Pazar, 14 Zilhicce 1447 | 2026/05/31
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Amerika, İran ve Nükleer!

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber-Yorum

Amerika, İran ve Nükleer!

 

Haber:

ABD Başkanı Trump, 23/5/2026 Cumartesi günü yaptığı açıklamada, İran ile bir barış anlaşmasına ilişkin mutabakat zaptının büyük bir kısmının müzakere edildiğini söyledi ve Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “Anlaşmanın nihai yönleri ve detayları şu anda görüşülüyor ve yakında açıklanacak” şeklinde yazdı. Bazı Körfez ülkeleri ve bölge liderleriyle İran ve barışa ilişkin bir mutabakat zaptıyla ilgili her konuda görüştüğünü söyledi. Yahudi başbakanla yaptığı görüşmede, İran’ın nükleer ve füze kapasitesini korumasına izin vermeyeceğini söyledi.

Yorum:

Hiç şüphe yok ki Amerika, diğer bazı ajan devletlerin durumu gibi İran'da da yönetime tamamen kendisine tabi olan birinin gelmesini her zaman ümit etmiş ve etmeye de devam etmektedir. Amerika bu konuda yanlış bir hesap yapmıştır; ancak yine de şu Yemen darbı meselde geçtiği gibi içindeki mutmainliği devam etmektedir: Gözleri görmeyen âmâ bir adam yolda kalır. Bir adam ve karısı, eşekleriyle oradan geçerken adama acırlar ve onu da eşeğe bindirip memleketleri olan Zimar şehrine doğru götürürler. Gözleri görmeyen adam yolda giderken içinden; “eğer bu kadın bana eş olur, bu eşek de bende kalırsa işler yolunda demektir; ama eğer öyle olmazsa bile en azından Zimar'a kadar bedavadan binit sırtında gitmiş olurum” der. Nitekim Yemen'deki Zimar şehrine doğru bir adam ve karısının kendi eşekleriyle taşıdığı o âmâ adam da böyle yapmıştı. Varacakları yere ulaştıklarında, âmâ adam yalan ve iftira ile eşeğe el koymak istemiş ve tarihe bir darbı mesel olarak geçen o meşhur sözünü söylemiştir. İşte Amerika, İran'ın kendi yörüngesinde döndüğü gerçeğine sırtını dayamaktadır; nitekim İran, 1979 yılından bu yana Amerika adına pek çok kazanım sağlamıştır ki bunların en önemlileri Afganistan, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de gerçekleşmiştir. Dolayısıyla İran'ı tamamen kendisine tabi kılmak Amerika’ya zor gelirse, onun kendi yörüngesinde dönmeye devam etmesini sağlamakla yetineceğinde şüphe yoktur. İran'a gelince; o da Amerika'nın yörüngesinde kalmanın kendi çıkarına olduğunun bilincindedir; zira İran, ayrıcalıklı ideolojik bir devlet inşa etme arayışında değildir.

Eğer Amerika, istikrarlı yeni bir Orta Doğu ile ilgili özel planını korur ve İran'ı da bu istikrarın garantör devletlerinden biri yaparsa; İran bu rolü kabul edecektir; zira İran, istikrarı sağlayacak dört garantör devletten (Türkiye, Suudi Arabistan, İran ve Yahudi Varlığı) biri olmaya hazırdır; ayrıca İran'ın üstleneceği bir diğer rol de bölgedeki nükleer dengeyi sağlamak olacaktır.

Tüm tarafların büyük bir iyimserlikle bahsettiği bu mutabakat zaptı, savaş halini sona erdirmek ve istikrara doğru ilerlemek için bir başlangıçtan başka bir şey değildir. Özellikle de nükleer program konusunun bir sonraki bildirime kadar ertelenmesinden de başka bir şey değildir. Trump’ın İran’ın nükleer silah edinmesine izin vermeyeceğine dair sürekli konuşması ise büyük olasılıkla Yahudi varlığına yöneliktir ki böylece yeniden savaş fitilini ateşlemek için harekete geçmesin. Özellikle İran nükleer programını denetlemek ve onun nükleer silah üretme aşamasına gelmesini engellemekle görevli uluslararası komitenin çalışmalarına son verilmesine yol açan, Trump'ın ilk yönetimi olmuştu; bu komite ise, 2015 yılında Obama yönetimi yoluyla imzalanan 5+1 Grubu olarak bilinmektedir. Nitekim Amerika, Mayıs 2018'de bu anlaşmadan çekilmişti. Brookings Enstitüsü ile diğer araştırma merkezlerinin raporlarına ve New York Times ile Washington Post gibi medya platformlarına göre; Amerika'nın anlaşmadan çekilmesi ve buna bağlı olarak faaliyetlerinin durdurulması, İran'ın uranyumu yüksek oranda zenginleştirme derecesine ulaşmasına, nükleer silah üretimine ve bu silahları taşıyabilecek mühimmatı (füzeleri) geliştirmeye son derece yaklaşmasına büyük ölçüde yardımcı olmuştur.

Buradan hareketle, İran’ın nükleer programı hakkında yapılan propaganda ve bir anlaşmaya varılıncaya kadar askerî faaliyetlerin durdurulmasına dair süregelen söylem, ya sahadaki gerçekler ortaya çıkıncaya kadar bir aldatma ve oyalamadır ya da Arapların eskiden söylediği şu söz kapsamındadır: “Kendi düşen ağlamaz.” Bu da Amerika’nın, aynı başkanın eliyle 2018 yılında işlediği felaket niteliğindeki tarihî hatadan geri adım atması yoluyla gerçekleşmektedir; zira bu hata, uzman kuruluşların değerlendirmesine göre İran’ın birkaç hafta içinde nükleer silaha dönüşebilecek nükleer kapasitelere sahip olmasını mümkün kılmıştır.

Amerika’nın ve daha önce 5+1 Komitesi’ne üye ülkelerin, onlarla birlikte gaspçı varlığın, İran’ın nükleer kapasitelere sahip olmasını engelleme ya da engellemeye çalışma konusundaki ısrarı; herhangi bir meşruiyete, yasaya, örfe ya da herhangi bir gerekçeye dayanmamaktadır. Dünyada nükleer kapasiteye ve silahlara sahip pek çok ülke vardır; bunların arasında, bu silahları kullanan tek ülke olan Amerika’nın yanı sıra Rusya, Çin, Kuzey Kore, Hindistan, Pakistan, İngiltere, Fransa ve Yahudi varlığı da bulunmaktadır. Peki neden onlara helal olan, örneğin İran’a haram oluyor?! Eğer başta felaketlerin anası (Amerika) olmak üzere bu devletler, nükleer silaha sahip olmalarının bir savaş aracı değil de bir caydırıcılık aracı olduğunu iddia ediyorsa, o hâlde kendisine karşı bu silaha sahip bir düşmanı ya da rakibi bulunan her devletin de bu silaha sahip olması daha evladır; dolayısıyla bu silah bir caydırıcılık aracı oluşturur ve anlaşmazlığın savaş ortamından uzak bir şekilde çözülmesini dayatır ki böylece iki taraf da topyekûn yıkıma maruz kalmasın.

İran'a gelince; eğer Amerika'nın taleplerine boyun eğer ve elindeki uranyumu teslim ederse, Yahudi varlığından karşı koyamayacağı büyüklükte askeri darbeler alacaktır. Üstelik Yahudi varlığının, İran'ın kapasitesini ve potansiyelini önümüzdeki onlarca yıl boyunca tamamen yok etmek amacıyla elindeki nükleer silahı kullanması da ihtimal dışı değildir. Nitekim Yahudi varlığının eski başbakanı, Yahudilerin Perslere karşı, Pers Kralı Kiros döneminden beri süregelen tarihi bir intikamı olduğunu belirterek daha önce buna imada bulunmuştu. Ayrıca Trump, ister eski Pers uygarlığını ister modern İslami uygarlığı kastetsin, İran medeniyetini ortadan kaldırmaya çalıştığını söylemiştir.

Ama eğer boyun eğmez, onlarca yıl boyunca inşa edilmiş gücüne ve sahip olduğu enerjiye sıkıca tutunursa, varlık bunları ne zaman alevlendirme imkanı bulsa, üzerindeki baskılar ve çeşitli savaş biçimleri bir o kadar artacaktır. Ancak nihayetinde güçlü ve itibar sahibi bir devlet olarak kalmaya devam edecektir. Tüm bunlardan daha da önemlisi; İran fikri açıdan, sistemini yeniden yapılandırarak onu, Fars milliyetçiliğinden ve dar mezhepçiliğin yükselmesinden uzak bir İslami düzene geri döndürmeye ve milliyetçiliğin daraltmadığı ve mezhepçiliğin imkânlarını sınırlamadığı tek bir ümmet için bir kap hâline getirmeye uzak değildir. İran liderleri şunu hatırlamalıdır ki, İslam ümmeti Farslıktan, Araplıktan ve Turancılıktan daha köklü, daha sağlam ve daha dirençlidir. Bu yüzden hadaratını, gücünü ve düzenini hiçbir şaibe olmaksızın tamamen İslami akide temeli üzerine kuran bir ümmet, bütün dünyaya liderlik etmeye ehil bir hâle gelecek ve zulmü ve onun etkilerini ortadan kaldıracak adil ve Rabbani ilahi bir nizam sunacaktır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed Ceylani

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER