Logo
Bu sayfayı yazdır

بسم الله الرحمن الرحيم

Çağdaş Savaşlardan Çıkarılan Askeri Dersler

ve Bunların Hilafet Devleti’nin Kurulmasındaki Etkisi

Lübnan, Gazze ve İran'da yaşanan ve hala yaşanmakta olan savaşlardan ne gibi dersler çıkarılabilir? Bunlar; maddi açıdan "zayıf" olarak nitelendirilen güçler ile devletlerin bile sınırlarını tespit etmekte aciz kaldığı muazzam askeri kapasitelere sahip diğer güçler arasında yaşanan çatışmalardır. Bu dersler, Raşidi Hilafet Devleti kurulduğu takdirde çatışmanın nasıl yönetileceğine dair gelecek vadeden pratik ve sahaya yönelik temel bir dayanak oluşturmasından dolayı katbekat daha fazla önem kazanmaktadır.

Birincisi: Güney Lübnan sahası (Temmuz Savaşı ve doğayla bütünleşme)

Güney Lübnan'daki saha çatışmalarında benzersiz bir denklem ortaya çıkmıştır; zira İran Partisi (Hizbullah), devasa fabrika ve tedarik hatlarına ihtiyaç duymayan hafif ve düşük maliyetli silahlarla gerilla savaşı üzere eğitilmiş unsurlara (militanlara) sahiptir. Ancak temel faktör; gücünden dolayı kibirli bir şekilde ilerleyen bir ordunun, yani "yenilmez" olarak nitelendirilen bir ordunun mukabilinde acımasız doğanın koruyucu bir savaş sahnesi olarak kullanılmasıydı ki o ordunun ölümü de işte burası oldu. Nitekim düşman, kırk günün ardından hayal kırıklığı ve hüsran içinde kuyruğunu kıstırarak geri çekilmiş; böylece akideleri ve hafif silahlarıyla gurur duyup sayıları yüzleri geçmeyen insan grupları için göz kamaştırıcı bir zafer kaydedilirken, Yahudi varlığı ise bu çatışmada kırılganlığı ortaya çıkan silahları ve Merkava tanklarından oluşan itibarını kaybetmiştir.

Bu sahadaki stratejik güç unsurlarının en öne çıkanları şunlardır:

  • Beşeri unsur: Gerilla savaşı üzere eğitilmiş, sarsılmaz bir savaş akidesine sahip ve tamamen fedakarlık ile şehadete hazır olan bireyler.
  • Esnek silahlanma: Hareketi engellemeyen, hedef olmaya veya takibe uğramaya maruz bırakacak ağır nakliye araçlarına ihtiyaç duymayan hafif ferdi silahlar.
  • Coğrafyanın boyun eğmesi: Allah Subhanehu ve Teala'nın yarattığı doğa, sabit özellikleri değişmeksizin binlerce ton bomba ve patlayıcılara katlanmıştır; zira dağlar dağ olarak, vadiler vadi olarak ve mağaralar ise güvenli sığınaklar olarak kalmaya devam etmiştir; böylece doğa aynı anda hem bir silah hem de bir savaş alanı olmuştur.

İkincisi: Şanlı Gazze (Kuşatma altında bir mühendislik mucizesi)

Gazze’de, gerilla savaşı üzerine eğitim almış silahlı gruplar oluşmuş ve bu gruplar, avlanması ve tespit edilmesi kolay olan ağır araçlara ihtiyaç duymayan taşınması ve nakliyesi kolay hafif silah stokları edinmiştir. Bunlar, orada burada dağınık hâlde bulunan küçük demirci atölyelerinde üretilen düşük maliyetli silahlardır.

Buna rağmen en büyük meydan okuma coğrafya olarak ortaya çıkmıştır; zira Gazze, geleneksel askeri açıdan düşmüş olarak kabul edilmektedir; çünkü o, Akdeniz kıyısında 40 kilometre uzunluğunda bir kıyı şeridi olup, güneyde 4 ila 11 kilometre arasında değişen bir derinliğe (aritmetik ortalama 8 kilometre) sahiptir ve toplam yüzölçümü 365 kilometrekareyi aşmamaktadır. Askeri olarak bu alanı ele geçirmek için iki tabur ve üç uçaktan fazlasına ihtiyaç duyulmayabilir. Peki devasa bir hava gücünden ve dünyanın en gelişmiş askeri araçlarıyla donatılmış yarım milyon askerlik bir ordudan korunmanın yolu nedir? Hiç abartısız bu ordu, uluslararası toplumun destek, dayanak, ikmal ve kuşatma amacıyla üzerinde birleştiği bir savaşta istisnasız tüm Batı dünyası ülkelerinin desteğini almıştır.

Buradan hareketle bu gruplar, Gazze Şeridi'nin coğrafi doğasını yeniden şekillendirmek yoluyla başkalarının deneyimlerinden yararlanarak ve büyük devletlerin bile aciz kalacağı devasa tünel ağları kazarak Vietnam'ın ilkel tünellerini geride bırakan eşi benzeri görülmemiş bir mühendislik çalışması ortaya çıkarmıştır. Bu tünellere ise son derece hassas taktiksel görevler verilmiştir bunlar şunlardır:

· Yanıltma ve manevra için tahsis edilmiş tüneller

· İçeri çekme (tuzak kurma) ve savaş pusuları için olan tüneller

· Sığınma, tahkim ve düşman hatlarının gerisinde bekleme amaçlı tüneller.

Bu değiştirilmiş yapay doğa, davasına inanan, akidevi ve fiziksel olarak gerilla savaşı üzerine eğitilmiş ve kısıtlı imkânlarla iyi bir şekilde hazırlanmış bir grup ile Amerika'nın sınırsız desteğini alan ve Avrupa’nın tüm ağırlığını vermesinin yanı sıra boğucu bir abluka uygulayan ya da düşmana ikmal sağlayan bölgesel tarafların da suç ortaklığı yaptığı küresel bir güç arasında yaşanan savaşta belirleyici bir rol oynamıştır. Düşman Gazze’yi yerle bir edip enkaza çevirmiş olmasına rağmen yine de yüzlerce gün süren şiddetli çatışmaların ardından, varlığın ordusunun tüm tugayları ve paralı askerleri ölü, yaralı ve sakat olarak geri çekilmiş; bunun yanı sıra psikolojik travmanın acısını çeken ve ekonomileri yüz milyarlarca zarar gören on binlerce kişi vardır; bu da yerleşim yerlerindeki üretimin durmasına ve sakinlerinin iç bölgelere göç etmesine yol açmıştır. Nitekim en güçlü askeri araçları, savaşçıların elinde birer oyuncağa dönüşmüş; bu da bu varlığı, daha önce hizmetten çekilmiş eski askeri araçları yeniden kullanmak zorunda bırakmıştır.

Gazze sahasından çıkarılan dersler:

1- Akide ve eğitim: Akide sahibi adamların, şehitliği temel amaç olarak talep etmeleri.

2- Direnişin yerli üretimi: Gözetlenen devasa fabrikalardan uzak bir şekilde gelişmekte olan dünyanın bölgelerindekilere benzeyen basit atölyelerde üretilen hafif ve maliyeti düşük silahlar.

3- Coğrafi mühendislik: Hava kuvvetleri ve ağır zırhlı araçlardaki eksikliği telafi etmek amacıyla doğanın coğrafi olarak modifiye edilmesi ve onun stratejik bir silah olarak kullanılması.

Üçüncüsü: İran ile çatışma (örümcek ağı savunma sistemi ve devasa coğrafya)

Amerika ve Yahudi varlığı -bölgesel destek ve işbirliğiyle- İran ile çatışmak için hazırlık yaparken, Tahran ise daha büyük bir hazırlık yapmıştı; zira İran'ın liderleri, bu çatışmanın kaçınılmaz olduğunu fark etmişti. Düşmanlarının sahip olduğu silahların benzerlerini ithal etmesini engelleyen uluslararası yaptırımlar nedeniyle, tamamen kendisine güvenmiş ve tam bir sessizliğe bürünmüştür.

İran, en güçlü sığınak delici bombaların bile ulaşamayacağı şekilde sarp dağların derinlikleri altında devasa tünel ağları inşa etmiş ve buraların içine stratejik fabrikalarını, atölyelerini ve depolarını kurmuştur. Çatışma patlak verdiğinde, kendi elleriyle yaptığı bir silahı ve adamlarının zekâsını kullanmıştır.

Amerikalılar ve Siyonistler, İran’ın etkili ve gelişmiş bir hava gücüne sahip olmaması ve açık hava savunma sistemlerinin kolayca imhasına güvenmesinin, izlenen üsleri ve komuta kademelerinin vurularak savaşın sonuçlandırılacağını sandılar; ayrıca bizzat birinci ve ikinci komuta kademeleri hedef alınmış ve düşman, savaşın sonuçlandığını ve Tahran’ın beyaz bayrağı çekeceğini sanmıştı. Fakat gerçeklik tamamen farklıydı; zira muhkem doğa kapılarını açmış ve füzeler Amerikan üslerinin üzerine yağmaya başlamıştır; çünkü Washington, üzerinde derinlemesine incelemediği geleneksel veriler ve arka plan bilgileriyle savaşa girmişti; bu ise iki noktada ortaya çıkmıştır:

  • Pragmatik liderliğin yokluğunun etkisi: (Amerika ile doğrudan çatışmaktan kaçınan pragmatik bir yaklaşımı benimseyen) üst düzey liderlerin tasfiyesi, kapsamlı ve doğrudan bir yıpratma savaşına girmek için coşkulu ve akidevi olarak eğitilmiş genç liderlerin önündeki engeli otomatik olarak ortadan kaldırmıştır.
  • Biyocoğrafya verilerinin göz ardı edilmesi: Amerika, hesaplamalarını İkinci Dünya Savaşı'nda Japonya ile yaptığı savaş gibi eski modellere dayandırarak hata yapmıştır; zira İran, en güçlü orduların bile içinde kaybolup gideceği binlerce kilometreye uzanan karmaşık dağlık bir doğaya sahip devasa bir alan olmasının yanı sıra, yaklaşık 90 milyonluk bir nüfus kitlesine, bir milyon civarında düzenli ve yedek askerden oluşan bir orduya da sahiptir. Buna ek olarak, ABD üslerinin İran’ın doğrudan ateş menzilinde bulunması, dünyanın enerji coğrafyasının (petrol ve gaz kaynakları) İran’ın insafına kalmış olması ve askeri ve güvenlik açıdan kırılgan olan Siyonist varlığın yakınlığı da söz konusudur.

Bu veriler, Amerikalı sağduyulu askeri seslerin saldırıya karşı çıkmasına ve bu yüzden de görevlerinden uzaklaştırılmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda Amerika, savaş gemilerinin bile bir fayda sağlamadığı acı bir ders almış; bu da Amerikan yönetimini, arabuluculuk için yalvarmak ve durumun kontrol altına alınmasını talep etmek için Çin gibi büyük küresel güçlerin kapısını çalmaya itmiştir; işte bu sahne, Amerika'nın heybetinin eşi benzeri görülmemiş bir şekilde gerilediğini ortaya koymuştur.

İran sahasından çıkarılan dersler:

  • Savaşta ademi merkeziyetçilik: Elektronik savaş konusunda eğitim almış ve eldeki imkânlarla silah üretebilen adamlar, "örümcek ağı" şeklindeki bir yapı içinde dağıtılmış ve bu yapı, askerî birimlerin, merkezi komutanlıklara ve kolayca takip edilebilecek iletişim araçlarını kullanmaya ihtiyaç duymadan hareket etmesine ve karar almasına izin vermiştir.
  • Kara tuzağından kaçınmak: Düşman kuvvetlerinin, İran coğrafyasında kendileri için hazırlanan kara tuzağının farkına varması, savaşı sadece hava ve füze boyutuyla sınırlandırmalarına neden olmuştur; zira onlar, yapılacak herhangi bir kara harekatının (indirmenin) bu kuvvetlerin yok edilmesi anlamına geleceğini çok iyi biliyorlardı.
  • Baskı kartları olarak hayati boğazlar: Kolaylıkla ve rahatlıkla devreye sokulabilen küresel bir ekonomik boğma aracı olan Hürmüz ve Bab el-Mendeb boğazları gibi su geçitlerinin ek bir faktör olması.

Sonuç: Raşidi Hilafet Devleti için stratejik kazanım

Bu üç veriye dayanarak, Raşidi Hilafet Devleti'nin durumu nasıl olacak? Muhlis bir liderliğe, geniş stratejik boyuta, akidevi olarak hazırlanmış bir orduya ve uluslararası abluka kararlarına tamamen ihtiyaç duymayacak kadar muazzam kaynaklara sahip olan, geniş ve çeşitlilik arz eden bir coğrafyaya dayanan ve Allah’a verdikleri söze sadık adamlara sahip olan bir devlet, sadece yeni kurulmuş bir devlet olmayacaktır.

Allah’ın izniyle yakında kurulacak olan Hilafet, varlığının ilk gününden itibaren ve ilk bildirisini yayınlar yayınlamaz kendini süper bir devlet olarak dayatacaktır; zira mevcut çatışma bölgelerinde, sahada denenmiş ve kanıtlanmış tüm bu imkânların, kullanılabilmesi ve yönlendirilebilmesi için sadece birleşik bir siyasi çatıya ihtiyaç vardır. وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ "Zafer ancak Aziz ve Hakim olan Allah'ın katındadır." [Al-i İmran 126]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.