Cumartesi, 28 Recep 1447 | 2026/01/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Kafir Batı'nın Ümmetimizin Parçalanması Ve Gücümüzün Sembolü Olan Hilafetimizin Ortadan Kaldırılmasındaki Rolü

بسم الله الرحمن الرحيم

Kafir Batı'nın Ümmetimizin Parçalanması
Ve Gücümüzün Sembolü Olan Hilafetimizin Ortadan Kaldırılmasındaki Rolü

Diğer insanların dışında tek bir ümmet olduğumuz günlerde, her yer devletimizin Rayesi ile gölgeleniyordu; dolayısıyla devletimiz, tek bir Müslümana bile saldırmaya tevessül eden herkes için bir koruyucu, kucaklayıcı ve caydırıcı oluyordu. Dahası Müslümanlar birbirlerini desteklemekte, yardım etmekte ve yardımcı olmakta bir vücut gibiydi ve vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurdu!Sonra düşmanlar, bu vahdetin ve bu devletin İslam ümmetinin gücünün kaynağı ve koruyucu kalkanı olduğunu anladılar; bu yüzden bu kalkanı ortadan kaldırmak için çalışmaya karar verdiler ve amaçlarına ulaşana kadar uzun yıllar boyunca bu konuda büyük çaba sarf ettiler.Ne yazık ki 1924 yılında Hilafet Devleti'ni ortadan kaldırdılar ve İslam ümmetinin daha önceki dönemine geri dönmesini engellemek için onu birçok parçaya böldüler!

Hilafet, sadece iç faktörlerden dolayı aniden yıkılmadı, aksine sömürgeci Batılı ülkelerin önderliğinde ve o dönemde milliyetçilik, ayrılıkçılık ve diğer faktörlerin etkisi altında kalan Araplar ve Türklerden oluşan Müslüman hainlerin ortaklığındaki uzun planlar aracılığıyla yavaş yavaş yıkıldı; dolayısıyla yıkım askeri olmaktan önce fikri ve siyasi olmuştur.

Bu planın en belirgin özellikleri şunlardı:

- Fikri istila yoluyla Müslümanlar arasında İslami fikri zayıflatmak, İslam'ı çarpıtmak ve milliyetçilik fikrini aşılayarak ümmetin birliğini parçalamak ve bağlılığı İslam'dan ırkçılığa ve toprağa kaydırmak için çalışmak.

- İlk aşamada borçlar ve sultanların atanmasına ve azledilmesine müdahale etmek yoluyla dolaylı olarak siyasi nüfuzu genişletmek.

- Hilafetin resmen yıkılması.

- Daha sonra Müslüman ülkelerin karton devletlere bölünmesi ve ikinci kez birleşmesini engellemek amacıyla sınırların çizilmesi. 

- Bunun ardından bölünmüş olanı da bölmek ve savaşları ve çatışmaları kışkırtmaya devam etmek.

İslam Devleti'nin tarihini inceleyen herkes, olup bitenlerde Batı'nın büyük rolünün olduğunu anlar; bu ise kendilerini düşmanların tuzaklarını püskürtebilecek silahlarla donatmadıkları için Halifelerin, alimlerin ve ümmetin kusurlarını inkar ettiğimiz anlamına gelmez; ama biz burada, Batı'nın yaptıklarının büyüklüğünü anlamak, bundan ibret almak ve tüm planlarını başarısız kılarak yeniden kalkınmak amacıyla Batı'nın büyük kurnazlığına ve olan bitenlerdeki büyük rolüne büyük ölçüde ışık tutmak istedik!

Kafir Batı, İslami fikirlere karşı şiddetli bir savaş başlattı, çarpıtılmayan, yanlış tanıtılmayan veya iftira atılmayan neredeyse hiçbir İslami düşünce veya hüküm kalmadı ve Hilafetin son dönemlerinde zihinlerdeki anlayışın zayıflaması sonucunda, alimler bu saldırıya karşı yeterli güçle karşı koyamadılar; bu da başlangıçta İslam'la çelişmediği ve onunla uyumlu olduğu gerekçesiyle Batı mefhumlarının ve Avrupa kanunlarının sızmasına yol açtı; bu ise daha sonra Batı düşüncesinin ve çözümlerinin yayılmasına ve bu konuda sessizliğin hakim olmasına neden oldu!!

Ne yazık ki tüm bunlara, Hilafetin son günlerindeki zayıflığı ve kötü yönetimin artması eşlik etmiştir; zira bu dönemde,bazı Halifelerin zulmü, yönetimin zayıflığı, yabancı nüfuzunun sızması, dış borçlar nedeniyle siyasi karar alma sürecinin kısıtlanmasının yanı sıra sanayi sektörünün gerilemesi, bilimlere önem verilmemesi ve benzerleri nedeniyle İslam akidesini uygulayan ve onu güçlü bir şekilde taşıyan devlet artık mevcut değildi! Tabii devletin gelişmiş silahlara sahip olmadaki başarısızlığını ve bu konudaki kayıtsızlığını da unutmuyoruz ki bu da, diğer ülkelere kıyasla göreli bir geri kalmışlığa yol açmış, birçok yenilgiye neden olmuş, böylece yenilmez devlet imajı kaybolmaya başlamıştır. Öte yandan Batı kendisini, dünyanın yasalarına ve diktelerine uyması gereken egemen bir güç olarak gösterme konusunda başarılı olmuştur! 

Elbette düşmanlar bununla yetinmemiş, aksine Arap ve Türklerden oluşan hainlere yönelmişler ve onları ayrılıkçı hareketlere liderlik etmeleri ve milliyetçilik, vatancılık, laiklik ve Batılılaşmanın davetçileri olmaları için görevlendirmişlerdir; böylece yaraya tuz basarak zayıflığı daha da artırmışlardır. Nitekim Mustafa Kemal, düşmanların elindeki yıkım balyozu olmayı kabul eden bu hainlerden biriydi; işte o hainler aracılığıyla, Hilafetin büyük yapısını yıktılar ve onu, daha sonra İslam ümmetinin bölünmesini kabul eden milliyetçi bir devlet ile değiştirdiler!

Hilafetin yıkılmasıyla birlikte, başta İngiltere olmak üzere Avrupa, aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi İslam ümmetinin başına üşüşmüştür; böylece Hilafetin yıkılmasından önce başladıkları bölünme ve sömürgeleştirme sürecine devam ettiler ve Sykes-Picot ve benzerleri gibi anlaşmalar yaptılar, dolayısıyla sınırlar çizdiler, setler inşa ettiler ve her bir parçanın başına da efendilerinin emirlerini yerine getiren bir bekçi yerleştirdiler.

İşte bu nedenle Filistin işgal edilmiş olup bugüne kadar hainlerin ihanetinden ve ihmalkarların eylemsizliğinden şikayet etmeye devam etmekte olup bölünmenin ve devletin yokluğunun bedelini ödemektedir. Allah rahmet eylesin Halife Abdülhamid, son nefesine kadar onun kirletilmesini engel olmuştur; nitekim onun şu sözleri hala kulaklarımızda çınlamaktadır; "Bir gün gelir de Hilafet Devleti parçalanırsa işte o zaman Yahudiler, Filistin’i para ödemeden alabilirler. Fakat ben sağ olduğum müddetçe bedenimin neşterle yarılması, Filistin'in Hilafet Devleti’nden koparılmasından benim için daha kolay bir hadisedir. Bu imkânsız bir şeydir. Biz hayatta kaldığımız sürece bedenimizin üzerinde otopsi yapılmasına asla müsaade edemeyiz."

Evet, ne yazık ki bizler hayattayken bedenlerimizin parçalanmasına tanık olduk; zira Filistin'deki kardeşlerimizin şu ana kadar çektiği acılar, sömürgecilik nedeniyle tüm Müslümanların çektiği acılardan kopuk değildir; bu yüzden ümmetimizin kanayan yarasının listesi, Keşmir'den Çeçenistan'a, Türkistan'dan Doğu Timor'a, Myanmar'a ve diğerlerine kadar uzanmaktadır.

Peki Batı, tüm bu yaptıklarıyla yetindi mi? Tabii ki hayır; aksine Hilafetin geri dönüşünü engellemek için elinden gelen her şeyi yapmaya devam etmekte olup Amerika da, bölünmüş olanı da bölme ve imkân buldukça mezhepçiliği ve milliyetçiliği körükleme konusunda ustalaşmıştır; nitekim Yemen, Sudan, Suriye ve diğer yerlerin bugünkü hali, hiç kimse için bir sır değildir!

Ey Müslümanlar: Sizler, diğer insanlar dışında tek bir ümmetsiniz ve sizin gücünüzün, kalkınmanızın ve Rabbinizin sizden razı olmasının kaynağı vahdetiniz ve Hilafetinizdir;işte bu yüzden Batı, Hilafet devletini yıkmıştır; o halde kollarınızı sıvayıp tek bir devleti ve tek bir sancağı olan tek bir ümmet olarak geri dönmek için harekete geçmeyecek misiniz?!Peki kalpleriniz, izzetinizi ve ihtişamınızı geri elde etmek, Aksa'nızı ve Kabe'nizi temizlemek ve her yerdeki mazlum kardeşlerinizi desteklemek için can atmıyor mu?

Dikkat edin; Hilafeti yeniden tesis etmek için çalışmak, dünya ve ahiretin izzetidir; zira sadece Hilafet sayesinde liderliğinizi geri elde edecek, merkezinizi koruyacak, dahası tüm dünyayı, zulümden, baskıdan ve içine düştüğü çukurdan kurtaracaksınız. وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللهِO gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir.” [Rum 4-5]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Minnetullah Tahir

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER