بسم الله الرحمن الرحيم
Seçimlere Katılmak, Müslümanları Kimliklerinden Koparma Politikasının İlk Adımıdır
İsveç’te parlamento seçimleri yaklaşıyor ve seçime bir aydan az bir süre kaldı. Bu sırada özellikle Müslümanlar arasında seçimlere katılım oranını artırmak amacıyla çeşitli çevreler tarafından yoğun çaba sarf ediliyor. 13 Eylül’de yapılması planlanan seçimlere Müslümanları teşvik etmek ve seçimlere katılımlarını sağlamak amacıyla devlet, devlet medyası, siyasetçiler ve hatta camiler ile imamların da katıldığı yoğun bir kampanya başlatılmış durumda.
İsveç devleti ve çeşitli partilere mensup siyasetçiler, on yılı aşkın bir süredir Müslümanları asimile etmeyi ve İslami kimliklerini silmeyi hedefleyen İslam karşıtı bir politika izlemektedirler. Bu bağlamda devletin izni ve koruması altında Cuma günleri ve bayramlarda camilerin önünde Kur’an-ı Kerim nüshaları yakılmıştır. İslami dernek ve okullara karşı geniş çaplı bir takip kampanyası yürütülmüş, ülkedeki İslami okulların neredeyse tamamı kapatılmıştır. İsveç istihbaratı Säpo, imamları alışılagelmiş yasal bir yargılama süreci olmaksızın gözaltına almış ve sınır dışı etmiştir; sosyal hizmet kurumları ise Müslüman çocukları ailelerinden koparıp almıştır. “Namus kültürü”yle mücadele adı altında Müslümanların aile hayatının bazı yönlerini suç sayan yasalar çıkarılmıştır. Medya ve siyasi partiler de İslam’a ve Müslümanlara yönelik düşmanlığı kışkırtarak, Müslümanları ve camileri hedef alan fiziksel saldırılara ve nefret suçlarına zemin hazırlamışlardır. Bu durum, sadece bir partinin izlediği politikanın bir ürünü değildir, aksine Tidö Hükümeti döneminde de öncesinde de sağdan sola çeşitli partilerin katkıda bulunduğu bir yaklaşımın sonucudur.
İslam karşıtı bu politikalara rağmen Müslümanlar dinlerinden vazgeçmemiş, aksine İslami kimliklerine daha da fazla sarılmaya başlamışlar ve bu politikaları reddetmişlerdir. İşte bu yüzden bugün Müslümanları korkutmak, onları seçimlere katılmaya zorlamak ve onları mevcut siyasi hayata asimile etmek amacıyla amansız bir kampanya yürütülmektedir. Geleceklerinden ve kendilerini nelerin beklediğine dair duydukları korkunun baskısı altında Müslümanlardan kimliklerinden vazgeçmeleri, Batılı değerleri kabul etmeleri, bu değerleri boyun eğmeleri ve entegre olmaları gereken bir referans olarak görmeleri istenmektedir.
İsveç devleti, Müslümanları korkutmak için yıllardır aşırı sağcıların yükselişini ve etkilerinin artmasını siyasi bir araç ve bir öcü olarak kullanmaktadır. Amaç Müslümanları devletin kucağına itmek, seçimlere katılım ve mevcut sistemi kabul etmek suretiyle onları zorunlu entegrasyona sürüklemektedir. Fiilen Müslümanların önüne ya entegre olup bu sisteme katılacaksınız ya da sizi parçalamak üzere aşırı sağ canavarı üzerinize salınacak gibi kesin bir ültimatom konulmaktadır. 2022 seçimleri öncesinde camilerin önünde birkaç kez Kur’an’ı Kerim yakılmış, bu hengamede sağ partili siyasetçilerden; “Yüz Kur’an daha yakın” ve “Neden yaralanmış bir tane bile İslamcı görmüyoruz?” gibi açıklamalar sadır olmuştur. Bu atmosfer camilerin tehdit ve saldırılara maruz kalmasına neden olmuş, Stockholm sokaklarında dövüş sporlarıyla bağlantılı aşırı sağcı gruplar yürüyüş yaparak Müslümanlara fiziksel saldırılarda bulunmuştur. Müslümanlar okullarda ve diğer toplu alanlarda nefret saikiyle gerçekleştirilen saldırıların hedefi hâline gelmiştir. “İsveç Demokratları” partisi de 2026 seçimleri öncesinde bu korkutma politikasında belirgin bir rol oynamıştır. Parti, camilerin yıkılması önerilerini gündeme getirmiş ve seçimlerden sadece birkaç ay önce bir camiler haritası yayınlamıştır. Ayrıca başörtüsü yasağı getirilmesini talep etmiştir. Partinin lideri Jimmie Åkesson ise; bir kişinin aynı anda hem Müslüman hem de İsveçli olamayacağını, demokrasiyi ve İsveç değerlerini İslam’ın önüne koymayanların ülkeyi terk etmesi gerektiğini savunmuştur. Partinin gençlik kolları teşkilatı ise “Entegre ol ya da ülkene dön” sloganını atmıştır. Aynı bağlamda, İslam karşıtı söylemleriyle bilinen İsveç Demokratları Milletvekili Richard Jomshof da seçimler öncesinde Müslümanların saflarına korku salmak amacıyla “Kafir” adlı İslam karşıtı kitabını yayımlamış ve ardından onlara “Müslüman olmayı bırakın” mesajını iletmiştir.
Bu politikanın bir sonucu olarak Müslümanlar; haklarını savunmak ve varlıklarını korumak amacıyla seçimlere katılmaları, “İsveçliliğe” ve demokrasiye sadakatlerini kanıtlamaları gerektiği yönünde bir baskı altında olduklarını hissetmektedirler. İşte çeşitli partilerin dahil olduğu asimilasyon politikasının asıl hedefi de tam olarak budur. İster İsveç Demokratları, ister Sosyal Demokratlar olsun; gaye nihayetinde aynıdır: Müslümanları seçimlere katılmaya itmek, çözüm arayışlarını mevcut sistemle sınırlandırmak, onları Batılı siyasi sistemde eriterek Batı projesinin bir parçası haline getirmek ve buna karşılık Hilafet’te temsil edilen İslami projeden yüz çevirmelerini sağlamaktır.
Ey Müslümanlar!
İslam ile uygarlık çatışması asırlardır sürmektedir ve bunun tek bir amacı vardır: İslam’ı yeniden biçimlendirip siyasi içeriğinden boşaltmak, böylece onu toplum ve yönetim işleriyle bağı koparılmış bireysel, ruhani bir dine indirgemektir. İsveçli siyasetçiler, İslam’a sımsıkı sarılmaya devam ettikleri sürece Müslümanlardan asla razı olmayacaklardır, Batılı değerleri ve yaşam tarzını benimsedikleri zaman ancak onlardan razı olacaklardır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ “Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır.” [Bakara 120] Müslümanları İslam’dan vazgeçmeye veya onları İslam Risâlet’ini tahrif etmeye zorlamak için kimliklerini hedef almaya devam edeceklerdir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّى يَرُدُّوكُمْ عَنْ دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُوا “Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler.” [Bakara 217] İslam’ın Hilafet, şeriat, ümmetin birliği ve ümmetin dünya çapındaki meseleleri gibi siyasi yönlerinden taviz vermek, ilkesel olarak namazdan, camilerden veya başörtüsünden taviz vermekten farksızdır. Zira bunların tamamı İslam’dandır ve birbirinden kopuk parçalar değildir. Kavimleri, getirdikleri mesajı değiştirmeye çalıştıklarında Peygamberlerin karşılaştıkları şey de tam olarak budur. Allah Subhânehu ve Teâlâ, kâfirlerin diliyle şöyle buyurmuştur:
ائْتِ بِقُرْآنٍ غَيْرِ هَذَا أَوْ بَدِّلْهُ “Bundan başka bir Kur’ân getir veya bunu değiştir” dediler.” [Yunus 15] Bu bağlamda hükümetin bu yılın başlarında sözde “siyasal İslam’ı” takip etme yönünde aldığı karar ve İsveç kanunları ile değerlerini İslam’ın önüne koymayanların İsveç’te yeri olmadığını belirten açıklamalar da işte bu mantığın ürünüdür. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُم مِّنْ أَرْضِنَا أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا “İnkâr edenler peygamberlerine dediler ki: ‘Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız ya da mutlaka bizim dinimize döneceksiniz!’” [İbrahim 13]
Ey Müslümanlar!
Batı toplumları, ideoloji ve sistemlerinin içeriden çatladığı, halklarının sisteme ve onun siyasi temsilcilerine olan güvenini yitirdiği derin bir uygarlık krizi yaşamaktadır. Bununla birlikte bu sistemin yöneticilerinin, mesele İslam’la savaşmak ve onun ilerleyişini yavaşlatmak olunca kendi değerlerini dahi ayaklar altına aldıkları görülmektedir. İnsanlık, insanı kalkındıran ve ona onurlu bir hayatı garanti eden Raşit bir nizama bugün olduğu kadar hiçbir zaman muhtaç olmamıştır. İslam, Hilafet ve Şeriatı ile bir ideolojidir, insanlık için yegâne çözüm ve kurtuluş yoludur. Bizim görevimiz, kapitalist demokratik sistemi onlar adına yamamaya çalışmak değil, dünyayı İslam’a davet etmektir. Zira bu sistem insana bedbahtlıktan başka bir şey getirmemiş; ardışık ahlaki, içtimai, ekonomik, ruhsal ve siyasi krizler üretmiştir. Bunun yerine akidesi ve şeriatı ile Hilafet sisteminde somutlaşan İslam’a sımsıkı sarılmalıyız. İsveçli siyasetçilerin bizden vazgeçmemizi istediği siyasi yönleri de dâhil olmak üzere İslami kimliğimizi bütün bileşenleriyle savunmaya devam etmeliyiz. Müslümanların sorumluluğu, toplumda olumlu ve etkin bir unsur olmaktır. Bunun yolu da İslam’ın değerlerine bağlı kalmak ve İslam’a davet etmektir. Zira İslam, insanlığın, toplumların, özellikle de Batılı toplumların yaşadığı krizleri çözebilecek kapsamlı bir ideolojidir. Ayrıca İslam’ı entelektüel ve ideolojik bir şekilde taşımak; kamuoyuyla ve İslam karşıtı politikalarla yüzleşme cesaretini göstermek, kamuoyu tartışmalarına katılarak İslam’ı kendi güçlü fikrî delilleriyle ortaya koymak da görevlerimizden biridir. İşte bizim sorumluluğumuz budur; inancımızın özüyle çelişen bir sistemin çatısı altında baskılara boyun eğmek ve hayalî çözümler aramak değil.
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
İsveç
H. 7 Rabi-ul Evve 1448
M. Perşembe, 20 Ağustos 2026



