Pazar, 06 Şaban 1447 | 2026/01/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Amerika, İran ve Nükleer Silah

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber-Yorum

Amerika, İran ve Nükleer Silah

Haber:

Trump, CNBC'ye verdiği bir röportajda şöyle dedi: "İran nükleer silah edinme çabalarından vazgeçmelidir. Amerika Birleşik Devletleri, İran'ın nükleer programına ilişkin planlarını yakından takip edecektir."

Yorum:

Bu açıklama, küresel haberlerin, daha iyi ekonomik koşullar, dünyaya daha çok açık ve yönetimde Velayet-i Fakih ve Şii mezhebine dayalı bir sisteme daha az bağımlı bir sisteme geçiş talepleriyle karışan İran'da cereyan eden karışıklıklara odaklandığı bir zamanda gelmiştir. 2026 yılının Ocak ayının başından bu yana, para biriminin çöküşü ve yüksek yaşam maliyetlerinin akabinde İran'ın büyük şehirlerini etkisi altına alan gösteriler düzenlenmektedir.İran, halkın haklarını talep etmek amacıyla barışçıl ve meşru bir görünümle başlayan gösterilerin MOSSAD tarafından istismar edildiğini defalarca duyurmuştur. Dışişleri bakanı, ABD'ye Mossad'ın yürüyüşlere karıştığına, bunların ayaklanmalara dönüştüğüne ve güvenlik personelinin öldürüldüğüne dair kanıtlar sunduğunu açıklamış ve şöyle demiştir: Yahudi varlığını kastederek "Trump artık Tahran sokaklarında yaşanan ayaklanmaları ve cinayetleri sona erdirmek için silahını nereye doğrultması gerektiğini biliyor."

Ardından Trump'ın açıklaması gelmiş ve mesele, çalkantılı sokaklardan ve keyfi önlemlerden, aslında çatışmanın özü ve sorunun kaynağı olan İran'ın nükleer programı meselesine kaymıştır.İran nükleer sorunu, yeni Ortadoğu'nun jeopolitik istikrarı sorununun merkezinde yer almaktadır.Özellikle Amerika, İran'ı bu sıcak bölgeye dahil edip Lübnan'da onun partisini kurarak onu sürekli olarak perde arkasından destekleyip yönetmek yoluyla onu on yıllardır etkili bir şekilde kullanmışken ya da Beşar Esad'ı destekleyip onun yönetimini pekiştirmek ve Suriye'deki fiziksel ve halkçı altyapıyı yok etmek için çalışmışken veya Amerika'nın, Amerikan kontrolü altında istikrarlı ve etkili bir devlet olarak görevlerini yerine getirebilecek bir istikrar seviyesine ulaştırmak için Irak'ı destelemişken... Ayrıca İran, 1989 yılında Sovyetler Birliği'nin Afganistan'dan çekilmesinden sonra, Amerika'nın Afganistan'daki nüfuzunu desteklemede de önemli bir rol oynamıştır.

Bundan dolayı İran, Orta Doğu'da önemli bir aktör haline gelmiş ve Amerika, 1979'daki Humeyni devriminden bugüne kadar bunu güçlü ve etkili bir şekilde istismar etmeyi başarmıştır.Amerika, özellikle Suudi Arabistan olmak üzere Arap Körfez devletlerine, İran'ın bölgede istikrarlı bir faktör olacağı ve genel olarak bölgenin, özel olarak da Körfez'in istikrarına tehdit oluşturmayacağı konusunda güvence vermiştir. Ancak Amerika, şu ana kadar Yahudi varlığının korkularını yatıştırmayı ve İran'ın Ortadoğu'daki sıcak konuların istikrara kavuşturulmasına dahil edilmesinin gerekliliğine ikna etmeyi başaramamıştır. Yahudi varlığı, İran'ın kendisine denk veya kendisinden daha üstün bir caydırıcı veya saldırı gücüne sahip olmaması gerektiğine düşünmekte ve bunu stratejiden ziyade hayati bir mesele olarak görmektedir; bu da bölgedeki herhangi bir ülkenin, Yahudi varlığına denk veya ondan daha üstün stratejik bir silaha sahip olması durumunda, Yahudi varlığının temelden tehdit altında olacağı anlamına gelmektedir.

Amerika'nın istikrarlı bir Ortadoğu için nihai projesine yönelik büyük bir engel teşkil etmeye devam eden meselenin özü işte budur; bu da Ortadoğu'nun kaynaklarının Batı'nın ve özellikle Amerika'nın can damarından kopmaması, su yollarının uluslararası ticarete asla kapatılmaması ve siyasi İslam sisteminin bu bölgeye asla geri dönmeyeceği anlamına gelmektedir.Buradaki sorun, bölgenin zati istikrarının, Amerika tarafından sağlanan dış güvencelerle desteklenen zati bir güç dengesine bağlı olmasıdır. Zati güç dengesi ise, bölgedeki hiçbir devletin nükleer silahların tek sahibi olmak gibi mutlak bir stratejik üstünlüğe sahip olmamasını gerektirmektedir. Aynı zamanda bu, Yahudi varlığının uykularını kaçırmaktadır.

Nitekim Gazze'deki soykırım savaşı sırasında Yahudi varlığının nasıl da İran'ın nükleer tesislerini yok etmek için çalıştığını gördük. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini kaybetmediğini ve daha önce zenginleştirilmiş olanın da ortadan kaldırılmadığını belirten özel siyasi ve teknik raporlarına rağmen Amerika'nın, İran'ın nükleer kapasitelerinin ortadan kaldırıldığını ilan etmesinin ardından sınırlı baskınlar düzenleyerek Yahudi varlığını nasıl dizginlediğini de gördük.

Bu nedenle Yahudi varlığı, İran'ın Orta Doğu'da kendisine denk bir güç haline gelmesini engellemek için başka yollar aramaktadır. Nitekim İran'daki muhbirlerini ve ajanlarını kullanarak yürüyüşleri ve gösterileri kanlı şiddete dönüştürmüş; bu sayede rejimin devrilmesine ve belki de bölgede başka bir nükleer gücün ortaya çıkma ihtimalinin uzaklaşmasına yardımcı olmuştur.

Bu nedenle Trump, 22/1/2026 günü CNBC'ye yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer programıyla ilgili tehdidini tekrarlamıştır. Bu açıklama İran'a yönelik değildir; zira Amerika orada neler olup bittiğinin tamamen farkındadır.İran'ın nükleer programını izleme anlaşmasının uygulanmasını Mayıs 2018'de durduran bizzat Trump'dı; nitekim bu anlaşma, 2015 yılında kurulan ve İran'ın yanı sıra Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya, Çin'i de içeren 5+1 grubu tarafından imzalandıktan sonra BM Güvenlik Konseyi tarafından da onaylanmıştı.Trump anlaşmayı durdurduğunda, İran'ın faaliyetleri üzerinde herhangi bir uluslararası denetim olmaksızın istediği gibi hareket etmesinin önünü açmıştır.

Trump'ın açıklaması aslında İran'da olup bitenler hakkındaki gerçeği ortaya koymuştur ki bu da, Yahudi varlığının, İran'ın kendi gücüne eşit veya denk bir güç seviyesine ulaşmasını engellemek için İran'ın yeteneklerini hedef almaya devam etmesidir. Bu yüzden Amerika, İran'ın nükleer tesislerinin imha edileceğini yeniden ilan ederek, bir kez daha önleyici saldırılar başlatma girişiminde bulunabilir.Aynı zamanda İran rejimine, hain bir dış saldırı karşısında içeride birlik kılıfı altında İran sokağında milliyetçilik ve vatancılık duygusunu körükleyerek İran halkını yatıştırmak için güçlü bir fırsat sunmuştur.

Allah, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti’nin kurulmasını takdir edinceye kadar, İslam ülkelerinin kalbi olan Orta Doğu bölgesi, İslam ümmetinin düşmanlarının faaliyetlerinin sahnesi olmaya devam edecek; bu düşmanlar da, ümmetin evlatlarını öldürüp yerinden etmeye, kaynaklarını yağmalamayıp dağıtmaya, değerlerini baltalayıp parçalamaya devam edeceklerdir.

وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَBiz ise, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (mukaddes topraklara) varis kılmak istiyorduk.” [Kasas 5]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed Ceylani

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER