çıkışı, modern ulus-devletin oluşumu ve ekonomik sömürünün küresel ölçekte yayılması.

İkinci konuşma, küresel ekonomik zulüm meselelerini ele alarak üç temel sömürü kaynağına odaklandı: Para ve ticaretin siyasetle iç içe geçmesi, itibari (karşılıksız) kağıt para sistemi, faizin (ribanın) sömürüsü ve modern ekonomik döngünün her noktasına nüfuz etmesi. Konuşmada, bu üç adaletsizliğe karşı İslam’ın eşsiz alternatifi vurgulandı. Altın ve gümüşe dayalı para sisteminin ve ribanın haram kılınmasının, servetin dolaşımını sağlayacağı, zenginlerin elinde birikmesinin önüne geçeceği ifade edildi.

Konuşmada ayrıca, ekonomik faaliyeti düzenleyen, bireyler ve toplum düzeyinde adil paylaşımı sağlayan; ferdi mülkiyet, kamu mülkiyeti ve devlet mülkiyeti ayrımı üzerinden İslam’daki servet dağılımı modeli açıklandı. Avustralya vakıasından istatistikler kullanılarak İslam iktisat modeline dair uygulamalı bir çalışma sunuldu. Bu sunumda; vergi yükümlülüklerinin neredeyse tamamen ortadan kaldırılmasına rağmen, servet dağılımında köklü bir değişimin (paradigmatik bir kaymanın) sağlandığı, hem bireylerin hem de devletin daha güçlü bir ekonomik konuma ulaştığı görüldü.

Üçüncü konuşma, modern yaşam tarzının aşınmasını ve bunun birey, aile ve toplum üzerindeki etkilerini ele alarak, Allah’a kulluğun yerine benliğe tapınmanın konulmasının sonuçlarına karşı uyardı. Hayatın her alanına yansıyacak şekilde kalplerin ve zihinlerin yeniden şekillendirilmesinde İslami bakış açısı detaylandırıldı. Yaygın sosyal uyum fikri, zulme boyun eğme talebi olarak eleştirildi ve toplumsal ahenk için gerçek bir altın standart olarak İslam’ın bir arada yaşama modeli sunuldu.

Dördüncü konuşma ise Hilafet konusunu ve onun ortaya çıkışının bugün dünya için ne anlama geleceğini ele aldı. Avustralya’daki siyasi yetkililerin ve son olarak İç Güvenlik Teşkilatı (ASIO) Genel Müdürü’nün yaydığı, Hilafetle ilişkilendirilen kara propagandayı çürüttü. Konuşma; Hilafet’in İslam’daki merkezi konumunu, İslam dünyasında 1300 yıldan fazla hüküm süren doğal varlığını ve özünde Hilafetin, Müslümanların İslam’a göre yaşama arzusunu ifade ettiğini açıkladı.

Konuşma, dinleyicilere İslam dünyasında karşılaşılan pek çok sistemsel sorunun sömürge mirasının doğrudan bir sonucu olduğunu hatırlattı. Hilafeti; bu beldelerdeki istikrarsızlık, güvensizlik, yolsuzluk ve geri kalmışlık durumu için doğal bir tedavi olarak sundu. Müslümanların daha büyük bir ekonomik ve siyasi bağımsızlık peşinde koşmalarının ve dış müdahaleleri reddetmelerinin ne gibi kınanacak bir yönü olduğunu sorguladı.

Son olarak dinleyicilere, yıkılmış Gazze’nin merkezinden gelen ve yürekleri dağlayan bir çağrı sunuldu. Bu tutkulu çağrıda; Gazze’nin yıkımının ve halkına yönelik sistematik soykırımın, bugünkü dünyanın ne kadar yanlış bir yolda olduğunun semptomları olduğu hatırlatıldı. Gazze’yi yıkan güçlerin tüm dünyanın güvenliğiyle oynayan güçlerle aynı olduğu vurgulandı. Müslümanlara, zulme karşı durma ve insanlığı daha iyi bir gerçekliğe taşıma konusundaki sorumlulukları hatırlatıldı.

Siyasetçiler, medya organları ve istihbarat kurumlarının konferans öncesinde yürüttüğü karalama ve korkutma kampanyalarına rağmen, Müslüman topluluk, bu etkinlik etrafında kenetlenerek İslam’ın yüce mesajının asla savaş çığırtkanlarının ve soykırım savunucularının gürültüsü altında boğulamayacağını bir kez daha ilan etti. Bu kenetlenme, Müslümanların dinlerine olan derin sevgilerinin ve başkalarının bu dinin büyüklüğünü ve dünyaya taşıdığı değişim mesajını tanımalarına fırsat verme konusundaki samimi arzularının bir şahididir.

Devamını oku...

Husi Grubu, Trump’ın Anlaşmasını İfşa Ettikleri Gerekçesiyle Hizb-ut Tahrir Gençlerini Gözaltına Aldı!

Husi cemaati, 21 Kasım 2025 Cuma günü İbb vilayetinde Hizb-ut Tahrir üyesi iki genci gözaltına aldı. Bunlar, 19 yaşındaki Usame Muhammed Mes’ad el-Verafi ve 15 yaşındaki İbrahim Muhammed Mes’ad el-Verafi’dir. Gözaltı, Hizb-ut Tahrir tarafından yayımlanan ve şu başlığı taşıyan bildirinin dağıtılması üzerine gerçekleşti: “Trump, Müslüman Ülkelerdeki Kukla Yöneticilerini Rezil ve Utanç Verici Bir Anlaşmaya Sürüklemekte! Onlar da Haşim’in Gazze’sini Vesayet ve Sömürgecilik Altına Sokmak İçin Onun Arkasında Başlarını Öne Eğmektedirler!” Söz konusu bildiri Yemen ve Müslüman ülkelerin çoğunda dağıtılmıştı.

Hizb-ut Tahrir gençlerinin dağıttığı bu bildiri, suçlu Trump’ın anlaşmasını ve buna katılan hain yöneticileri ifşa etmektedir. Bildiride şunlar geçmektedir: “Bu Güvenlik Konseyi kararı gökten zembille inmedi! Bu, Trump’ın, Müslüman ülkelerdeki uşak yöneticilerin onayıyla pişirdiği bir plandır. Her şey, Trump’ın 23 Eylül 2025’te, BM Genel Kurulu sırasında “en önemli toplantım” diyerek Suudi Arabistan, BAE, Katar, Mısır, Ürdün, Türkiye ve Endonezya’yı bir araya getirmesiyle başladı. Trump o toplantıda, bu liderlerin önüne 20 maddelik bir plan koydu ya da daha doğrusu dayattı. Bu 20 maddenin her biri, Trump ve Yahudi beslemesinin eğlence bahçesine haline getirmek için Gazze’nin elden çıkarılmasını, vesayeti altına alınmasını ve sömürgeleştirilmesini adeta haykırmaktadır!”

Husilerin Hizb-ut Tahrir gençlerini gözaltına alması, onların Gazze konusundaki söylemleri ile uygulamaları arasındaki çelişkiyi ortaya koymaktadır. Onlar da aslında, bildiride zikredilen İbn Selman ve İbn Zayed gibi hain yöneticilerin cinsindendir. Onları savunmasalar, o halde onları ve efendileri Amerikalıları ümmet önünde ifşa edenleri neden gözaltına alsınlar ki? Bu gözaltı Husilerin gerçek yüzünü ifşa etmekte ve Haşim’in Gazze’si yanında durduklarına dair ayıplarını örtmeye çalıştıkları o yaprağı düşürmektedir. Onların Gazze’nin yanında durduklarına dair sloganları, insanları kandırdıkları kuru sloganlardan ibarettir! Ancak heyhat! İster Yemen’deki helak olan Ali Salih olsun, ister İslam beldelerindeki diğer suçlu yöneticiler olsun, kendilerinden öncekilerin başına gelenler, onların da başına gelecektir. İnsan gerçekten hayret ediyor! Bir yanda Amerika’ya ölüm sloganı atıyorlar diğer yanda Amerika’yı ve onun kapitalist sistemini söküp atmak için gece gündüz çalışan Hizb-ut Tahrir gençlerini gözaltına alıyorlar!!

İman ve hikmet yurdu olan Ensar diyarındaki güvenlik kurumunun muhlis evlatlarına mesajımız şudur: Hizb-ut Tahrir, kökleri İslam ümmetinin derinliklerinde olan bir partidir, sadık daveti dünyanın dört bir yanını dolaşmaktadır. Herkes, Hizbin siyasi bir parti olduğunu; gayesinin de Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’i kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak olduğunu bilir. Korkaklık veya ödleklikten dolayı değil, devlet kurma konusunda Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metoduna sımsıkı sarıldığından dolayı gayesine ulaşmak için maddi eylemlere (şiddete) başvurmaz; Partinin internet sitelerinde yayınlanan temel esaslarında, onun doğruluğunu ve halkına yalan söylemeyen bir lider olduğunu anlamanızı sağlayacak yeterli açıklama ve cevap mevcuttur.

Hizb-ut Tahrir gençleri, gerek Yemen’de gerekse mevcut rejimlerin elinde tutuklamalara maruz kaldıkları diğer İslam beldelerinde olsun, bu tür eylemlerden ve baskıcı uygulamalardan asla korkmaz. Bu uygulamalar onları davetlerini sürdürmekten alıkoyamaz, alıkoymamıştır. Parti, yürüyüşünde bir milim dahi tereddüt etmeyecek, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın izniyle yakında kurulacak olan Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodunu izlemeye devam edecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ * يَوْمَ لَا يَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ“Şüphesiz ki, Rasûllerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz. O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır.” [Mümin 51-52]

Devamını oku...

Özbekistan’da Bir Dava Taşıyıcısının Vefatı

Özbekistan’da Bir Dava Taşıyıcısının Vefatı

Abdulmecid Butirov

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا

“Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” [Ahzab 23]

Hizb-ut Tahrir / Özbekistan, İslam Ümmetine Hizb-ut Tahrir üyesi şu kardeşimizin vefatını teessürle duyurur:

Abdulmecid Butirov

Aslen Andicanlı olan kardeşimiz, 75 yaşında imtihan yurdunu terk ederek Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın rahmetine kavuşmuştur. Merhum, zalim yöneticiye karşı hak sözü söylemiş, küfrün heybetini kırmış, yaşı ilerlemiş olmasına rağmen Allah yolundaki cesareti ve sebatıyla birçok kişiye örnek ve model olmuştur. Abdulmecid, İslam ümmetinin yiğit evlatlarından biriydi, adam gibi bir adamdı, iyi bir yol arkadaşı, nazik bir dost, müminlere karşı alçakgönüllü, kafirlere karşı ise izzetli idi.

Kardeşimiz Abdulmecid, hayatının yaklaşık 20 yılını; cinayetlerle dünya çapında kötü bir şöhrete sahip olan Jaslık ve Zarafşan gibi, zalim Kerimov’un zindanlarında geçirmiştir. Bu bedeli, ümmeti küfür hükümlerinin baskısı altında yaşadığı sefil hayattan kurtarmak ve ümmetin içinde aziz ve mükerrem bir şekilde yaşayacağı, herkesin refah ve huzurunun teminat altına alınacağı İslam Devleti’ni kurmak uğrunda ödemiştir.

Özbek rejiminin baskıcı güvenlik aygıtlarının uyguladığı zulüm ve işkencelere hakkı haykırmaktan asla vazgeçmemiş, hatta cezaevlerinde “lukhmatch” diye bilinen, yönetim adına mahkûmları baskı ve zor yoluyla gözetleyen kişilerin eziyetlerine rağmen, zayıf bedeniyle bile sabır ve vakar örneği sergilemiştir. Aynı şekilde Abdulmecid; zalim rejime hizmet eden, hakkın davet mekânları olan cami minberlerini işgal eden ve rejime hizmete din hizmeti kılıfı giydiren saray alimlerine karşı da Allah’ın bir hücceti olmuştur.

O, bu şerefe; yalnızca Allah’a olan sarsılmaz imanı, güçlü iradesi ve Alemlerin Rabbi’nin Raşidi Hilafet’i yeniden geri getireceğine dair vaadine olan mutlak güveni sayesinde nail olmuştur. Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, bu aziz ve celil kardeşimizi Kevser Havuzu’nun başında Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile bir araya getirmesini niyaz ediyoruz. Yine Subhânehu ve Teâlâ’dan, kederli ailesine sabr-ı cemil ve metanet vermesini diliyoruz.

Sonuç olarak, biz sadece Yüce Rabbimiz’i hoşnut eden sözü söyleriz.

إِنَّا للهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ“Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.” [Bakara 156]

Devamını oku...

Trump, BM’den Çıkarılan Bir Kararla ve Müslüman Ülkelerdeki Yöneticilerin Açık İşbirliğiyle Gazze ve Bilad’üş-Şam’ı Doğrudan Sömürgeci Hegemonya Altına Almaya Hazırlanıyor

Amerika bir emri bizzat kendisi yerine getirmekten aciz kaldığında, her zaman Birleşmiş Milletler’in (BM) o zalim şemsiyesine sığınır. Filistin direnişini ezmek için tasarlanan şeytani 2803 sayılı karar, zamanın Firavunu Trump’ın son hilesidir. 17 Kasım’da oylanan ve Pakistan hükümetinin de Trump’ın dikteleri doğrultusunda aşağılayıcı bir şekilde destek verdiği bu sinsi karar uyarınca Gazze’nin yönetimi bizzat Trump’ın başkanlık ettiği bir “Barış Kurulu”na devredilecek. Karar ayrıca, Yahudi varlığını korumak ve Filistin direnişini silahsızlandırmak amacıyla, İslam beldelerinden gelen askerlerden oluşan bir “Uluslararası İstikrar Gücü”ne yetki vermektedir. Pratikte bu güçler, Trump’ın emri altında çalışan bir “Yahudileri Savunma Ordusu”na dönüştürülecektir. “Barış Kurulu” ve onun güvenlik yapılanması, uzatma olasılığı ile birlikte Gazze’yi 31 Aralık 2027’ye kadar denetleyecek. Hamas ile Yahudi varlığı arasındaki ateşkes teklifinin kabul edilemeyen kısmı da işte burasıdır. Bütün Müslümanların reddettiği, hain yöneticilerin ise onaylamalarına rağmen ümmetin tepkisinden korktukları için uygulamaya cesaret edemedikleri bu plan; şimdi BM etiketi altında, yeni bir şişeye doldurulmuş eski bir şarap olarak sunulmaktadır.

İşte bu Amerikan-Siyonist planını hayata geçirmek için General Asım Münir, Ürdün’e bir ziyaret gerçekleştirdi. Şimdi de bu plan doğrultusunda hain Ürdün Kralı Pakistan’a bir ziyaret gerçekleştiriyor. Ancak Pakistan Silahlı Kuvvetleri’ndeki muhlis subaylar ve Pakistan’daki Müslümanlar, Mescid-i Aksa’dan veya Filistin’den taviz veren hiçbir planın geçmesine asla izin vermeyecekleri, Trump ve Netanyahu’nun emri altında Siyonist güçler gibi çalışmak üzere mavi kaskları takmayacakları konusunda hemfikirdirler. Bu yüzden Trump’a uşaklık yapan askeri liderleri devirmenin, Yahudi varlığını yok etmek ve Mescid-i Aksa’yı Yahudi pisliğinden temizlemek için İslam ordularını harekete geçirmenin zamanı gelmiştir.

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri! Her aklı başında insan, Gazze’ye yardım etmenin tek yolunun, Mübarek Toprağı gasp eden Yahudilere karşı İslam ordularını harekete geçirmek olduğunu bilir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَأَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ “Sizi çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın.” [Bakara 191] Ancak Müslüman beldelerin başındaki ajan yöneticiler ve ordu komutanlarının, Abraham Anlaşmaları ve diğer isimlendirmeler altında gaspçı Yahudi varlığını tanımaya doğru adım adım ilerledikleri görülmektedir. Bu, İslam’a ve Müslümanlara ihanettir, ilk kıbleyi satmaktır ve mülkiyeti ümmete ait olan bir İslam toprağını peşkeş çekmektir. Bedeli ne olursa olsun, hiçbir siyasi veya askeri liderin Filistin toprağının bir karışını bile Yahudilere veya herhangi bir kafire teslim etmesine izin verilmemesi sizin sorumluluğunuzdadır. şeran haram olmasının yanı sıra, iki devletli çözümün sadece bir hile olduğu da apaçık ortadadır. Zira şuan ortada tek bir Yahudi devleti var; sözde Filistin devleti ise toprağın ancak %10’u üzerine kurulu, bir belediyeden bile daha zayıf bir varlıktan öteye gitmeyecektir. Kaldı ki Yahudi yöneticiler bunu bile reddetmektedirler; Kurulacak sözde Filistin devleti, bir devlet değil, gardiyanları Yahudi askerleri olan geniş bir hapishane olacaktır.

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri! Pakistan, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Endonezya, Körfez ülkeleri ve Orta Doğu ülkelerinin Yahudi varlığını yok etmek için harekete geçmesi gerekirken; hepsinin onu korumak ve Filistin direnişine karşı durmak için harekete geçtiğini görüyorsunuz. Ancak onların tüm çabaları boşa çıkacaktır, zira Nebevi müjdenin vakti yakındır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

لَتُقَاتِلُنَّ الْيَهُودَ فَلَتَقْتُلُنَّهُمْ“Yahudilerle savaşacaksınız ve onları alabildiğine öldüreceksiniz.” [Müslim] Ancak bu müjde, İslamabad’da değişime zemin hazırlayan ve Hizb-ut Tahrir’e nusret veren cesur mümin adamların eliyle gerçekleşecektir. Hizb ümmetin gerçek liderliğidir, bu liderlik Hilafeti kurmaya ve Halifeye biat etmeye hazırdır. Allah’ın izniyle bu Halife, uzun süren zillet gecesini sona erdirecek, Müslümanları bölen (yapay) sınırları ortadan kaldıracak, Afganistan, Orta Asya, Körfez ve diğerlerini tek bir devlet çatısı altında birleştirecek ve kafirleri her taraftan kuşatacaktır. İşte o zaman Yahudi varlığının dizleri titreyecek, ağaç ve taş arkasında saklanacak yer arayacaklardır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمْ الْمُسْلِمُونَ، حَتَّى يَخْتَبِئَ الْيَهُودِيُّ مِنْ وَرَاءِ الْحَجَرِ وَالشَّجَرِ، فَيَقُولُ الْحَجَرُ أَوْ الشَّجَرُ يَا مُسْلِمُ يَا عَبْدَ اللَّهِ، هَذَا يَهُودِيٌّ خَلْفِي فَتَعَالَ فَاقْتُلْهُ، إِلَّا الْغَرْقَدَ فَإِنَّهُ مِنْ شَجَرِ الْيَهُودِ  Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. O harpte Müslümanlar Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yahudidir, hemen gel de öldür onu!’ diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesna.” [Müslim] O halde kurtuluş (felah) isteyen, bu şeref için koşsun.

Devamını oku...

Küfrün ve Sapkınlığın Mekanizması Ne Kadar Güçlü Olursa Olsun, İslam Karanlığın Sahteliğini Ortaya Çıkaran Bir Nurdur

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Küfrün ve Sapkınlığın Mekanizması Ne Kadar Güçlü Olursa Olsun, İslam Karanlığın Sahteliğini Ortaya Çıkaran Bir Nurdur

Küresel küfür güçlerinin İslam'ı çarpıtmak için birbirleriyle yarıştığı, İslam'ın ortaya çıkışını engellemek için milyarları harcadığı ve Müslüman ülkelerdeki ceberrut rejimlerin baskı ve evcilleştirme aracı olarak kullanıldığı bir dünyada tüm şeytanlaştırma ve çarpıtma girişimlerine rağmen İslam, karanlıkları delip dünyanın yolunu aydınlatan bir nur olmaya, zihinlere ulaşmaya, dahası farklı ırk ve milletlerden oluşan insanları kendine çekmeye, dünyaya liderlik etmeye muktedir olan tek dinin vahşi kapitalizm değil, İslam olduğunu kanıtlamaya devam ediyor.

Küfür ülkelerinin sahip olduğu medyaya, ordulara, devasa ekonomilere ve yasama sistemlerinin yanı sıra İslam'la savaşmak, onun davetini kuşatmak ve tüm zaman ve mekanda İslam'ın imajını çarpıtmak için gösterdiği amansız çabalarına rağmen, İslam hala engelleri aşmaya, zihinlere ve kalplere sızmaya, dahası bizzat kapitalist ülkelerin yönetim koridorlarına nüfuz etmeye devam ediyor. Küfür milletleri, İslam'ın sadece bir dizi ritüel veya vaazlardan ibaret olmadığını, aksine değişime muktedir ve dünyaya liderlik etmeye hazır kapsamlı bir sistem olduğunu fark etmişlerdir ki zaten asıl korkularının kaynağı işte budur.

Nitekim kapitalist bir ülkedeki seçim yarışında sırf İslam adının ortaya çıkması veya Müslüman bir adayın etkili bir pozisyona gelmesi bile, siyasi kurumları karıştırmak ve Yahudi, Hıristiyan ve laik çevrelerin paniğe kapılması için yeterlidir; çünkü bu “ismin” zaferi, insanların alternatifler aramaya ve Batılı sistemlere olan güvenin sarsılmaya başladığı ve on yıllardır İslam'a karşı aşılanan yanlış fikirlerin ortadan kalkmaya başladığı anlamına gelmektedir ki haddizatında bu, Batı için derin bir fikri yenilgidir.

Kafir Batı'yı en çok korkutan şey, İslam'ın yeryüzünde gerçek ve etkili bir güç olarak geri dönmesidir; bunun nedeni ise İslam'ın hükümlerini bilmemeleri değildir, aksine İslam'ın sadece kuytu köşelerde uygulanan bireysel bir din değil, aksine onların sistemlerine meydan okuyan, adaletsizliklerini ortaya çıkaran ve sömürgecilik ve istismara dayalı medeniyetlerinin sahteliğini ifşa eden kapsamlı bir hayat sistemi olduğunu bilmeleridir. Bu nedenle her türlü araçlarla İslam'a karşı savaşını asla durdurmamaktadırlar.

Batı'nın, terörizmi bir bahane, geri kalmışlığı bir paravan ve despotluğu da bir argüman olarak kullanarak medya, müfredatlar ve politikalar yoluyla İslam'ı çarpıtmak için milyarlarca dolar harcadığı bir sır değildir. Ancak Allahu Teala dinine yardım edeceğine dair söz vermiş ve şöyle buyurmuştur: إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ Şüphe yok ki kafirler mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklardır. Sonra bu mallar onlara bir yürek acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. Kâfirler toplanıp cehenneme sürüleceklerdir.” [Enfal 36] Bakın işte bizler, bu ayetin gerçekleştiğini görmekteyiz; çünkü harcadıkları her şey üzerlerine bir yük olmaya başlamıştır; zira insanlar şunları sormaya başlamıştır: İslam ile neden savaşılıyor? İslam'ın imajı neden bu kadar ciddi şekilde çarpıtılıyor? Böylece insanlar, parçalanmış Batı medeniyetinin karanlığının ortasında kendilerine İslam'ın nuru görünür bir hale gelmesinin ardından tek tek ve gruplar halinde İslam'a girmeye başlamışlardır.

Daha da şaşırtıcı olan ise, Batı'daki birçok aday üzerinde, sözde doğruluk, tutumda adalet ve sözü yerine getirme gibi İslam'ın etkileri ortaya çıktığında, insanlar İslam'ı açıkça beyan etmeseler bile aradıkları şeyi onlarda buluyorlar; çünkü fıtrat, adaleti arzulamakta ve yalanı ve siyasi ikiyüzlülüğü reddetmektedir.

Batı'yı korkutan şey İslam'ın muzaffer olmasıdır; zira İslam, zincirlenmiş ve kuşatılmış ama nüfuz ediyor, şeytanlaştırılmış ama saflığıyla zihinleri büyülüyor, çarpıtılmış ama gerçekçiliği, adaleti ve kapsayıcılığı göz kamaştırıyor.

İslam'ın, kendisine karşı savaşan sistemlerin içinde bile hayatta kalmaya ve yükselmeye devam etmesi, onun hak din olup kaçınılmaz olarak geleceğini, batılın tahtlarını yıkacağını, kafir sistemlerin sahteliğini ifşa edeceğini ve çıkarlar ve sömürgeciliğe dayalı mantıklarını ortaya çıkaracağını göstermektedir.

Mümin kalpler mutmain olsun ve kafirler bilsinler ki İslam, kafirlerin sistemlerini süslemek için değil onları yıkmak ve kafirlerin parlamentolarına girmek veya kısıtlayıcı çerçevelerine razı olmak için değil, adaletli bir devlet, yani Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurmak için gelmiştir.

Onlar istedikleri gibi onunla savaşsınlar; çünkü onlar nura karşı savaşıyorlar ve ağızlarıyla Allah'ın nurunu asla söndüremeyecekler ve şüphesiz Allah, kâfirler hoşlanmasalar bile nurunu tamamlayacaktır.

Ancak Allah'ın lütfu sayesinde İslam'ın anılması bile onların hesaplarını altüst etmekte, istikrarlarını sarsmakta ve çökmekte olan fikri sistemlerinin tam kalbine darbe indirmektedir; çünkü onlar, insanları İslam'dan uzaklaştırmak için çok para harcadılar ama İslam kendini dayatarak kalpleri doğru yola iletmiş, mefhumları değiştirmiş ve insanlara İslam’ın hak ve insanlık için bir umut olduğunu kanıtlamıştır.

Bu fikri ve siyasi çatışmanın ortasında Müslümanların, isimlerin veya görünüşlerin kurbanı olmamaları gerekir. Zira küfürle savaş, bireylerle değil, rejimlerle yapılan bir savaştır. Bu yüzden bugün İslam ümmetinin görevi, kurtuluşun kafir sistemlere şekli olarak katılmakla değil, bu sistemlerin köklerini altüst edecek kapsamlı bir değişimle olacağını idrak etmesidir.

Ayrıca bugün Müslümanların görevi, kapitalist sistemlerin içindeki kendileri için süslenmiş sembollere değil, İslam'a güven duymalarıdır. Bu yüzden Müslümanların, tek şerî siyasi proje etrafında birleşmeleri gerekir ki bu, İslam'ın hükmünü kamil bir şekilde ikame edecek ve İslam risaletini davet ve cihat yoluyla dünyaya taşıyacak büyük bir devlet olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak bilinçli ve basiretle gece gündüz çalışan Hizb-ut Tahrir'in projesidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

M. Ebu Bekir Cebelî– Yemen

Devamını oku...

Trump'ın Planını Garanti Eden Yalancı Tanıklar Nerede?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Trump'ın Planını Garanti Eden Yalancı Tanıklar Nerede?!

Haber:

İşgal ordusu, pazartesi günü yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi'nin kuzeyinde ordunun geri çekilmesini belirten sarı çizgiyi geçen iki kişinin daha öldürüldüğünü ve ölü sayısının beşe yükseldiğini duyurdu.Ordu, bugün erken saatlerde "savaş uçaklarının, sarı çizgiyi aşarak Gazze'nin güneyindeki güçlere yaklaşan üç “terörist” unsurunu bombaladığını" kaydetti.Filistinli sağlık görevlileri Reuters'a yaptığı açıklamada, gün içinde “İsrail'e” ait bir insansız hava aracının doğudaki Han Yunus'ta bir grup insana füze fırlattığını, iki kişinin öldüğünü, üç kişinin de yaralandığını söyledi.Gazze Şehri'nin doğu yakasına atılan tank mermisi sonucu bir kişi daha hayatını kaybetti.Gazze Sağlık Bakanlığı, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana en az 342 Filistinlinin “İsrail’in” ateşiyle öldürüldüklerini söyledi. “İsrail”, aynı dönemde üç askerinin Filistinli savaşçılar tarafından öldürüldüğünü söylüyor.Geçtiğimiz hafta BM Güvenlik Konseyi, Trump'ın Gazze'de uluslararası bir "barış konseyi" tarafından ve uluslararası bir güvenlik gücü tarafından desteklenecek geçici bir Filistin teknokrat hükümeti kurulmasını öngören planına resmen destek verdi. (Ajanslar)

Yorum:

Hamas’ın, elindeki tüm Yahudi esirleri teslim etmesinin ve Mısır'ın gönderdiği modern makinelerle toprağı kazıp Mısır bayrağını dikerek ölenlerin cesetlerini teslim etmesinin ardından Gazze yakınlarında ABD’nin idare ettiği savaş merkezinin liderliğinde Yahudi varlığı, Gazze halkına yönelik bombalama ve öldürme eylemlerine yeniden başlamıştır. Böylece ilk bombardıman, Hamas ile Yahudi varlığı arasında imzalanan, Trump'ın 20 maddelik mutabakatı olarak bilinen, dünya liderleri ile İslam beldelerindeki mevcut rejimlerin başındaki Ruveybidalar birçoğunun, Trump'ın ev sahipliğinde ve ajanı Sisi'nin düzenlemesiyle 13 Ekim 2025 Pazartesi günü Şarm El-Şeyh'te bir araya geldiği ve 20'den fazla ülkenin liderlerinin katıldığı anlaşmaya yönelik olmuştur. Dolayısıyla ölü ve yaralıları sayma süreci yeniden başlamış ve Trump'ın anlaşması ise duman olup gitmiştir; bu da Haçlı Amerika ve Yahudilerin hiçbir ahit ve misak gözetmediğini ve onların hakikatinden gafil olanların dışında hiç kimsenin onlara inanmayacağını ve onların deliğinden girmeyeceğini bininci kez teyit etmiştir. Nitekim Allah bize, insanların en hayırlısına vahyi nazil etmesinden bu yana onlar hakkında şöyle haber vermiştir: أَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْداً نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.” [Bakara 100] 

Mısır, Pakistan, Endonezya, Ürdün ve Türkiye’nin yöneticileri başta olmak üzere Şarm El-Şeyh'te Trump'ın anlaşmasına katılan yalancı tanıkların, Yahudilerin ateşkes anlaşmasına uymasını sağlamak için değil, sadece direnişin Yahudi esirleri teslim etmesi anlaşmasına yalancı tanıklık etmek için katıldıklarını uzak yakın herkes için teyit edilmiştir; bu ise Batı'nın yöneticileri ve onların başındaki suçlu lider Trump'ın, antlaşmayı bozma konusunda tek bir adamın kalbi üzerinde birleştiklerinin ve nefret, kin ve esirleri teslim aldıktan sonra Müslümanları öldürmeye tekrar başlama niyetlerini gizlediklerinin açık bir göstergesidir.

Pakistan ve Ürdün de dahil olmak üzere birçok ülkenin, Yahudilerin güvenliğini korumak için "uygulama gücü" olarak bilinen ve görevi direnişin silahsızlandırılmasını sağlamak, askeri altyapıyı yok etmek ve yeniden inşasını engellemek olan bir birliğe askerlerini göndermek için acele etmesinin ardından, yalancı tanıklardan, Yahudilerin, tanık oldukları anlaşmaya uymaları için herhangi bir kınama veya zorlamada bulunduklarını işitmedik. Anlaşmaların bu şekilde bozulmasının ardından Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi ortaya çıkıp, Ürdün'ün Gazze'ye asker göndermeyeceğini ve Yahudi devletinin anlaşmayı 500'den fazla kez ihlal ettiğini söylemiştir. O ve diğer yalancı tanıklar için şu söz ne kadar da doğrudur: “Uzun süre sessiz kaldı, sonra da küfür konuştu.”Asim Munir ve Şahbaz Şerif, Pakistan rejiminin bu güçlere katılma niyetini ve Gazze şehitlerinin kanına ihanetlerini kınayan bir kampanya düzenledikleri için Hizb-ut Tahrir gençlerine yönelik takip etme, tutuklama ve zorla kaybettirme kampanyası başlatmışlardır; oysa Pakistan ve İslam beldelerindeki diğer baskıcı rejimler, iki yılı aşkın süren kanlı savaşta Gazze halkını yüzüstü bırakmışlar ve bunun akabinde 70.000'den fazla şehit vermiştir.

Filistin davası, Müslümanların Yahudilerle savaşıp onları öldüreceklerine dair ahiret vaadi gerçekleşene kadar, ümmet ile Batı ülkeleri ve onlarla birlikte mutant Yahudi varlığı arasındaki çatışmada varlığını sürdürecektir. Her kim Filistin davasının tasfiye edileceğini sanıyorsa bu kişi, Yahudilerin öldürülmesinin kaçınılmaz olduğunu ve onların ölümünün, ümmetin dağınıklığını bir araya getirecek, ümmetin ordularını birleştirecek, mübarek topraklara doğru ilerleyecek ve onu ve Mescid-i Aksa'yı Yahudilerin pisliğinden arındıracak Hilafet tarafından olacağını teyit eden şerî nassın anlamını idrak etmemiş demektir. Ebu Hureyre’den, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمُ الْمُسْلِمُونَ حَتَّى يَخْتَبِئَ الْيَهُودِيُّ مِنْ وَرَاءِ الْحَجَرِ وَالشَّجَرِ، فَيَقُولُ الْحَجَرُ أَوِ الشَّجَرُ: يَا مُسْلِمُ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا يَهُودِيٌّ خَلْفِي فَتَعَالَ فَاقْتُلْهُ، إِلَّا الْغَرْقَدَ فَإِنَّهُ مِنْ شَجَرِ الْيَهُودِMüslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar Yahudileri öldürürler. Hatta bir Yahudi taşın, ağacın arkasına gizlenir. Bunun üzerine o taş, o ağaç, ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda bir Yahudi. Gel, onu öldür, der. Yalnızca Garkad bir şey söylemez. Zira o, Yahudilerin ağaçlarındandır.” [Sahih-i Buhari ve Müslim]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Bilal Muhacir – Pakistan

Devamını oku...

ABD'nin Ukrayna'daki Savaşı Sona Erdirme Planı, Kiev'in Büyük Tavizler Vermesini Gerektiriyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

ABD'nin Ukrayna'daki Savaşı Sona Erdirme Planı, Kiev'in Büyük Tavizler Vermesini Gerektiriyor!

Haber:

Ukrayna, Amerika'dan, Rusya'nın işgal ettiği toprakları terk etmesini ve ordusunun yarıdan fazlasını azaltmasını gerektiren yeni bir barış önerisi aldı ve bu öneriyi yakından bilen üst düzey bir yetkili, bu bilgiyi Çarşamba günü Agence France-Presse'e ifade etti.Kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, taslak teklifte, Kırım ve Rusya'nın kontrolündeki diğer bölgelerin tanınmasının ve Ukrayna ordusunun sayısının 400 bin askere düşürülmesinin yer aldığını açıkladı.Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, üç buçuk yıldan uzun süredir Rusya ile devam eden savaşın sona erdirilmesi için Amerikan liderliğinin güçlü ve etkili olarak kalmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.Zelenski, Ankara'da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından Telegram'da şunları yazdı: “Kan dökülmesini durdurmak ve kalıcı barışı sağlamak için temel faktör, tüm ortaklarımızla koordineli bir şekilde çalışmak ve Amerikan liderliğinin etkili ve güçlü bir şekilde kalmaya devam etmesidir.”Amerika ve başkanı Trump'ın tek başına "savaşı sonsuza dek durdurmak için yeterli güce sahip olduğu" eklemesinde de bulundu. (Ajanslar)

Yorum:

İnsanın sahip olduğu dört değeri vardır: Ruhi değer, insani değer, maddi değer ve ahlaki değer.Küresel bir risalet olması bakımından İslam, insana insan olması bakımından hitap emiş, tüm bu değerlerin gerçekleşmesini gözetmiş, bunlar arasında bir tercihte bulunmamış, aksine Müslümana, amel ederken Allah ile olan bağını idrak etmesini vacip kılmıştır.

Az önceki söz konusu haberde bizi ilgilendiren husus, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu savaşı sona erdirmek için arabulucu olarak devreye girmesidir. Türkiye'nin, dünyanın en güçlü sekizinci ordusuna sahip olmasına rağmen, Amerikan siyasetinin yörüngesinde döndüğü ve ona hizmet etmeye çalıştığı bilinmektedir.Asıl olan onun, ya zafer ya da şehadet gibi iki iyilikten birine nail olmak için Allah yolunda cihad yapmaya teşvik eden savaşçı bir akideye sahip olmasıdır ancak Erdoğan bu gücü, iki yıl boyunca Yahudi varlığı tarafından soykırıma maruz kalan Gazze'deki Müslümanları desteklemek için kullanmamış, aksine içi boş cafcaflı açıklamalarla yetinmiş, insanların duygularını boşaltmak için kitlesel gösterilere liderlik etmiştir.Gazze'den önce suçlu Beşar'ın elindeki Rus uçaklarının ve varil bombalarının bombardımanına maruz kalan Şam halkı da vardır. Aynı şekilde o zaman da ikinci bir Hama'ya izin vermeyeceği yönünde içi boş açıklamalarda bulunmuş, devrimcileri Soçi, Cenevre ve Astana'daki gerginliği azaltma konferanslarına götürmüş, Amerika’nın planı pişip olgunlaşıncaya kadar devrimci gruplar arasındaki çatışmaları alevlendirmiş, sahada tek başına Heyet Tahrir Şam kalmış ve Şam’ın kontrolünü ele geçirmiş, Beşar Esad firar etmiş ve onun yerine ajan Colani gelmiş ve böylece Şam halkının iki milyon şehit vererek göstermiş olduğu fedakarlıklar, milyonlarca insanın yerinden edilmesi, evlerin sakinlerinin başlarına yıkılması, namuslara tecavüz edilmesi, evet bunların hepsi boşa gitmiştir.

Bu nedenle Müslüman orduların içindeki güç ve kuvvet ehline şöyle hitap etmek gerekir; haydi dininize, Kur’an’ınıza, Peygamberinizin sünnetine dönün, ümmetinize yardım edin ve ellerinizi, Filistin'i ve işgal altındaki diğer tüm İslam ülkelerini kurtaracak, Sudan ve diğer yerlerdeki anlamsız savaşlara son verecek ve insanlığı vahşi kapitalizmin karanlığından İslam'ın adaletine kavuşturacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışan muhlislerin ellerinin üzerine koyun ki böylece insanlar bölük bölük Allah’ın dinine girsinler. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ * وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا * فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًاAllah’ın yardım ve zaferi geldiği ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman, Rabbine hamd ile tesbih et ve O’ndan af dile. Çünkü O, tevbeleri çokça kabul edendir.” [Nasr 1-2-3]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdullah Abdulhamid – Irak

Devamını oku...

Bana Arkadaşını Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Bana Arkadaşını Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim!

Haber:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Pazartesi günü, Gazze'de geçici bir yönetim ve uluslararası barış gücü kurulmasının önünü açan ABD'nin formüle ettiği bir kararı kabul edince, Konsey başkanlığını yürüten Pakistan'ın tepkisinin çelişkili olduğu görülmüştür. Pakistan'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi, kararı sunan Amerika Birleşik Devletleri'ne teşekkür etmiş ve karar lehinde oy kullanmıştır. Ancak aynı zamanda Pakistan'ın sonuçtan tamamen memnun olmadığını söyleyerek Pakistan'ın yaptığı “bazı önemli önerilerin” nihai metne dahil edilmediği uyarısında bulunmuştur. (El-Cezire)

Yorum:

Pakistanlı yetkililerin uluslararası istikrar gücünü aleni olarak kabul etme konusunda tereddüt etmesini anlamak için, bu gücün amacının Gazze'yi silahsızlandırmak olduğunu anlamamız gerekir. Bu güce katılmak barışı korumak için değil, aksine Yahudi varlığına tehdit oluşturduğu düşünülen gruplara ateş açmayı da kapsayacak şekilde bir infaz gücü olarak çalışmak içindir. Pakistan askeri yetkililerinin rolü Filistinlileri korumaktan ziyade Hamas'ı izlemek olacak ve bunun için Yahudi varlığıyla yakın işbirliği içinde çalışmaları gerekecektir. Bu plan, gaspçı varlığın daha fazla kabul görmesine yol açacaktır. Trump'ın liderliğindeki planın ana unsurları belirsizdir ve bu nedenle BM barış gücü misyonundan ziyade Trump-Yahudi varlığı planına daha yakındır.

Yetkililerin tereddüt etmesi, halkın tepkisinden korkmalarından kaynaklanıyor; çünkü Pakistan halkı, Filistin halkını seviyor ve onlara karşı görevlerini otoriteden daha iyi biliyor. Çocuklarımızı Batı'nın bu planını desteklemek için Gazze'ye göndermek, ümmet içinde daha fazla bölünmeye ve zarara yol açacaktır. Bu nedenle Trump ve müttefikleri, ordunun evlatlarını kendileri için hazırlanan rollerle meşgul olmasını sağlamak için yozlaşmış Müslüman liderleri kendi yanlarına çekmişlerdir. Trump, bin Selman ile yaptığı son görüşmede şunları söylemiştir: “Majestelerinin mecliste hazır bulunmasını umuyorum.” Bunun üzerine bin Selman tebessüm etmiş ve kabul etmiştir. Trump'ın sancağı altında toplanan tüm Müslüman liderler, Allah Subhanehu ve Teala’ya isyan etme konusunda omuz omuza vermek üzere ittifak etmişlerdir.

Bu, yozlaşmış liderlerin Gazze savaşçılarına karşı harekete geçmesini engelleyen Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti olan Müslümanlardan duydukları korkudur. Zira hainler, sadakatlerini ilan etmekten korkuyorlar ancak Yahudi varlığının güvenlik güçlerinin bir parçası olduklarını temsil eden bu eylem, onları ifşa edecektir. Bu, askerler için, Allahu Teala’nın öfkelendiği şeyin yapılmasını reddetmek için uygun bir zamandır. Bu aynı zamanda sivillerin, Yahudi varlığına yardım etmek için asker gönderilmesine yönelik nefretlerini ve kınamalarını dile getirmek amacıyla seslerini yükseltmeleri için de uygun bir zamandır. Gazze'de bir geçiş yönetimi kurulmasına yardımcı olmak veya buna katılmak, Filistinlileri katledenlerle birlikte onların kaderini belirlemek gibidir.

Ridde kıssasından ders çıkarmamız gerekir; zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vefatının ardından, bazı kabilelerin zekât vermeyi reddetmesiyle İslam ümmeti toplum olarak ilk kriziyle karşı karşıya kalmış ve Efendimiz Ebu Bekir Sıddık Radıyallahu Anh meseleyi, İslam şeriatının hükümlerine göre ele almıştır. Ebu Hureyra’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ebu Bekir Radıyallahu Anh şöyle demiştir: “Vallahi eğer Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verdikleri bir dişi oğlağı bana vermekten kaçınırlarsa bundan dolayı onlara savaş açarım.” Ömer Radıyallahu Anh da şöyle demiştir: “Böylece Allah tarafından Ebu Bekir Radıyallahu Anh’ın kalbinin savaşa açılmış olduğunu gördüm ve bunun doğru olduğunu da anladım.

İslam ümmetinin Ebubekir Sıddık Radıyallahu Anh gibi bir lidere ihtiyacı vardır; ancak o zaman Allah Azze ve Celle’nin emirlerine göre doğru kararlar alınabilir. Ebu Bekir liderliğindeki Halid bin Velid'in askeri taktikleri bugün hâlâ Pakistan ordusunun askeri akademilerinde öğretiliyor. Bu yüzden askerlerin, bütün bunları büyük kılan şeyin Allah yolunda cihat ve cesaret olduğunu hatırlamaları gerekir. Gazze halkının, kendilerinden sayıca üstün bir orduya karşı savaşabilecek kadar cesur olan Müslüman bir ordunun yardımına ihtiyacı vardır; böylece Allah'ın yardımı bu askerlere şan ve şeref getirecek ve isimleri de Halid bin Velid gibi ölümsüzleştirilecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Ahlak Cihan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER