- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye İle Hindistan ve BAE’nin Oluşturduğu Stratejik İttifaklar Yanılsaması
Haber:
BAE ve Hindistan, BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed'in Hindistan ziyareti sırasında iki ülke arasında savunma alanında stratejik ortaklık için bir niyet mektubu imzaladı.Hindistan Dışişleri Bakanı, Birleşik Arap Emirlikleri ile niyet mektubunun imzalanmasının, Hindistan'ın bölgesel çatışmalara dahil olması gerektiği anlamına gelmediğini söyledi.Bu niyet mektubunun duyurulması, İslamabad'ın Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında üçlü bir savunma anlaşması taslağının hazırlanmakta olduğunu açıklamasının ardından gelmiş olup savunma alanına ek olarak Abu Dabi ve Yeni Delhi, Yeni Delhi'nin 10 yıl boyunca BAE'den sıvılaştırılmış doğal gaz satın almasını öngören 3 milyar Dolarlık bir anlaşma da imzalamıştır. Her iki taraf, karşılıklı ticaret hacmini iki katına çıkararak 2032 yılına kadar 200 milyar Dolara ulaştırma konusunda anlaştılar. (El Cezire Net)
Yorum:
Hindistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki stratejik ittifakın, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki stratejik ittifaka eşdeğer olduğu varsayımı tamamen yanlış bir varsayımdır;çünkü ister bölgesel isterse uluslararası olsun, kendi dış politikaları üzerinde kontrol sahibi olmayan, aksine boynuna ve politikalarına tahakküm eden Batılı efendisinin emrine uyan bir ülke, onun izlediği hatları belirleyen ve kendi ülkesinin çıkarlarını değil de efendisinin çıkarlarına hizmet edilmesini dayatan bir ülkedir; tabii ki bu ülkenin çıkarları ile efendisinin çıkarları arasında bir çatışma olmadığı sürece.Böyle bir ülke, bu ülkeye tahakküm eden sömürgeci efendisinin yönlendirmesi ve izni olmadıkça efendisinin çıkarlarına aykırı stratejik ortaklıklara girme gücüne sahip değildir.
Örneğin Arap Birliği, İslam Konferansı ve Körfez İşbirliği Konseyi, kararları, onu yazan mürekkebe bile eş değer olmayan ittifaklar ve birliklerdir; zira Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ı içeren Körfez İşbirliği Konseyi, üç ülke arasındaki gerginlik aşamasında onlara bir fayda sağlayamamıştır; hatta Katar ile Suudi Arabistan arasında yıllarca süren ve neredeyse ikisi arasında savaşın patlak vermesi sınırına ulaşan bir kopukluk oluşmuştur.Ayrıca Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, BAE ile Suudi Arabistan arasında Yemen'de yaşanan çatışmayı da önleyememiştir; zira egemenliği olmayan ve Batılı efendilerinin ajanları ya da sadık müttefikleri olan bu ülkelerin ittifaklarının, kendi çıkarlarına hizmet ettikleri sürece sahada hiçbir değeri yoktur.
Birleşik Arap Emirlikleri-Hindistan ittifakına gelince; bu ittifak egemen olmayan devletler arasında kurulmuş olmasının yanı sıra bölgesel ve uluslararası kararları, politikaları ve stratejileri de kendi iradelerine tabi olmayan ve özünde kendi çıkarlarına hizmet etmeyen iki devlet arasındaki bir ittifaktır. Ayrıca her birinin efendisi konusunda da bir çatışma söz konusudur; zira Modi Amerikan yanlısı olup Birleşik Arap Emirlikleri ise İngilizlerin korumasında ve sömürgesidir. Dolayısıyla Amerika ve İngiltere’nin olduğu iki sömürgecinin, tabiilerinin gerçek stratejik anlaşmalar yapmasına izin verecek stratejik çıkarları bulunmamaktadır. Özellikle bu ittifak, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan ittifakı gibi ikisinden birine bağlı başka bir ittifakı veya kulübü etkiliyorsa, zarar veriyorsa veya zarar verme amacı taşıyorsa ki bu diğer ittifak, Amerikan yanlılarının ittifakı olup şüphesiz bu ittifakın amacı, Amerika’nın bölgede karşı karşıya kaldığı zorluklarla, özellikle de bölgedeki eski sömürgeci İngilizlerle mücadele etmektir. Bu nedenle Hindistan ve BAE arasındaki ittifakın gerçek ve ciddi olması ve iki ülkeden birinin üçüncü bir ülke veya başka bir ittifaktan tehlike veya tehdide maruz kalması durumunda ortak savunma anlaşmasının fiilen etkinleştirilmesi düşünülemez.
Hindistan ve BAE arasındaki işbirliği, ekonomik işbirliğinin, petrol ve gaz ihracatının, siber casusluk işbirliğinin veya İslam'a karşı koymak ve Müslümanlara baskı uygulamak için kurulan bir ittifakın ötesine geçemez; zira bunlar, iki ülke ve onların efendileri arasındaki ortak noktalar olup efendileri olan Amerika ve İngiltere bu tür anlaşmaların yapılmasına engel olmamaktadırlar. Bu yüzden ittifak, ekonomik yönler ve İslam'a düşmanlık ve onunla mücadele ile sınırlıdır.Bu, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki ittifaktan farklıdır; çünkü bu ittifak, üyeleri Amerikan yanlıları oldukları için gerçek bir stratejik ittifaktır; yani efendileri tarafından gözetilen, düzenlenen ve izin verilen bu ittifak, efendisinin bölgedeki çıkarlarını gerçekleştirmek açısından gerçek bir ittifak olup bu çıkarlar arasında, bölgedeki İngiliz ajanlarıyla mücadele etmek ve imkanları olması durumunda onların Yemen, Sudan, BAE ve Ürdün'deki nüfuzlarından kurtulmak yer almaktadır.
Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer ülkelerdeki Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticiler, ümmetlerini temsil etmemektedirler. Aksine onlar, Beyaz Saray'ın, onlar aracılığıyla Müslüman ülkelerin kaynaklarını kendi çıkarları için tüketmek, İslam ülkelerini yağmalamak, Müslümanlara baskı uygulamak ve onların ayaklanmamaları için nefeslerini tutmak amacıyla piyon olarak kullandığı satranç taşları gibidirler.Bu nedenle Müslümanların başındaki yöneticilerin, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet pahasına efendilerinin çıkarları için kirli işleri yapmak amacıyla sömürgeci kafirin Müslümanların ülkesinde kullandığı tek kirli araçlar olduğu açığa çıkmıştır. Bu yüzden bu rejimlerin ve bu yöneticilerin sözleri nafiledir.هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ “Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?” [Münafikun 4]Ümmet içindeki tüm samimi kişilerin, özellikle de güç ve kuvvet ehlinin, bu rejimleri devirmeleri ve onların enkazı üzerine Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeleri gerekir. Bu azim ve asil amel olmadan, ümmet ayağa kalkamayacak, bu Ruveybidalar Müslüman ülkelerde bozgunculuk çıkarmaya devam edecekleri gibi buralarda küfrü, ahlaksızlığı, yoksulluğu ve terörü de yaymaya devam edeceklerdir; zira onlar, Sebe kraliçesinin kendilerinden bahsettiği kimselerdendir: إِنَّ المُلوكَ إِذا دَخَلوا قَريَةً أَفسَدوها وَجَعَلوا أَعِزَّةَ أَهلِها أَذِلَّةً وَكَذلِكَ يَفعَلونَ “(Sebe kraliçesi) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı ifsat ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hale getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.” [Neml 34]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Muhacir – Pakistan



