- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Hıttin Savaşı ve Kudüs'ün Kurtuluşuna Giden Yol
Haram aylardan biri de Receb ayı olup Allahu Teala şu kavliyle haram ayları ayırmıştır: إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْراً فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ “Doğrusu Allah katında ayların sayısı, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına uygun olarak on ikidir; bunlardan dördü haram aylardır. İşte doğru olan hesap budur. O aylarda kendinize zulmetmeyin.” [Tevbe 36]
Bu ayda tarihi değiştiren ve dengeleri alt üst eden büyük olaylar yaşanmıştır; bu büyük olaylardan biri de Mescid-i Aksa'nın kurtarılması ve H. 27 Receb 583 tarihinde onun kahraman Selahaddin Eyyubi'nin (Allah ona rahmet etsin) eliyle Haçlıların pençesinden geri alınmasıdır. Haçlılar, H. 492 M. 1099 yıllarında Kudüs'ü işgal etmeyi başarmışlar, Kudüs'e girmişler, en iğrenç ve korkunç katliam eylemleri gerçekleştirmişler ve çocuklar, kadınlar ve erkekler de dahil olmak üzere katledilen Müslümanların sayısı yaklaşık 70.000'e ulaşmış ve Mescid-i Aksa'da, sokaklarda ve caddelerde kanlar nehirler gibi akmış ve Akabe Körfezi'nden kuzey el-Ruha’ya kadar uzanan kıyı şeridi boyunca birçok emirlikler kurulmuştu. Bunun üzerine kahraman Selahaddin Eyyubi, siyasi ve askeri eylemler yoluyla Kudüs’ü kurtarma görevi için harekete geçmiştir.
Siyasi yönden olana gelince; H. 359 yılında Fatımilerin devletlerini kurmasıyla Abbasi Hilafetinin bedeninden koparılan Mısır'ı H. 567 yılında yeniden tesis etmiş ve Mısır'ı Şam beldesi ve aynı şekilde Kuzey Irak, Yemen, Fas ve Kuzey Afrika kıyıları ile birlikte Abbasi Hilafetinin gölgesinde tek bir cephe altında birleştirilmiştir.
Daha sonra özellikle Kerak Emiri Arnat'ın H. 582 yılında Selahaddin'in ticaret kervanına saldırmasının ardından Mescid-i Aksa'yı kurtarma hedefi yönünde Müslümanların saflarını sıkılaştırmıştır; bu Kerak Emirliği, Şam ve Mısır’ın arasında yer alıyordu ve Selahaddin ile bu emirlik arasında bir ateşkes vardı; bu ateşkesin şartlarından biri de İslam kervanlarının Mısır'dan Şam’a veya tersi yönde güven ve güvenlikli bir şekilde hareket etmesine izin verilmesiydi. Arnat'ın Müslümanların kervanına yönelik saldırılarının sonucunda mallara el konulmuş ve adamlar esir alınmıştı. Tarihçiler, Müslümanların kervanının Kerak'ın sahibi Haçlının pençesine düştüğünde onun İslam dinine ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hakaret ettiği ve esirlere de şöyle dediğini aktarıyorlar: “Eğer Muhammed'e inanıyorsanız, O'na dua edin ki sizi esaretinizden ve içine düştüğünüz kötülükten kurtarsın.” Bu haber Sultan Selahaddin’e ulaşınca, çok öfkelenmiş ve eğer onu esir alırsa kendi elleriyle öldüreceğine dair yemin etmiştir.
Bu açık saldırıdan sonra Sultan, tüm Franklara ağır bir ceza vermek ve İsra topraklarını ve peygamberler şehrini geri almak için hazırlık yapmaya, ordular toplamaya ve mücahit birliklerini donatmaya başlamıştı; nitekim insanları topladıktan ve orduları organize ettikten sonra, düşmanla nasıl başa çıkılacağı ve savaşın zamanlaması konusunda istişarede bulunmak üzere bir meclis toplamış ve H. 17 Rabiu’l Âhir 583 Cuma namazından sonra çıkmaya karar vermişler ve Müslümanların tekbirleri ile yakarışları arasında Selahaddin Şam'dan çıkmıştı.
Allah ona rahmet eylesin Müslümanları seferber etmek ve Allah yolunda cihat için onların azimlerini bilemek amacıyla hiçbir çabadan kaçınmamış olup her zaman endişeli, kederli, hüzünlü ve yasla dolu görünüyor, dahası yemek yemekten bile kaçınıyor ve çok az miktarda yemek yiyordu; kendisine bunun sebebi sorulduğunda ise şöyle cevap vermişti: Kudüs Haçlıların elindeyken nasıl olur da sevinçten, yemekten ve uykudan zevk alabilirim; Allah ona rahmet etsin onun nezdinde Kudüs, dağların bile taşıyamayacağı büyük bir meseleydi.
Nitekim Selahaddin, Haçlılara şiddetli bir saldırı başlatmış, şövalyelerini piyadelerinden ayırmış ve Haçlıların geri kalanları ise yaşadıkları yoğun dehşet, zorluk ve aşırı susuzluk nedeniyle Hıttin tepelerine çekilmişlerdi; iki taraf arasındaki şiddetli çatışmaların ardından Selahaddin kesin bir zafer kazanmış, Haçlılar ise ezici bir yenilgiye uğramış ve Haçlılardan hiçbiri kaçamamıştı; zira ya öldürülmüşler ya da esir alınmışlar ve ölü sayıları on bine ulaşmıştı. Bu sırada Akka kardinali öldürülmüş, "Gerçek Haç" da elinden düşmüş ve Müslümanlar onu ele geçirmiş, Kudüs kralı ve savaşın fitilini ateşleyen Arna esir alınmış ve Sultan Selahaddin için bir çadır kurulmuş ve burada maiyetindeki bilge adamlar ve danışmanlarıyla bir araya gelmiş ve kazandıkları zaferden dolayı Allah'a şükranlarını sunmak üzere secde etmişlerdir. Sonra Luziyanlı Kralı Guy ve Kerak sahibi Arnat'ın huzuruna getirilmesini emretmiş, onları çadırının içine oturtmuştu ki bu sırada kral susuzluktan bitkin düşmüş ve su istemişti; bunun üzerine ona buz gibi su getirilmiş, sudan biraz içtikten sonra suyu Kerak'ın sahibine uzatmıştı; işte o sırada Sultan şöyle demişti: “Eğer ona suyu vermeseydik, kendisini güvende hissetmezdi.” Sonra ayağa kalkmış ve Kerak'ın sahibini Peygamberlik makamına dil uzatması ve Müslümanların kervanına kötü muamelede bulunması nedeniyle azarlamış, ardından da verdiği sözü yerine getirmek ve yeminine sadık kalmak adına kendi eliyle onun boynunu vurmuştur.
Sonra Kudüs'e doğru yürümüş ve onu Haçlılardan kurtarmıştı. Kudüs’e giderken, Kudüs'teki esirlerden biri ona şu beyitleri göndermişti:
Ey haç işaretlerini indiren kral
Beytu'l Makdis'in talepte bulunduğu bir zulüm geldi sana
Tüm camiler temizlenirken... Ben ise şerefli olduğum halde kirletiliyorum
H. 27 Receb 583 Cuma günü, İsra ve Miraç yıldönümünde Mescid-i Aksa'ya girmiş ve kesintinin ardından namazlar ve hutbeler yeniden başlamış ve Kadı Muhyiddin bin Zekiyyuddin bir hutbe vermişti ve bu büyük günde onun söyledikleri arasında şunlar vardı: “Ey insanlar! En büyük gaye ve en yüce mertebe olan Allah’ın rızasına sevinin; çünkü Allah, sizin elleriniz aracılığıyla bu kayıp şeyi geri kazanmayı ve yaklaşık yüz yıl boyunca müşriklerin elinde kirletildikten sonra İslam'daki hak ettiği yere geri getirmeyi kolaylaştırmıştır…” İsra ve Miraç yıldönümünde Kudüs işte böyle kurtarılmıştır.
Bugün, benzer bir şeyi yapmak ve Mescid-i Akasa'yı ve gasp edilmiş tüm Müslümanların topraklarını kurtarmak için bu büyük zaferi derinlemesine düşünmeye çok ihtiyacımız vardır. Yol açıktır; tıpkı o tarihte kahraman Selahaddin ve İslam ümmetinin yaptığı gibi İslam beldelerini birleştirmek, onun dağılmış parçalarını yeniden bir araya getirmek ve İslam ümmetinin ordularının saflarını sıkılaştırmaktır.
Oryantalist Hamilton Gibb, "Selahaddin'in Başarıları" adlı kitabında Selahaddin'in Haçlı kuvvetlerine karşı kazandığı zafer hakkında şöyle bahsetmiştir: “Selahaddin Haçlı emirliklerinin kurulmasına ve devam etmesine izin veren faktörlerden birinin Müslümanların siyasi yapısının zayıflığı olduğunu ve tüm bunların siyasi fesadın bir sonucu olduğunu açıkça görmüş ve Selahaddin’in devrimi bu koşullara karşı olmuştur. Zira buna son vermenin tek bir yolu vardı ki bu da, İslami siyasi sistemin yeniden canlandırılması ve İslami cephenin Abbasi Hilafetinin altında birleştirilmesiydi.”
Bizler, Mescid-i Aksa'nın yeniden elde edilip kurtarılması için şerî bir tarihi gerçekle karşı karşıyayız; bu gerçek ise, Allah Subhanehu’nun vaadi ve sevgili Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan İkinci Raşidi Hilafetin gölgesinde Müslüman topraklarını birleştirmek için çalışmaktır. Müslim’in rivayetinde şöyle geçmektedir: لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمُ الْمُسْلِمُونَ حَتَّى يَخْتَبِئَ الْيَهُودِيُّ مِنْ وَرَاءِ الْحَجَرِ وَالشَّجَرِ، فَيَقُولُ الْحَجَرُ أَوِ الشَّجَرُ: يَا مُسْلِمُ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا يَهُودِيٌّ خَلْفِي فَتَعَالَ فَاقْتُلْهُ، إِلَّا الْغَرْقَدَ فَإِنَّهُ مِنْ شَجَرِ الْيَهُودِ “Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar Yahudileri öldürürler. Hatta bir Yahudi taşın, ağacın arkasına gizlenir. Bunun üzerine o taş, o ağaç, ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda bir Yahudi. Gel, onu öldür, der. Yalnızca Garkad bir şey söylemez. Zira o, Yahudilerin ağaçlarındandır.”
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Hüseyin (Ebu Muhammed Fatih) - Sudan