- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Küfrün ve Sapkınlığın Mekanizması Ne Kadar Güçlü Olursa Olsun, İslam Karanlığın Sahteliğini Ortaya Çıkaran Bir Nurdur
Küresel küfür güçlerinin İslam'ı çarpıtmak için birbirleriyle yarıştığı, İslam'ın ortaya çıkışını engellemek için milyarları harcadığı ve Müslüman ülkelerdeki ceberrut rejimlerin baskı ve evcilleştirme aracı olarak kullanıldığı bir dünyada tüm şeytanlaştırma ve çarpıtma girişimlerine rağmen İslam, karanlıkları delip dünyanın yolunu aydınlatan bir nur olmaya, zihinlere ulaşmaya, dahası farklı ırk ve milletlerden oluşan insanları kendine çekmeye, dünyaya liderlik etmeye muktedir olan tek dinin vahşi kapitalizm değil, İslam olduğunu kanıtlamaya devam ediyor.
Küfür ülkelerinin sahip olduğu medyaya, ordulara, devasa ekonomilere ve yasama sistemlerinin yanı sıra İslam'la savaşmak, onun davetini kuşatmak ve tüm zaman ve mekanda İslam'ın imajını çarpıtmak için gösterdiği amansız çabalarına rağmen, İslam hala engelleri aşmaya, zihinlere ve kalplere sızmaya, dahası bizzat kapitalist ülkelerin yönetim koridorlarına nüfuz etmeye devam ediyor. Küfür milletleri, İslam'ın sadece bir dizi ritüel veya vaazlardan ibaret olmadığını, aksine değişime muktedir ve dünyaya liderlik etmeye hazır kapsamlı bir sistem olduğunu fark etmişlerdir ki zaten asıl korkularının kaynağı işte budur.
Nitekim kapitalist bir ülkedeki seçim yarışında sırf İslam adının ortaya çıkması veya Müslüman bir adayın etkili bir pozisyona gelmesi bile, siyasi kurumları karıştırmak ve Yahudi, Hıristiyan ve laik çevrelerin paniğe kapılması için yeterlidir; çünkü bu “ismin” zaferi, insanların alternatifler aramaya ve Batılı sistemlere olan güvenin sarsılmaya başladığı ve on yıllardır İslam'a karşı aşılanan yanlış fikirlerin ortadan kalkmaya başladığı anlamına gelmektedir ki haddizatında bu, Batı için derin bir fikri yenilgidir.
Kafir Batı'yı en çok korkutan şey, İslam'ın yeryüzünde gerçek ve etkili bir güç olarak geri dönmesidir; bunun nedeni ise İslam'ın hükümlerini bilmemeleri değildir, aksine İslam'ın sadece kuytu köşelerde uygulanan bireysel bir din değil, aksine onların sistemlerine meydan okuyan, adaletsizliklerini ortaya çıkaran ve sömürgecilik ve istismara dayalı medeniyetlerinin sahteliğini ifşa eden kapsamlı bir hayat sistemi olduğunu bilmeleridir. Bu nedenle her türlü araçlarla İslam'a karşı savaşını asla durdurmamaktadırlar.
Batı'nın, terörizmi bir bahane, geri kalmışlığı bir paravan ve despotluğu da bir argüman olarak kullanarak medya, müfredatlar ve politikalar yoluyla İslam'ı çarpıtmak için milyarlarca dolar harcadığı bir sır değildir. Ancak Allahu Teala dinine yardım edeceğine dair söz vermiş ve şöyle buyurmuştur: إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ “Şüphe yok ki kafirler mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklardır. Sonra bu mallar onlara bir yürek acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. Kâfirler toplanıp cehenneme sürüleceklerdir.” [Enfal 36] Bakın işte bizler, bu ayetin gerçekleştiğini görmekteyiz; çünkü harcadıkları her şey üzerlerine bir yük olmaya başlamıştır; zira insanlar şunları sormaya başlamıştır: İslam ile neden savaşılıyor? İslam'ın imajı neden bu kadar ciddi şekilde çarpıtılıyor? Böylece insanlar, parçalanmış Batı medeniyetinin karanlığının ortasında kendilerine İslam'ın nuru görünür bir hale gelmesinin ardından tek tek ve gruplar halinde İslam'a girmeye başlamışlardır.
Daha da şaşırtıcı olan ise, Batı'daki birçok aday üzerinde, sözde doğruluk, tutumda adalet ve sözü yerine getirme gibi İslam'ın etkileri ortaya çıktığında, insanlar İslam'ı açıkça beyan etmeseler bile aradıkları şeyi onlarda buluyorlar; çünkü fıtrat, adaleti arzulamakta ve yalanı ve siyasi ikiyüzlülüğü reddetmektedir.
Batı'yı korkutan şey İslam'ın muzaffer olmasıdır; zira İslam, zincirlenmiş ve kuşatılmış ama nüfuz ediyor, şeytanlaştırılmış ama saflığıyla zihinleri büyülüyor, çarpıtılmış ama gerçekçiliği, adaleti ve kapsayıcılığı göz kamaştırıyor.
İslam'ın, kendisine karşı savaşan sistemlerin içinde bile hayatta kalmaya ve yükselmeye devam etmesi, onun hak din olup kaçınılmaz olarak geleceğini, batılın tahtlarını yıkacağını, kafir sistemlerin sahteliğini ifşa edeceğini ve çıkarlar ve sömürgeciliğe dayalı mantıklarını ortaya çıkaracağını göstermektedir.
Mümin kalpler mutmain olsun ve kafirler bilsinler ki İslam, kafirlerin sistemlerini süslemek için değil onları yıkmak ve kafirlerin parlamentolarına girmek veya kısıtlayıcı çerçevelerine razı olmak için değil, adaletli bir devlet, yani Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurmak için gelmiştir.
Onlar istedikleri gibi onunla savaşsınlar; çünkü onlar nura karşı savaşıyorlar ve ağızlarıyla Allah'ın nurunu asla söndüremeyecekler ve şüphesiz Allah, kâfirler hoşlanmasalar bile nurunu tamamlayacaktır.
Ancak Allah'ın lütfu sayesinde İslam'ın anılması bile onların hesaplarını altüst etmekte, istikrarlarını sarsmakta ve çökmekte olan fikri sistemlerinin tam kalbine darbe indirmektedir; çünkü onlar, insanları İslam'dan uzaklaştırmak için çok para harcadılar ama İslam kendini dayatarak kalpleri doğru yola iletmiş, mefhumları değiştirmiş ve insanlara İslam’ın hak ve insanlık için bir umut olduğunu kanıtlamıştır.
Bu fikri ve siyasi çatışmanın ortasında Müslümanların, isimlerin veya görünüşlerin kurbanı olmamaları gerekir. Zira küfürle savaş, bireylerle değil, rejimlerle yapılan bir savaştır. Bu yüzden bugün İslam ümmetinin görevi, kurtuluşun kafir sistemlere şekli olarak katılmakla değil, bu sistemlerin köklerini altüst edecek kapsamlı bir değişimle olacağını idrak etmesidir.
Ayrıca bugün Müslümanların görevi, kapitalist sistemlerin içindeki kendileri için süslenmiş sembollere değil, İslam'a güven duymalarıdır. Bu yüzden Müslümanların, tek şerî siyasi proje etrafında birleşmeleri gerekir ki bu, İslam'ın hükmünü kamil bir şekilde ikame edecek ve İslam risaletini davet ve cihat yoluyla dünyaya taşıyacak büyük bir devlet olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak bilinçli ve basiretle gece gündüz çalışan Hizb-ut Tahrir'in projesidir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
M. Ebu Bekir Cebelî– Yemen