- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber - Yorum
Müttefiklikten Terk Edilmişliğe: Katar'daki Afgan Mültecilerin Akıbeti, Sömürgeci Siyasetin Gerçeğini İfşa Ediyor
Haber:
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump yönetiminin şu anda Katar’da mahsur kalan ve Afganistan’daki yirmi yıllık Amerikan işgali sürecinde ABD ordusu, istihbarat birimleri ve diğer Amerikan kurumlarıyla birlikte çalışmış olan 1100 Afganın ülkeye girişine izin vermeyi planlamadığını vurguladı. Rubio, Washington’un bu kişilerin yeniden yerleştirilmesi konusunda çeşitli ülkelerle görüşmeler yürüttüğünü açıklamış ve mevcut güvenlik kısıtlamalarının onların ABD’ye girişini engellediğini belirtmiştir. Nitekim “AfghanEvac” adlı kuruluş ise daha önce ABD’nin bu Afganların bir kısmını Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne taşımayı değerlendirdiğini ifade etmişti. Geçtiğimiz yılın sonlarında Washington’da bir Afgan mültecinin karıştığı silahlı saldırı olayının ardından durum daha da karmaşık bir hâle gelmiş; bunun ardından Başkan Trump, Afganistan’ın da aralarında bulunduğu on iki ülkenin vatandaşlarının ülkeye girişine kısıtlamalar getirmiştir.
Yorum:
Katar'daki bu Afganların yaşadığı sıkıntı, sırf bir göç meselesinin ya da vizeyle ilgili bürokratik bir anlaşmazlığın çok ötesine geçmektedir. Zira bu, insanlarla onur ve haklara sahip bireyler olarak değil, siyasi, askerî ve güvenlik hedeflerine ulaşmak için kullanılan araçlar olarak muamele eden sömürgeci kapitalist sistemin gerçek doğasını ortaya koymaktadır. Oysa Afganistan işgali sırasında bu kişiler askere alınmış, kendileri övülmüş ve ABD’nin çıkarlarına hizmet etmeleri için onlara güvenilmişti. Bugün ise onlar hakkında, sadakatlerine, hizmetlerine ya da kendilerine verilen sözlere binaen hüküm verilmemekte, aksine onların gelecekleri, değişen siyasi hesaplamalara ve güvenlik endişelerine göre belirlenmektedir.
Bu gerçeklik, sömürgeci güçlerin temel bir özelliğini ortaya koymaktadır: Onların bireyler ve devletlerle olan ilişkileri ilkeler, değerler ya da ahlaki yükümlülüklerle değil, aksine çıkarlar ve anlık maslahatla belirlenmektedir. Bir zamanlar “müttefik” ve “ortak” olarak övülen bu kişiler, bugün kendilerini belirsizlik sarmalının içinde sıkışmış bulmakta olup, üçüncü ülkelere ya da Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi yoksul ve istikrarsız bölgelere sınır dışı edilme ihtimaliyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Dolayısıyla güç ve kârın yönlendirdiği bir sistemde, insan ancak faydalı olduğu sürece değerini koruyabilir.
Bu Afganların karşı karşıya olduğu kriz, sırf coğrafi yerinden edilmenin ötesine geçmektedir. Nitekim onları çoğu yıllarını, kültürel baskılar, kimlik çatışmaları ve geleceklerine dair artan endişelerin gölgesinde, istikrar ve aidiyetten kopuk bir şekilde belirsizlik hali içinde geçirmişlerdir. Bu nedenle onların hikâyesi, sadece yerinden edilme hikâyesi değildir; aksine aynı zamanda Müslümanların onurunun, güvenliğinin ve geleceklerinin sömürgeci güçlerin vaatlerinin rehinesi olduğu şeklindeki yanlış bir varsayımın da hikâyesidir.
İslami fikir ve siyasi perspektifinden bakıldığında bu olay, bir kez daha Müslümanların şeref, güvenlik ve kimliklerinin vizeler, yabancının kefaleti ya da güçlü devletlerin himayesi yoluyla güvence altına alınmasının mümkün olmadığını ortaya koymaktadır. Zira Allah Subhanehu şöyle buyurmuştur: الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعاً “Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” [Nisa 139]
Bu nedenle Katar'daki Afgan mültecilerin yaşadığı trajedi, daha geniş bir ölçekte ümmet için bir uyarı teşkil etmektedir. Zira Müslümanların işleri, Washington, Londra ve diğer sömürgeci başkentlerin politikalarına bağlı olduğu sürece, değişen siyasi pazarlıklara ve stratejik çıkarlara maruz kalmaya devam edeceklerdir. Nitekim mevcut uluslararası sistem, insanları korumaktan çok çıkarları koruduğunu defalarca kanıtlamıştır.
Müslümanlar için gerçek onur, güvenlik ve istikrar ancak ümmetin çıkarlarına dayanan siyasi bir sistem ve ilahi hidayetin uygulanması ve yayılmasıyla garanti altına alınabilir. Bu yüzden Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin yokluğunda, ümmetin erkek ve kadınları, küresel güçlerin ve onlara bağlı rejimlerin komplolarına maruz kalmaya devam edecektir. Bu nedenle gerçek güvenlik ve onurun yolu, dış güçlere güvenmekte değil; aksine ümmetin çıkarlarını koruyan ve halkını muhafaza eden bir liderliğin altında ümmetin fikri, siyasi ve coğrafi birliğinin yeniden tesis edilmesinde yatmaktadır. Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “İmam kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.”[Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yusuf Arslan - Afganistan