- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Ajanların Sonbaharı: Amerikan Politikası ve Sykes-Picot Mirasının Dağılması
Yemen'de Arabistan ve BAE gibi düşmanların müttefikleri arasında yaşananlar, ajanlar arasındaki bir çatışma mıdır?Yoksa bu, görünürdeki ortak düşman olan Husilere, yani İran'ın Yemen'deki ajanlarına karşı savaşmak için ittifak kurmuş ülkeler arasındaki bölgesel çatışmanın arkasına gizlenen eski ve yeni sömürgecilik arasındaki bir nüfuz çatışması mıdır?
Suudi Arabistan ve BAE'nin varlığı, Suudi Kral Abdullah bin Abdulaziz döneminde başkent Sana'yı ele geçiren Husilere karşı durmak için Arabistan ve Körfez ülkelerinin liderlik ettiği bir ittifak kurulmasının ardından gerçekleşmiştir.O sırada kral, Husilerin Sana'ya doğru ilerlemesi karşısında kılını dahi kıpırdatmamış, aksine Yemen'deki adamı olan Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i, ülkede reform sloganları atarak yolsuzlukla mücadele eden Husilerle ittifak kurmaya zorlamıştı.
Ali Abdullah Salih'in Husilerin dalgasına binmeye ve onlarla ittifak kurmaya itilmesi –ki kendisi yolsuzluk yapanların en önde gelenlerinden birisi olmakla meşhurdur—, Husilerin attığı sloganların güvenilirliğini sarsmak ve onları değersiz bir hale getirmek, dolayısıyla Yemenli kitlelerin onlardan uzaklaşmaya sevk etmek ve onları Yemen nüfusunun %30'undan fazlasını temsil etmeyen kendi mezheplerini takip etme çerçevesinin içine hapsetmek içindi.
Ancak Husiler, Salih'in ittifakının geçici olduğunu ve İngiltere'nin Yemen'deki güçlü adamının bir an önce kendisinden kurtulunması gereken bir yılan olduğunu fark ettiler. Gerçekten de böyle oldu; zira Salih gücünü kaybettikten ve artık işe yaramaz hale geldikten sonra tasfiye edildi.
Kral Abdullah bin Abdulaziz vefat edip kardeşi Selman bin Abdulaziz Suudi tahtına çıktığında, oğlu Muhammed, Suudi siyasi sahnesinden İngilizlerin adamlarını temizlemeye ve başta Kral Abdullah'ın ordusu olarak kabul edilen Suudi Ulusal Muhafızları olmak üzere devletin mafsallarını elinde tutan askeri güçleri dağıtmaya karar verdi. Bunun üzerine bu güçler, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar'ın önderlik ettiği “Kararlı Fırtına Operasyonu” adı verilen bir operasyonda Yemen'de savaşmak üzere gönderildi.
Bu ittifak, Trump'ın ilk döneminde Cidde'de kurulmuş olup tek bir ittifak olmasına rağmen, ancak ona, eski sömürgeci İngiltere (Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar) ile modern sömürgeci olan Amerika'nın (Suudi Arabistan) kanatları dahil olmuştur.Bu nedenle eğilimler, hizmetler ve hedeflerdeki farklılıklar nedeniyle savaş uzamış ve çözümsüz kalmıştır.
Trump Amerika'da iktidara geldikten sonra, küresel plan ve politikasının ana hatları netleşmeye başladı ki bunlar şunlardır: Avrupa'yı kontrol altında tutmak ve onun yaşlı kıta içinde Rusya ile savaş ve yıpratma durumunda kalmasını sağlamak, özellikle önem ve coğrafi konumu nedeniyle Orta Doğu bölgesi olmak üzere -ki bu bölge, sömürgeci Avrupa'nın kalemleriyle kurulmasından bu yana bölgeyi yöneten yapının zayıflığının gölgesinde kıtaların kesişme noktası, küresel ticaret koridoru ve doğal kaynakların deposudur- dünyayı onun nüfuzundan temizlemektir.
Bu nedenle Amerikan yetkililerin “Sykes-Picot Anlaşması'nın artık varlığı söz konusu değildir ve bizi ilgilendirmez” şeklindeki açıklamaları son derece açıktır;bu da bu siyasi ve coğrafi oluşumların sona erdiği ve bunların yeniden formüle edilmesi için kapsamlı bir cerrahi operasyonun gerekli olduğu anlamına gelmektedir.Bu ise İngiliz nüfuzunun sona ermesinin zorunluluğunu gerektirmektedir. Dolayısıyla bu ajanların önünde, tam bir sadakatle Amerikan örtüsü altına girmekten başka seçenekleri kalmamıştır. Aksi takdirde Irak, Libya, Tunus ve Yemen'deki İngiliz ajanlarının karşı karşıya kaldığı kader, masaya yatırılan tek çözüm olacaktır.
Buna göre Yemen'de yaşananlar da aynı bağlamda değerlendirilebilir; yani İngilizlerin adamlarının çatışması, katledilenlerin dansından başka bir şey değildir. Karakas operasyonu, Amerika'nın tüm yıpranmış ve pratik olarak çökmüş rejimlere, inat eden kimse için bu sonucun kaçınılmaz olduğu şeklinde verdiği pratik mesaj bağlamında gerçekleşmiştir. Ajanların Amerika'nın itaat evine girmelerinin gerekliliği için yürütme emirleri taşıyan Amerika'nın adamlarının Orta Doğu'daki hareketlerinde açıkça gördüğümüz şey işte budur. Amerika Ortadoğu'da kaos istemiyor; aksine özellikle Trump'ın Amerikan askeri üslerini barındıran ülkelerin, isteyerek ya da zorla bu topraklardan vazgeçmeleri gerektiği yönündeki açıklamaları göz önüne alındığında, bölgenin gelecekteki (Amerikan) politikasına uygun şekilde yeniden şekillendirilebilmesi için sükûnet istiyor!
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan



