Logo
Bu sayfayı yazdır
Sistematik Dokunulmazlık ve Seçici Adalet

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber - Yorum

Sistematik Dokunulmazlık ve Seçici Adalet

Haber:

ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başkanı ve başsavcısına yaptırımlar uyguluyor. (The Guardian)

Yorum:

ABD, merkezi Lahey'de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi ile açıkça yüzleşmeye girerek, kısa süre önce Mahkeme Başkanı Tomoko Akani ve kıdemli avukat Abdullah Seye'ye yaptırımlar uyguladı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni ABD'li yetkililer ve Yahudi varlığı hakkında soruşturma açarak yetki sınırlarını aşmakla suçladı.

Bunun arkasındaki doğrudan dürtü ise Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Gazze'de işlenen savaş suçlarına ilişkin yürüttüğü soruşturmadır. Buna bir tepki olarak ABD; Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerine yaptırımlar uyguladı, kendi yargı yetkisi altındaki tüm varlıklarını dondurdu ve ABD finans sistemine erişimlerini kısıtladı. ABD, mahkemenin yasal yetkilerini aştığını teyit ederken, mahkeme ise ABD’nin kendi bağımsızlığını ve savaş suçlarını soruşturma yeteneğini zayıflatmaya çalıştığını savunmaktadır.

ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin egemenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle, esasen bu mahkemenin işleyişini devre dışı bırakmaya çalışmaktadır; bu da Mahkeme’nin Gazze’de Yahudi varlığı tarafından işlenen soykırım suçlarına ilişkin soruşturmalarına, özellikle de Başbakan Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Galant hakkında savaş suçu işledikleri gerekçesiyle tutuklama emirleri çıkarılmasına bir tepki niteliğindedir. Bu son yaptırımlar dalgası, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Karim Khan’a karşı daha önce alınan önlemlerin ardından gelmiştir; bu da Yahudi liderlerini hedef alan ABD’nin önlemlerinin kapsamını genişletmektedir.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Yahudi varlığının Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşimlere karışmasını ve yerleşimcilerin gerçekleştirdiği şiddet eylemlerini de soruşturmaktadır; bu da diğer Yahudi yetkilileri de haklarında tutuklama emri çıkarılması riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Ne Amerika ne de varlık, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetki alanını tanımamaktadır; zira Amerika, aralarında ABD’nin Afganistan’a karşı yürüttüğü savaşla ilgili soruşturmaların da bulunduğu davalar nedeniyle, Mahkeme’deki en az on bir yetkiliye yaptırımlar uygulamıştır. Bu arada dört insan hakları örgütü, yaptırımların, mağdurların iddia edilen savaş suçlarında adalete ulaşma imkânını baltaladığı gerekçesiyle Trump yönetimine karşı da dava açmıştır.

Trump yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin görevlerini yerine getirme gücünü zayıflatmaya çalışmaktadır; zira özellikle bu mahkemenin soruşturmaları, Amerikalı veya Yahudi yetkililerin yargılanmasına da yol açabilir. Bu da uzun süredir şüphe konusu olan bir gerçeği ortaya koymaktadır ki bu da: Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin, dünyanın en güçlü ülkelerinden hiçbir zaman tam anlamıyla bağımsız bir şekilde çalışmamış ve onun yetkisinin büyük ölçüde bu ülkelerin takdirine boyun eğmiş olmasıdır. Dolayısıyla bu mesele, uluslararası hukukun ne zaman kendileri için geçerli olacağına ve ne zaman geçerli olmayacağına fiilen sömürgeci güçlerin karar verdiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak tanıdık bir kalıp tekrar etmektedir; zira büyük jeopolitik nüfuza sahip olan sömürgeci güçler, ciddi suçlar işlediklerine dair güvenilir iddialar olsa dahi, çoğu zaman kendilerini ve müttefiklerini uluslararası hesap verebilirlikten korumayı başarabilmektedirler. Dolayısıyla ne Uluslararası Ceza Mahkemesi, ne Amerika, ne de herhangi bir Batı ülkesi ya da kurumu, insanlık adına adaleti sağlama gücüne sahiptir. Yani mevcut uluslararası kurumlar aracılığıyla kalıcı bir adalet gerçekleşmeyecektir. İslam’ın belirlediği adaleti, kalıcı bir çözümle gerçekleştirmeye muktedir olan tek varlık, işlenen suçlarla orantılı bir şekilde adaleti tesis edecek ve Gazze ile Filistin’in tamamının tam kurtuluşundan daha azı için çalışmayacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Hilafettir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاء لِلّهِ وَلَوْ عَلَى أَنفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيّاً أَوْ فَقَيراً فَاللّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُواْ الْهَوَى أَن تَعْدِلُواْ وَإِن تَلْوُواْ أَوْ تُعْرِضُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيراً “Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın ve yakın akrabanızın aleyhinde bile olsa, Allah için doğru dürüst şahitlik yaparak, adâleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun! Hakkında şahitlik yaptığınız kimse zengin de olsa fakir de olsa böyle davranın. Çünkü Allah, ikisine de sizden daha yakındır, hâllerini daha iyi bilir. Şu hâlde, sakın âdil davranmaktan yüz çevirip nefsin arzularına uymayın. Eğer dilinizi eğip büker, gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün ondan yüz çevirirseniz, başınıza geleceği siz düşünün! Zira Allah, yaptığınız her şeyden hakkıyla haberdardır.” [Nisa 135]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Heysem İbn Sabit - Amerika

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.