Logo
Bu sayfayı yazdır
Amerika Saldırısını Nasıl Gerçekleştirebiliyor?!

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber-Yorum

Amerika Saldırısını Nasıl Gerçekleştirebiliyor?!

Haber:

Amerika, İran'ın nükleer ve füze programı ile ilgili anlaşmanın imzalanması konusunda kendi şartlarına boyun eğmezse onu saldırı başlatmakla tehdit ederek, İran'ın çevresine kuvvetlerini seferber ediyor.Nitekim kısa süre önce de Venezuela çevresine güçlerini seferber ederek, ülkenin Cumhurbaşkanı Maduro ve eşini kaçırmış, onları Amerika'ya götürmüş ve ülkeye kendi şartlarını dayatmaya başlamıştır. Peki bunu nasıl yapabiliyor? Yani Amerika, yenilmez bir ülke midir? Yoksa onun bunu yapması veya onun nasıl yenileceği konusunda bir sır mı var?

Yorum:

Amerika'nın bunu tek başına yapamayacağı açıktır; ancak bunu iki şekilde yapabilir; yani ya diğer ülkeler ve güçlerle ittifaklar kurarak ya da diğer ülkelerin sessiz kalıp Amerika'nın istediğini yapmaya terk etmesiyle bunu yapıyor.

Amerika‘nın beldemize yaptığı ilk doğrudan askeri müdahalesi 1991'de Irak'ta gerçekleşmiştir; nitekim Amerika, Kuveyt'i kurtarmak bahanesiyle bölge ülkeleri, Avrupa ülkeleri ve diğerleri olmak üzere yaklaşık 32 ülkeyle ittifak kurarak bunu yapmıştır.

Sonra 1992'de Somali'ye saldırı başlatmış ve Mısır, Türkiye ve Pakistan onunla ittifak kurarken, diğer ülkeler ise ona karşı sessiz kalmıştır.

Ardından 2001'de Afganistan'a saldırıp işgal etmiştir; nitekim bu sırada NATO ülkelerini yanına almış ve Pakistan ile Orta Asya ülkeleri ona tüm imkanları sağlamış ve Amerikan güçlerinin topraklarından geçmesine veya topraklarında üs kurmasına izin vermiştir.

Sonra 2003 yılında İngiltere ve Avustralya ile ittifak halinde Irak'a saldırıp işgal etmiş ve bu saldırıyı, dünya ülkelerinden 36 ülke desteklemiştir.

Sonra 2014 yılında 60 ülkenin olduğu bir koalisyonla Suriye'ye saldırmış ve Erdoğanlı Türkiye, Irak'a yönelik saldırısı sırasında olduğu gibi ve NATO üyesi olarak Afganistan'a yönelik saldırısına katıldığı gibi, üslerini Amerika’ya açmıştır. Ayrıca Katar da her durumda üslerini ona açmıştır.

Büyük veya küçük ülkeler ise, ya Amerika’ya karşı sessiz kalmışlar ya da en fazla kınamakla yetinmişlerdir. Örneğin Rusya ve Çin, her ikisi de büyük güçler olmalarına veya Amerika'nın harekete geçmesi durumunda onu durdurabilecek imkanlara sahip olmalarına rağmen sessiz kalmışlar veya kınamışlardır.

Hiçbir ülke Amerika’ya karşı çıkmamış veya onun karşısında durmamıştır; bu yüzden Amerika her ülkede tek başına hareket etmekte ve birçok ülke de sıra kendilerine gelene kadar onu desteklemektedir.

Nitekim İran, birçok yetkilisinin lisanı üzerinden, istihbaratları ve işgale direnmemeleri ve mücahitlerle savaşmak için örgütler kurmalarını talep ettiği yandaşları yoluyla Afganistan ve Irak'ın işgalinde ve işgalin istikrarının sağlanmasında Amerika’ya yardımcı olduğunu itiraf etmiştir; nitekim bunun için daha sonra Süleymani liderliğinde Halk Seferberlik Güçleri ve Kudüs Gücü'nü kurmuş ve Sistani gibi ileri gelenleri Amerika ile savaşmanın caiz olmadığına dair bir fetva yayınlamış ve aynı şekilde Amerika'nın iki ülkede kurduğu hükümetlere siyasi destek sağlamıştır. Nitekim Suriye’de de Amerika’ya yardım etmiştir; zira Amerika'nın ajanı Beşar Esad'a karşı ayaklanan Suriye halkıyla savaşmıştır. Bununla birlikte Lübnan’daki partisini ve Irak, Afganistan ve Pakistan’dan yandaşlarını da getirmiştir. Bu ülkedeki rolleri sona erince, Amerika onları buradan çıkarmıştır.   

Şimdi ise kendi elleriyle yaptıklarından dolayı durum aleyhine dönmüştür; zira Amerika İran’ı hedef alarak nükleer program, füze sanayisi ve rejime karşı yapılan halk protestoları konusunda kendi şartlarına boyun eğmesini talep etmektedir. İran cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana Amerika'nın yörüngesinde dönme politikası bilinmekte olup yukarıda bahsettiğimiz olaylar bunu kanıtlamaktadır. Yani İran, belli bir dönemde "Büyük Şeytan" olarak tanımladığı Amerika ile ittifak kurarak Amerika tarafından güvende olacağını, bu Şeytan'ın ona zarar vermeyeceğini ve böylece bölgedeki Amerika'nın çıkarlarını gerçekleştirmek yoluyla kendi çıkarlarını da gerçekleştirebileceğini sanıyordu! Ancak bu şeytan, tabiilerine, ajanlarına, dostlarına, ortaklarına ve etrafında dönen diğerlerine karşı sessiz kalmamaktadır. Zira Amerika’nın çıkarları gerektirdiği takdirde onlara saldırmaya ve onları yardımsız bırakmaya veya onları terk etmeye hazırdır; çünkü o, "Önce Amerika" sloganını benimsemektedir. 

Amerika, Grönland'ın kendisine verilmemesi durumunda, Avrupa ülkelerini tehdit etmeye başlamış, Ukrayna'yı Rusya'nın elinde acı çekmeye terk etmiş ve Avrupa ülkelerini Ukrayna'ya yardım etme sorumluluğunu üstlenmeye zorlamıştır. Ayrıca Pakistan'da Pervez Müşerref, Navaz Şerif ve İmran Han, Endonezya'da Suharto, Mısır'da Hüsnü Mübarek, Sudan'da Ömer El Beşir ve Suriye'de Beşar Esad gibi kendisine büyük hizmetler sunan ajanlarını da terk emiştir...

Amerika'yı yenmenin sırrı, diğer ülkelerin Amerika ile ittifak kurmamasında, Amerika'nın saldırganlığı ve zorbalığı karşısında sessiz kalmamakta, kararlılık ve ciddiyetle ona karşı koymakta, Amerika'nın hiçbir üssüne izin vermemekte, Amerika için hiçbir yolu kolaylaştırmamakta ve Amerika'yı, sadece kendi toprakları üzerinde egemenliği ve hakimiyeti olan herhangi bir ülke gibi bir ülke olarak görmekte yatmaktadır.

Şimdiye kadar bu ülkelerin bu görevi üstleneceğine dair hiçbir umut ışığı görülmemektedir; tek umut, Allah'ın izniyle yakında kurulacak olan Raşidi Hilafettir;zira Hilafet Amerika'ya meydan okuyacak, tüm ülkelerin onu tek başına bırakmalarını, onunla ittifak kurmamalarını, kendi topraklarından, sularından veya hava sahasından onun geçişine izin vermemelerini ve onun için üs kurmamalarını sağlayacaktır; bu yüzden Hilafet, kamuoyunu Amerika’ya karşı kışkırtacak, tüm ülkelerle iletişime geçecek ve onları buna ikna edecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.