Çarşamba, 30 Ramadan 1442 | 2021/05/12
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Çad’daki Siyasi Gelişmeler

Soru Cevap

Çad’daki Siyasi Gelişmeler

Soru:

Çad ordusu, 20 Nisan 2021de yaptığı açıklamada, Çad Cumhurbaşkanı Idriss Deby’nin ülkenin kuzeyinde isyancılarla çıkan çatışmada yaralandığını ve hayatını kaybettiğini duyurdu. Çad ordusundan yapılan açıklamada, öldürülen Cumhurbaşkanının oğlu Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı Mohamed Deby başkanlığında 18 aylık geçici bir askeri konsey kurulduğu, meclis ve hükümetin feshedildiği, akşam sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, kara ve hava sınırlarının ikinci bir bildirime kadar kapatıldığı kaydedildi. Açıklamada, tüm muhalif güçlere diyalog çağrısı yapıldı. Çad’da olup bitenlerin gerçeği nedir? Ve işler nereye gidiyor? İsyancı güçlerin bağlantıları nelerdir? Bunun uluslararası çatışmayla bir ilgisi var mı?

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

1- 11 Nisan 2021’de Çad’da cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Muhalefet, seçimleri boykot etti. Cumhurbaşkanı Deby’yi sahtekârlıkla, susturmakla, liderlerinin adaylıklarını engellemekle suçladı. 19 Nisan 2021’de Cumhurbaşkanı Idriss Deby’nin, isyancılarla girdiği çatışmada yaralanmadan birkaç saat önce, %79,32’lik oy oranıyla ülkeyi altı yıl daha yönetmek üzere seçimi kazandığı açıklandı. 12 Nisan 2021’de Değişim ve Uyum Cephesi, seçimleri kabul etmediklerini açıkladı ve Libya’nın güneyindeki güçleri, Çad’ın başkenti Encemine’ye doğru hareket etti. Değişim ve Uyum Cephesi lideri Muhammed Mehdi Ali, operasyonun başladığını açıkladı ve yaklaşık 1.500 kişilik silahlı grubun, yüzlerce SUV aracı ile ülkeye girdiği tahmin ediliyor. Karargâhlarının bulunduğu Libya’nın güneyindeki Cufra kentinden 12 Nisan 2021 günü Çad’ın kuzeyindeki Tibesti bölgesine, daha sonra da başkent Encemine’ye 400 km uzaklıktaki Kanem bölgesine girdiler. Değişim ve Uyum Cephesi, Facebook sayfasından yaptığı açıklamada, “Seçimlerin saçmalık olduğunu” söyledi. Halkı, anavatanları Çad’ı kurtarmak ve “diktatörlüğe” baskı yapmak için destek vermeye çağırdı. Libya sınırına yakın garnizonların direniş göstermeden ele geçirildiğini açıkladı.

2- Çad Ordu Sözcüsü Azem Bermandoa Agouna, 20 Nisan 2021’de ulusal televizyonda yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı Idriss Deby Itno egemen halkını savunurken son nefesini savaş alanında verdi... Cumhurbaşkanı Idriss Deby Itno hayatını kaybetti. Deby’nin ölümünü duyurmamız büyük bir acıifadelerine yer verdi. Agouna ayrıca bir askeri konsey kurulduğunu, öldürülen Cumhurbaşkanının oğlu Muhammed Deby’nin konsey başkanı olarak atandığını, meclis ve hükümetin feshedildiğini duyurdu. Ordu sözcüsü Agouna, “Mohamed Idriss Deby başkanlığındaki geçici askeri konseyin, ulusal bağımsızlığı, toprak bütünlüğünü, ulusal birliği, uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin saygınlığını koruyacağını, 18 aylık geçiş süresi olacağını, ardından özgür, demokratik ve şeffaf seçimlerin yapılacağını.” belirtti.Agouna, “Her gün 18.00-05.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağının geçerli olacağını, kara ve hava sınırlarının kapatılacağını, geçici tüzüğün, geçici Cumhurbaşkanına geniş yetkiler ve anayasayı iptal etme yetkisi verdiğini” kaydetti. Böylece hükümet, meclis ve rejimin anayasası, rejimin askeri kurumu ve öldürülen Deby hariç iktidardaki kişiler tarafından askıya alınmıştır. Zira üst düzey subayların çoğunluğu, Zaghawa kabilesi mensubu olan öldürülen Cumhurbaşkanının ailesi ve akrabalarıdır. Zaghawa kabilesinin Çad, Libya ve Sudan’da uzantıları olan bölünmüş bir kabiledir. Bu kabileye mensup isyancılar var. Cumhurbaşkanının kuzenlerinin, 2019’nun başında Timane Erdemi liderliğinde Direniş Güçleri Birliği adına bir saldırıya öncülük ettikleri belirtiliyor. Fransa’nın müdahalesi olmamış olsaydı, neredeyse isyanlarında başarıya ulaşacaklardı. Bilindiği gibi Mohamed Deby başkanlığındaki yeni askeri konsey, 15 subaydan oluşuyor, bunların 8’i Zaghawa kabilesindendir. İsyancılar, askeri geçiş konseyini kesinlikle kabul etmediklerini ifade ettiler. İsyancıların sözcüsü yaptığı açıklamada, “Güçlerimiz Encemine’ye doğru ilerliyorlar. Ancak babalarını geleneklere göre defnetsinler diye Deby’nin çocuklarına 15 ila 28 saat arasında bir süre vereceğiz.” dedi. Başkente ulaşana kadar isyanlarını sürdüreceklerine dair söz verdiler.

3- Idriss Deby de 1990’da isyancılara önderlik etti. Sonra Çad’da iktidarı ele geçirdi. Fransa’ya darbe yapan ve Amerikan ajanı olan Hüseyin Habré’yi (1982-1990) devirdi. Deby, bir komutandı. Fransa’nın desteğiyle bir isyan başlattı ve nihayetinde iktidara ulaştı. Tahtını korumak ve iktidarda kalmak için Fransa ile sıkı ve güvenilir bir ilişki kurdu. Durmak bilmeyen isyanların Deby tarafından bastırılmasında Fransa’nın büyük rolü var. Şubat 2008’de Deby, başkent Encemine’deki cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın kapılarına dayanan isyancıların saldırısını Fransa’nın desteğiyle püskürttü. 2006’dan beri Deby, askerleriyle birlikte isyanlarla mücadele ediyor. Ancak önceki isyanların başarısız olmasında Fransa’nın büyük rolü var. Görünüşe göre bu sefer Fransa, son isyanı püskürtmek için doğrudan harekete geçmemiş, Deby güçlerine destek vermekle yetinmiştir. Çünkü FACT olarak bilinen “Değişim ve Mutabakat cephesi” yani “Değişim ve Uyum Cephesi”, 15 Nisan 2021’de “Afrika Post” sitesindeki açıklamasında, “Değişim ve Uyum Cephesi Fransa’yı tarafsız olmaya çağırdı. Fransız savaş uçaklarının mevkileri üzerinde uçtuklarını, bunun Çad Cumhurbaşkanına bir destek olarak yorumlanabileceğini belirtti. Fransız savaş uçaklarından sonra hükümet savaş uçaklarının bombardımanının izlediğini kaydetti.” Öyle görünüyor ki Fransa, saldırıyı püskürtmek için Deby’nin güçlerinin yeterli olduğunu düşündü, ancak ölümü sürpriz oldu ve korkunç bir darbe yedi.

4- Deby’nin ölümü, sömürgeci Fransa için büyük bir kayıp. Deby’nin ölümünden birkaç saat sonra Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamada, Fransa cesur bir arkadaşını kaybetti... Fransa, geçiş sürecinin barışçıl koşullarda, tüm siyasi partiler ve sivil toplumla diyalog ruhu içinde gerçekleşmesinin, kapsayıcı ve sivil kurumlar odaklı bir hükümete hızlı bir şekilde geçiş yapılmasının önemini vurguluyor. Çad’ın istikrarına ve toprak bütünlüğüne olan güçlü bağlılığını ifade ediyor. Fransa, Cumhurbaşkanı Deby’nin ailesine ve tüm Çad halkına başsağlığı dileklerini sunuyor.ifadeleri kullanıldı. Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian, “Sivil ve kapsayıcı bir hükümete yol açan sınırlı bir askeri geçiş süreci” çağrısında bulundu. Fransa, geçiş sürecine ve dolayısıyla iktidarı devralan otoriteye desteğini bildirdi. Fransa Hükümet Sözcüsü Gabriel Attal, “Cumhurbaşkanı Macron, Çad Cumhurbaşkanı Deby’nin cenazesine katılacak” dedi. [21.04.2021 AFP] Bu, nüfuzunu daha doğrusu Çad’da sömürgesini korumanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Ayrıca öldürülen Cumhurbaşkanının oğlu ve diğer yeni liderlerle görüşmek ve Fransa’ya sadakatlerini vurgulamak için cenazeye katılması da bu bağlamda değerlendirilebilir.

5- Fransız gazeteleri, ölümünden bir gün sonra ana sayfalarında Deby’nin ölümünü önemli bir olay olarak gördü. La Croix gazetesi,“Deby’nin ölümünün, Fransız diplomasisine acı verici bir darbe” olduğunu yazdı. Libération gazetesi,Fransa, dünkü ölümünden sonra artık Deby’den yoksundur. Deby, Fransız askeri yönetiminin bir ürünüydü ve Fransa’nın bölgedeki müttefikiydi... Ama kesin olan bir şey var ki, bugün Fransa’nın Barkhan Operasyonu zor durumdadır. Son zamanlarda zaten ciddi şekilde zayıflamıştıifadelerine yer verdi. Gazete, isyancıların arkasında dış güçlerin olup olmadığını sorguladı. Fransızlar, isyanların arkasında büyük güçlerin olduğunu biliyorlar. Çünkü ülkeleri bölgede sıkıntılı bir durumda. Verdiği ağır kayıplar yüzünden askerlerini bölgeden çekmek üzereydi. Amerikan ajanı subayların 2012 yılındaki Mali darbesinden sonra 2014 yılında bölgeye doğrudan müdahalesinden bu yana zafer yüzü görmedi. Sonra geçen yıl 2020’de Amerikan yanlısı subaylar bir darbe yaptılar. Çad’ın kuzeyinde Libya var, Amerika, orada nüfuzunu genişletmek için çalışıyor. Dolayısıyla bölgede Fransa’nın durumu endişelidir.

6- Çad ve diğer Afrika ülkeleri, uluslararası perspektife göre bağımsız bir devlettir ama aslında 1960’da Fransa’dan şekli bağımsızlık kazanmadan önce olduğu gibi Fransız kolonisidirler. Sömürgeci Fransız güçleri, Çad’da konuşlanıyor. Çad askerleri, Fransa ve Sahel’deki sömürgeci çıkarları için savaşıyor, zenginlikleri ve parası Fransa’ya gidiyor. Çad’ın para birimi, diğer 13 Afrika ülkesinin para birimi gibi Afrika Euro’su ile bağlantılıdır, öncesinde Afrika Frangı idi. Çad’ın parasının yarısı, Fransız Merkez Bankası’na gidiyor. Fransa, Çad’da 5.100 asker konuşlandırdı. Barkhan Operasyonu kapsamında sözde terörizmle mücadele için bir yıl önce 4.500 asker görevlendirmişti. Çad, Fransa liderliğindeki G5 Sahel Ortak Gücü içinde yer alıyor. Bu güç, Çad, Moritanya, Mali, Burkina Faso ve Nijer’den oluşuyor. Misyonu, Batı ve Orta Afrika’da özellikle Mali’de Fransız etkisini korumaktır. Yine de bölgede zafer ve hatta hayatta kalma umudu ile umutsuzluğu arasındadır. Varlığı ciddi şekilde tehdit altındadır, çünkü Amerika tüm bölgede peşinden gidiyor. Fransız askerleri arasında yaşanan can kayıpları nedeniyle Fransız güçlerinin geri çekilmesi çağrısında bulunan sesler giderek yükselmeye başladı. Resmi istatistiklere göre, can kaybı sayısı 50’ye yükseldi. Fransa, vekâlet savaşı yürütmek ve Sahel Gücü’nü güçlendirmek için çalışıyor ve Avrupa ülkelerinden yardım istiyor. Ayrıca finansmanı için BAE ile iş birliği yapıyor. Fakat Deby’yi kaybetmesi, bu güç için büyük bir kayıp. G5 Sahel İcra Sekreteri, “Dönem başkanlığını yürüten Cumhurbaşkanı Idriss Deby’nin ölümünün ardından Çad’daki geçiş sürecine tam olarak destek verdiklerini açıkladı.” [22.04.2021 El Cezire] Çad, uluslararası çatışmanın kızışmasına adaydır. 1980’lerde Amerika’nın, Hüseyin Habré’yi satın almasıyla Çad, Amerikan etkisi altına girmişti. Sonra Deby’nin darbe yapmasıyla etkisini kaybetti, ancak ABD’nin geri dönme girişimleri aralıksız sürüyor...

7- Amerika, başından beri Libya’daki isyancı hareketi izliyor. 18 Nisan 2021’de ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Çad’ın farklı bölgelerinden başkent Encemine’ye kadar ulaşan isyancı grupların mevcut tehdidi artırdığı kaydedildi. Çad’da görev yapan, zorunlu olmayan tüm Amerikalı diplomatik misyon çalışanlarının ve ailelerinin ülkeden derhal ayrılması” istendi. [18.04.2021 El Cezire] Çad Cumhurbaşkanının ölümünün ardından ABD Dışişleri sözcüsü Ned Price, 20 Nisan 2021’de “Cephe hattındaki çatışmada Çad Cumhurbaşkanı İdris Deby Itno’nun hayatını kaybetmesinin ardından ülkedeki geçiş sürecinin anayasaya uygun şekilde olmasını beklediklerini söyledi. Price, “Çad’daki ABD Büyükelçiliğinin, 17 Nisan itibariyle istek üzerine ülkeden ayrılmasını sürdürdüğünü” belirtti. [20.12.2016 Reuters] Ertesi gün ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Tabii ki, Çad’daki şiddet çok rahatsız edici. İktidarın sivil hükümete demokratik ve barışçıl bir şekilde geçişini görmek istiyoruz. Buna engel olacak her şeyden endişe duyuyoruz. Ancak gelişen siyasi durumu yakından takip ediyoruz. dedi. [21.04.2021 AFP] Böylece Amerika, seçim tarihini daha da öne çekmek için çalışıyor ve bunu demokratik geçiş olarak adlandırıyor. Çünkü muhalefeti iktidara getirmek ve Fransız etkisini sona erdirmek için ortam hazırlıyor.

8- Birçok medya kuruluşu, Çadlı isyancıların Amerikan ajanı Hafter güçleriyle ilişkisine atıfta bulundu. Bu ilişki yeni değil, aksine daha önceden var. Reuters, 12 Şubat 2019’da Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’dan Deby’nin isteği üzerine Fransız savaş uçakları geçen hafta Libya’dan Çad topraklarının derinliklerine sızan isyancılara ait ağır silahlı bir konvoyu bombaladı. Le Drian milletvekillerine, Cumhurbaşkanı Deby, darbeyi önlemek ve ülkesini korumak için bizden yazılı olarak müdahale etmemizi istedidediğini aktardı. Amerikan ajanı Hafter’in Çad’a yönelik yarattığı tehlikeler gerçektir, bu yüzden Fransa, ajanı Idriss Deby’yi savunmak için Çad’ın başkentinde yaklaşık beş bin civarında büyük bir güç konuşlandırdı! El Cezire, 22 Nisan 2021’de bir kaynaktan, “Silahlı muhalefetin, askeri kamplarının çoğunu Libya sınırından Çad’a taşıdığını, Cumhuriyetin Kurtuluşu için Askeri Komuta Konseyi de dâhil olmak üzere muhalefet gruplarının, Libya topraklarındaki mevzilerinden ayrılmaya ve birkaç saat içinde Çad topraklarına geçmeye hazırlandıklarını” aktardı.

9- Öyle anlaşılıyor ki, rejim ile isyancı güçler arasındaki çatışma kızışmaya hazır. Çünkü taraflar, birbiriyle rekabet eden sömürgeci dış güçlerle yani Fransa ve Amerika ile bağlantılıdır. İktidardakilerin, iktidardan vazgeçmesi kolay değil. Sonlarının tehdit altında olduğunu görüyorlar. Arkalarında Fransa gibi sömürgeci bir ülke var. Nüfuzunu korumak ve ülkelerini sömürgeleştirmek için iktidardakileri destekliyor. Orta ve Batı Afrika’da sömürgeci çıkarlarına hizmet etmeleri için onları savunan etkin bir yardımcıdır. İktidara talip isyancılar ise, Amerika gibi Çad ve bölgede nüfuzunu genişletmeye çalışan sömürgeci bir ülke tarafından destekleniyor. Müslüman ülke, sömürgeciler arasında bir savaş arenası iken çocukları da bu çatışmanın yakıtıdır. Zenginlikleri sömürgeciye giderken, çocukları yoksulluk, yoksunluk ve salgın hastalıklarla boğuşuyor. Kuzey Afrika ve Sudan’daki Müslümanların, ülkelerinde İslami yönetimi kurmak ve birleştirmek için harekete geçmeleri, sonra da tek tek sömürgecinin boyunduruğundan kurtarmak için diğer Afrika ülkelerine doğru ilerlemeleri, uluslararası çatışmanın yangınında kavrulan Çad’daki Müslümanlar için tek kurtuluştur. Müslümanlar, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurmak için çalışan samimi ve uyanık çocuklarına yardım etmelidir.

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ Allah, içinizden, iman edip de Salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

H.13 Ramazan 1442
M.25 Nisan 2021

 

Devamını oku...

Libya Krizindeki Son Gelişmeler

Soru Cevap

Libya Krizindeki Son Gelişmeler

Soru:

Libya’da Ulusal Birlik Hükümeti kuruldu. Çatışmanın tarafları uzlaşmış gibi görünüyor. Bu uzlaşı gerçek mi, değil mi? On yıldır süren ve tarafların birbirini ortadan kaldırmaya çalıştığı silahlı çatışmadan sonra bu nasıl gerçekleşti? Amerika, İngiltere, Avrupa ülkeleri, Türkiye ve Libya krizine müdahil olan diğer ülkelerin bu uzlaşıya karşı gerçek pozisyonları nedir?

Cevap:

Libya krizindeki iki yıllık son gelişmeler göz önüne alındığında, 5 Şubat 2021’den bu yana devam eden olaylar ve en son Libya Siyasi Diyalog Forumu’nun 16 Mart 2021’de görevine başlayan geçici yürütme otoritesini BM gözetiminde seçmesi sonrası yaşananlara baktığımızda bu gelişmelerin peş peşe bir dizi olaydan kaynaklandığı görülür:

Birincisi: Geçen yılın son çeyreğinde Libya arenasında ABD-İngiliz diyalog savaşı patlak verdi. İngiltere, ajanları aracılığıyla Fas’ta diyalog konferansları düzenlerken, Amerika, BM Libya Özel Temsilcisi Vekili ABD’li diplomat Stephanie Williams aracılığıyla Tunus ve Cenevre’de toplantılar düzenledi. 25 Kasım 2020 tarihli Soru-Cevap’ta bundan detaylıca bahsettik. Bundan sonraki gelişmeler şu şekilde cereyan etti:

1- İngiltere, ajanları aracılığıyla 24 Ocak 2021’de Fas’ın Bouznika kasabasında, Trablus ve Tobruk’tan 13’er kişiden oluşan Temsilciler Meclisi Temsilcisinin katılımıyla yürütme otoritesini seçmek ve egemenlik pozisyonlarının dağılımı için bir konferans gerçekleştirdi. ABD ise 1-5 Şubat 2021 tarihleri arasında müzakereler ve yeni lider seçimi için belirlediği 75 siyasi figürün katılımıyla Cenevre’de bir konferans düzenledi. Yeni Başkanlık Konseyi ve Başbakanın seçiminde oy kullanmak için Libya Siyasi Diyalog Forumu’nun 75 üyesi birçok yönden baskı gördü. 5 Şubat 2021’de Muhammed El Menfi’nin Başkanlık Konseyi Başkanı, Abdülhamid El Dibeybe’nin Başbakan, Musa El Koni ve Abdullah El Lafi’nin Başkanlık Konseyi Üyesi olarak seçildiği duyuruldu. Böylece Libya’da yürütme otoritesini seçmeyi başaran Amerika, İngiltere’ye karşı çatışmanın bu turunu kazandı. İngiltere turu kaybetti ve Fas’ın Bouznika kasabasında gerçekleşen son diyalog konferansında yeni liderler seçemedi. 2015 yılında Fas’ın Suheyrat kentinde düzenlediği konferanstan sonra İngiltere için bu büyük bir kayıp. O zaman İngiltere, bir başbakan ve Başkanlık Konseyi Başkanını seçmiş ve Tunus’ta Fayez El-Serrac başkanlığında bir hükümet kurulmuştu.

2- Eylül 2019’da BM Libya Özel Temsilcisi Vekili ABD’li diplomat Stephanie Williams tarafından kurulan ve 2020’nin son aylarında toplantılarına başlayan Libya Siyasi Diyalog Forumu’nun birleşik yürütme otoritesini (Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı ve Başbakan) seçmesiyle Libya’daki siyasi sürecin liderliğini pratik olarak ABD ele geçirdi. Amerika, İngilizlerin ve Avrupalıların ayaklarının altından Libya halısını çekme konusunda koşullu bir başarı elde etmiş olsa da bu Libya arenasında tüm kartları ele geçirdiği anlamına gelmiyor.

3- BM Libya Özel Temsilcisi Vekili ABD’li Williams’ın forumunun (Libya Siyasi Diyalog Forumu) seçtiği yeni yürütme otoritesi, Libya Temsilciler Meclisi’nin oylarını kolaylıkla kazandı. “10 Mart’ta Libya Temsilciler Meclisi, El Dibeybe başkanlığındaki ulusal birlik hükümetine 132 geçerli oyla güvenoyu verdi...” [14.03.2021 BBC] Yine Trablus’taki Avrupa yanlısı El Serrac hükümeti, düzenlenen törenle görevi sorunsuz bir şekilde devretti. “Libya, yeni hükümetin düzenlenen törenle görevi sorunsuz bir şekilde devraldığına tanıklık etti. Başkanlık Konseyi Başkanı ve Trablus’taki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayez El Serrac, devir teslim töreninde yeni hükümetin Başbakanı Abdülhamid El Dibeybe’yi kucakladı. El Dibeybe Pazartesi günü Tobruk kentindeki Temsilciler Meclisinde yemin etti. Ülkenin doğusundaki yönetim El Dibeybe’nin göreve başlamasını memnuniyetle karşıladı. [16.3.2021 Deutsche Welle] Libya’daki İngiliz ve Avrupa ajanları, Amerikan çözümüne göre hareket ettiler. İngiltere ve Avrupa, geçici de olsa bu çözüme onay verdi.

4- Uluslararası toplum tarafından tanınmayan ülkenin doğusundaki Mısır ve Amerika destekli hükümet, düzenlenen devir teslim töreniyle görevi sorunsuz bir şekilde yeni hükümete devretti. “Libya’nın doğusundaki paralel hükümet, başkent Trablus’ta resmen göreve başlamasından bir hafta sonra yani Salı günü yetkilerini Abdülhamid El Dibeybe başkanlığındaki yeni Ulusal Birlik Hükümeti’ne devretti. Devir teslim töreni, paralel hükümetin Libya’nın en büyük ikinci şehri olan Bingazi’deki genel merkezinde, görevini bırakan Başbakan Abdullah El Seni’nin huzurunda gerçekleştirildi. Ulusal Birlik Hükümeti, Başbakan Yardımcısı Hüseyin Katrani, İçişleri Bakanı Halid Mazen ve bir dizi bakan tarafından temsil edildi. El Katrani, bölünme aşamasının “sona erdiğini” ileri sürdü ve basın açıklamasında, “Ulusal Birlik Hükümeti tüm vatandaşlara hizmet etmek için buradadır” dedi. [23.03.2021 France 24]

İkincisi: Libya krizindeki güncel gelişmelerle ilgili uluslararası ve bölgesel pozisyonlara bir göz attığımızda, şunları görürüz:

Amerika ve Birleşmiş Milletler: BM Libya Özel Temsilcisi Vekili ABD’li diplomat, bu siyasi çözüm sürecini belirlediği ve doğrudan deruhte ettiği göz önüne alındığında, Amerika ve BM bu süreci kesinlikle destekliyor. BM’nin Libya özel görevlisi ABD’li diplomat Stephanie Williams, yeni liderler seçiminden sonra başarısını kutladı. Williams,Bu tarihi ana tanıklık etmekten büyük mutluluk duyuyorum.dedi. Libyalı taraflara da “Bu, seçilmiş yürütmenin yerine getirmesi gereken resmi bir taahhüttür” ifadelerini kullandı. [05.02.2021 El Arabiya] Williams’ın eylemi, resmidir, taraflar için bağlayıcıdır, dayatılmıştır, ihlal etme hakları yoktur. Aksi takdirde çözümler dayatan, muhalifleri tehdit eden Amerikan küstahlık ve kibirliliğiyle karşılaşacak ve daha önce yaptırım tehdidinde bulunan ABD’nin yaptırımlarına maruz kalacaklardır. ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed El-Menfi ile yaptığı telefon görüşmesinde, “Konsey ve hükümete ABD desteğini” vurguladı. Libya diyaloğundaki tüm katılımcıları ve Libya liderlerini kutladı. Ve Washington’dan olumlu açıklamaların geldiğinisöyledi. [12.02.2021 alwasat.ly]

Türkiye’nin pozisyonu:“Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Muhammed El Menfi ve Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdülhamid El Dibeybe ile ayrı ayrı telefonda görüştü. Erdoğan Libya’da kalıcı çözüm umutlarının yeniden yeşerdiğiniifade etti. [20.03.2021 El Cezire] Daha sonra Muhammed El Menfi, 26 Mart 2021’de Türkiye’yi ziyaret etti. “El Menfi, Erdoğan ile yaptığı görüşmede, bu yıl 24 Aralık’ta seçimlerle sona erecek olan Libya’daki geçiş aşamasının gerekliliklerine uyulması gerektiği çağrısında bulundu. [27.3.2021 El Arabiya] Sonra görünüşe göre Türkiye’den Suriyeli savaşçıların Libya’dan geri çekilmesini talep etti. “Kaynaklar Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne belirttiğine göre “Libya’da bulunan Ankara yanlısı Suriyeli savaşçılara, Türk hükümetinin direktifiyle Suriye’ye dönmek için hazırlıklara başlamaları söylendi.” [20.03.2021 www.independentarabia.com] Bütün bunlar, Türkiye’nin BM Libya Özel Temsilcisi Vekili Williams liderliğindeki siyasi çözüm sürecinden büyük memnuniyet duyduğunu gösteriyor.

Medya kaynakları, Abdülhamid El Dibeybe’nin Cenevre’de Libya hükümeti başbakanı olarak seçildikten hemen sonra Türkiye’ye gittiğini bildirdi. Bu ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Danışmanı Yasin Aktay’ın açıklamaları bunu doğruluyor. Aktay, Türk devleti ile Fayez El Serrac başkanlığındaki eski Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında anlaşma imzalandığını söyledi. Aktay, Libya’da Türk askerinin varlığının yeni bir geçici hükümetin seçilmesiyle de değişmeyeceğini ifade etti. Yeni hükümet anlaşmaya ve Türk devletinin Libyadan çıkmasına karşı çıkmıyor. Bu da Türk devletinin ülkedeki rolüne yardımcı oluyorifadelerini kullandı.” 08 Şubat 2021’de Fransız Le Monde gazetesine göre “Yeni başbakanın iş çıkarları, onu Türkiye’ye çok yaklaştırıyor, o Libya pazarına ilgi duyan resmi Türk devlet kurumlarının Libya’daki temsilcisidir...”

Mısırın pozisyonu: Mısır Cumhurbaşkanı El Sisi, perşembe günü başkent Kahire’de yeni Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Muhammed El Menfi ile bir araya geldi. [25.03.2021 Skynews Arapça] Bu, Mısır’ın Libya’daki bu siyasi sürece verdiği desteğin net göstergesidir. Mısır’ın Libya krizi tutumu, BM Özel Temsilcisi ABD’li diplomat Williams’ın kaydettiği ilerlemeye de yansıdı. Belki de iki ülkenin “Türkiye ve Mısır” eşzamanlı U dönüşü, aynı kaynaktan su içtiklerinin net bir göstergesi olabilir. Libya’nın yeni liderleri, rollerini ABD politikasına göre oynayan ve Libya sahasının iki bölgesel aktörü olan Mısır ve Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdiler. Mısır Cumhurbaşkanı El Sisi, 18 Şubat 2021’de yeni Libya hükümeti Başbakanı Abdülhamid El Dibeybe’yi ağırladı. “El Sisi, Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde Libya Siyasi Diyalog Forumu (LSDF) üyelerinin güvenini kazanması nedeniyle tebrik etti. El Sisi, Mısır’ın Libya’da barış ve istikrarın olması için destek vermeye devam edeceğini söyledi. Yürütme düzeyinde karşılıklı ziyaretler gerçekleşmesi ve tüm sektörlerde istişarelerde bulunulması konusunda mutabakat sağlandı. El Dibeybe ise, “Geçtiğimiz dönemde Libya krizini çözmek için Mısır’ın çabasını övdü. El Dibeybe, Mısır ve Libya arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi için Mısır ile kapsamlı bir ortaklık kurmayı beklediklerini doğruladı.” [18.02.2021 El Hurra]

El Mağrip üçlüsünün Fas, Cezayir ve Tunus” pozisyonu, bunlar, Libya’da aktif bölgesel devletlerdir, Libya’daki yeni yürütme otoritesine desteklerini açıkladılar. Fas Kralı yeni Başkanlık Konseyi Başkanına destek telgrafı gönderdi. ”Libya’nın geçiş dönemini başarılı bir şekilde tamamlaması yolunda karşılaştığı güçlükleri aşması için ülkesinin tüm çabasıyla destek olduğunu ifade etti. Fas Kralı gönderdiği telgrafta, Konsey Başkanı El Menfi’yi Libya’daki bu önemli geçiş aşamasında ülkesine ettiği hizmetten ötürü kutladı. [31.03.2021 Anadolu Ajansı] Tunus Dışişleri Bakanı Osman El Cerendi, Cezayirli mevkidaşı Sabri Bukadum ile 1 Nisan 2021’de Tunus’ta bir araya geldi. Toplantıda Libya başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası konular ele alındı. Aralık ayında yapılacak seçimlerin ve siyasi sürecin başarılı olması için Libya’daki yeni yönetimin desteklenmesinin önemli olduğu kaydedildi. [02.04. 2021 Anadolu Ajansı] Cezayir Dışişleri Bakanı, ülkesinin “Libya topraklarında herhangi bir yabancı gücün varlığına” karşı olduğunu yeniledi. Yazılı basın açıklamasında Cezayir Dışişleri Bakanı, “Libya’da güvenlik kurumlarının birleştirilmesi yoluyla güvenliği sağlamanın önemini vurguladı.[20.03.2021 www.independentarabia.com]

Başta İngiltere olmak üzere Avrupalılar namına Libya arenasında aktif bu üç ülke, Amerika adına çalışan ülkeler gibi Amerika’nın Libya’da oluşturduğu yürütme otoritesini tanımak zorunda kaldı ve bu geçiş sürecinde Avrupa ajanlarını destekleme faaliyeti için kendilerine bir fırsat sundular. Çünkü Amerika’nın Libya’daki başarısı ve yoğunlaşması, Kuzey Afrika’da genişlemek, bu ülkelere ulaşmak, dolayısıyla Avrupa, özellikle de İngiltere ajanlarını tehdit etmek anlamına geliyor. Amerika, on yıllardır ilk kez bir Kuzey Afrika ülkesine girmiş oluyor...

Avrupa ülkelerinin pozisyonu: Avrupa ülkelerinin hiçbiri, Libya’daki yeni yürütme otoritesine karşı olumsuz tutum göstermedi. Pozisyonları şu şekildedir:

1- Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel, Trablus’u ziyaret etti. 4 Nisan 2021’de El Menfi ve El Dibeybe ile görüştü. Michel, sosyal medyada Libya’daki temasları hakkında yaptığı paylaşımda, Trablus’a umut ve zorlukların bulunduğu bir dönemde gittiğini belirterek “AB, Libya halkı ve yeni yönetiminin yanındadır. Birlik içinde, egemen ve müreffeh bir Libya’ya desteğimizi artırmaya hazırız.” ifadesini kullandı. Michel, Ulusal Birlik Hükümeti’nin göreve başlamasından sonra Libya’yı ziyaret eden ilk Avrupalı liderdir. Bir AB yetkilisi, Michel’in Libya’daki geçiş sürecinde hükümeti ve Libya halkını nasıl destekleyebileceği konusunda somut birtakım öneriler sunduğunu aktardı. Libya’da istikrar, birlik ve egemenliğin sağlanması ve sürdürülmesinde bir ön koşul olduğunu dile getiren AB yetkilisi, bunun yabancı savaşçıların ve askerlerin ülkeden ayrılması olduğunu savundu. Michel’in ekonomik toparlanma, yönetim, hizmetler, istikrar ve güvenlik, hukukun üstünlüğü, insan hakları cinsiyet eşitliği ve göç gibi konularda ortak çalışmaları artırmaya hazır oldukları mesajını verdiğini kaydetti.” [04.04. 2021 Anadolu Ajansı] Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, düzenlediği basın toplantısında, İrini Operasyonu’nun pandemi gibi zorluklara rağmen somut sonuçlar elde ederek başarıya ulaştığını söylemekten gurur duyuyorum.dedi. Libyalıların en sonunda barış ve istikrar yoluna devam etme kararı aldığını belirten Borrell, yabancı paralı askerlerin de bu ülkeden çıkması gerektiğini ancak “ne yazık ki bunun hemen yarın gerçekleşmeyeceğini” söyledi. Birkaç gün önce Avrupa Birliği (AB), Akdeniz’de Libya’ya yönelik silah ambargosunu denetlemek için hayata geçirdiği tartışmalı İrini Operasyonu’nun yetki süresini 31 Mart 2023’e kadar uzattı.” [20.03.2021 www.independentarabia.com]

2-“Fransa, Almanya ve İtalya Dışişleri Bakanları, Libya’nın yeni hükümetiyle diyalog kurmak amacıyla perşembe günü başkent Trablus’a geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “Son bir yılda Libya’nın dış politikasında ilerleme kaydedildi. Libya halkının iradesiyle ateşkes ve gerçek bir barışa varılabilecek. Ülkedeki yabancı kuvvetlerin ve milislerin çekilmesi, yaklaşan seçimlere hazırlık için ön koşuldur. Gerçekleştirdiğimiz bu ziyaretle Libya hükümetine yanında durduğumuzu gösteriyoruz” dedi ve Avrupa Birliği’nin (AB) Libya’ya silah ambargosunu izlemeye devam edeceğini kaydetti. [25.03.2021 El Cezire]

İngiltere’nin yoksun olduğu bu Avrupa pozisyonlarında, Avrupa’nın, bu Amerikan çözümüne Libya’dan yabancı güçlerin özellikle Türk ve Rus milislerinin çıkması koşuluyla onay verdiği açıkça görülüyor. Özellikle Avrupa, Libya’daki Türk ve Rus güçlerinin politikasında yol açtığı karmaşıklığın ve bunun sonucunda ortaya çıkan komplikasyonların farkında. İrini misyonu, Libya’nın içini ve dışını izliyor.

İngiliz pozisyonuna gelince, keşmekeşlik ve aynı zamanda sinsilik iç içe girmiştir.

1-“İngiltere Başbakanı Boris Johnson, cuma günü Libya Başbakanı Abdülhamid El Dibeybe ile telefonda görüştü. Anadolu Ajansı’na göre Johnson görüşmede, El Dibeybe’yi yeni görevi dolayısıyla tebrik ederken, İngiltere’nin Libya’daki siyasi sürece verdiği desteği yineledi. Johnson ve El Dibeybe, yakın teması sürdürmeyi kararlaştırdı. Geçici hükümet ise bu yılsonu ulusal seçimlere hazırlanıyor.” [12.03.2021 Middle East online] Bunun, El Dibeybe’nin seçilmesinden bir haftadan fazla bir süre sonra gerçekleşmesi, İngilizlerin şaşkınlığını gösteriyor.

2- Ürdün’ün BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu Libya’ya silah ambargosunun kaldırılması önerisiyle ilgili olarak, “İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond Madrid ziyareti sırasında şunları söyledi: “Sorun şu ki, Libya’da etkili ve topraklarını kontrol eden bir hükümet yok. Uluslararası toplumun etkili bir şekilde destekleyebileceği bir Libya ordusu yok. İlk şart, Ulusal Birlik Hükümeti’nin kurulması olmalıdır... Sonra uluslararası toplum, bu Ulusal Birlik Hükümeti etrafında ivedilikle toplanmalı ve İslamcı terörizmle başa çıkmak için gerekli araçlara sahip olduğu güvencesi vermelidir.” [20.02.2015 Skynews Arapça] Sözlerinden açıkça anlaşılıyor ki, İngiltere, Başkanlık Konseyi Başkanı ve Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanının seçilmesiyle sonuçlanan Amerikan planlamalarının bir parçası değildi... Bu ise başka bir kafa karışıklığıdır!

3- Şu an için Libya’da Amerika’yı aşamama çaresizlik duygusundan sonra Amerika’nın peşine takılması. Bu yüzden İngiltere, Amerika önderliğindeki ve uygulamak için acele ettiği siyasi süreç yanlısı büyük bir akımın tam ortasında duruyor. “ABD Büyükelçisi Richard Norland “Twitter” hesabından yaptığı paylaşımda, “Temsilciler Meclisi’nin yeni geçici hükümete güvenoyu verme oylamasını gerçekleştirmesinin “hükümetin bir an önce görevine başlaması için acil bir gereklilik haline geldiğini” dile getirdi. Norland, “elektrik sektörü ve diğer temel alanlardaki reformların finanse edilmesi için Libyalı liderlerin acilen alması gereken tedbirlerin bulunduğunu” ifade etti.” [07.03.2021 Şarku’l Avsat] Aynı gazeteye göre, bu akımın ortasındaki İngiliz Büyükelçisi, Amerikan açıklaması doğrultusunda bir Tweet atmak zorunda kaldı. “İngiltere’nin Libya Büyükelçisi Nicholas Hopton, Twitter hesabından önceki gün paylaştığı mesajda, El Dibeybe hükümetine güvenoyu verme oturumunun düzenlenmesini istedi. Hopton, mesajında, Libya Siyasi Diyalog Forumu’nun Cenevre’de düzenlediği toplantıdan çıkan sonuçlara uygun olarak ve daha iyi bir gelecek yolunda Libya’nın desteklenmesi için Temsilciler Meclisi’nin yakın zamanda güvenoyu oturumunu gerçekleştirmesinin önemli olduğunu belirtti.”

4- Bütün bunlardan açığa çıkıyor ki, İngiltere, Amerikan diplomasisi ve BM Özel Temsilcisi Williams’ın kaydettiği ilerleme karşısında büyük bir mahcubiyet içerisindedir ve akıntıyla hareket etmekten başka seçeneği yoktur. Onun için Trablus’taki yandaşlarına iktidarı El Dibeybe hükümetine devretmeleri talimatı verdi. Bu, Libya’da İngiltere için siyasi bir yenilgi anlamına geliyor. Ne İngiltere ne de yandaşları gerek Fas’taki Bouznika müzakereleri gerekse oylamayı baltalama yoluyla bu yenilgiye çare bulamadılar. BM Özel Temsilcisi Stephanie Williams’ın “yozlaşmış siyasi para” dediği şey de bu olsa gerek. Williams, Diyalog katılımcılarına fon sağlamaya çalışanlar, obstrüksiyoncu olarak tanımlanacaktır. Ayrıca, rüşvet ve oyların satın alımı bilgileri ile ilgili olarak soruşturma açılacak. Yozlaşmış siyasi paranın müdahalesiyle ilgili davranış kuralları var...dedi. [17.11.2020 Şarku’l Avsat] Bu yozlaşmış para şüpheleri, BAE’nin rolünü ve Libya Diyalog Forumu üyelerinin seçimini etkileme girişimlerini gösteriyor. [16.11.2020 El Cezire]

Üçüncüsü: Amerika’nın, Libya halısını İngiltere’nin ayağını altından çekmekte nasıl başarılı olduğuna gelince, bu ancak aşağıdaki gerçeklere göre anlaşılabilir:

1- Libyaiçindeki etki: 2011’de İngiliz ajanı Kaddafi’nin devrilmesiyle birlikte Amerika önündeki engeller kırıldı ve Amerika’nın Libya’da nüfuzu oldu. Ve bu etki giderek büyüdü. ABD ajanı Hafter’in Libya’nın doğusunu ele geçirmesi, ABD’nin Libya’nın yarısına sahip olduğunun bir göstergesiydi. Ardından Trump yönetimindeki Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Hafter’in 2019’deki Trablus saldırısına izin verdi. Trump da telefonla Hafter’i arayarak desteğini açıkladı. Amerika, Hafter’in Trablus saldırısını durdurmak için bu tarihte İngiltere’nin BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu karar tasarısını veto etti. Ancak bu saldırı fiyaskoya uğradı ve Hafter Trablus’tan def edildi. Türkiye olmasaydı, Trablus neredeyse düşecekti. Türkiye, El Serrac başkanlığındaki Trablus hükümetine desteğini açıkladı. Hafter’in stratejik kaleleri olan ve El Serrac hükümetinin eline geçmesi durumda Hafter’in de düşeceği Sirte ve El Cufra saldırısına desteğini askıya aldı. Türkiye, El Serrac’dan saldırıyı durdurmasını ve müzakereye oturmasını istedi...

Amerika, El Serrac hükümetini iki seçenek arasında bırakmak istedi: Birincisi, Türk desteğine bağımlı hale gelmesi. El Serrac hükümeti, böylece Erdoğan’ın kollarına atılacak, Türkiye de üzerindeki Avrupa kısıtlamalarını gevşetecekti. İkincisi, Türkiye’nin, Trablus ve Misrata’da otoritenin bel kemiğini oluşturan “ılımlı İslamcı” gruplara nüfuz etmesi ve bu gruplar hakkında Suriye senaryosunu işletmesi. Dolayısıyla bu milislerin direktifiyle hareket eden uyduları haline getirilmesi, El Serrac hükümetinin güç omurgasındaki sinirlerin öldürülmesine yol açacak, böylece İngiltere’nin bu sinirlerden, özellikle de kalpleri Erdoğan tutkusuyla yanıp tutuşan bu gruplardan faydalanmasını engelleyecekti! Bu iki hususun, tamamen olmasa da kabul edilebilir bir şekilde Amerika lehine gerçekleştiği görünüyor. BM Özel Temsilcisi Vekili Williams’ın belediye başkanları, gençlik ve askeri kurumlar ile iletişim kolaylığı bunu gösteriyor. Bu konuda Amerika güdümündeki Libya’nın doğusu ile o günlere kadar İngiltere güdümündeki batısı arasında hiçbir fark yok. Yani, ABD’nin siyasi sürecin liderliğini ele alma çabaları, daha az engelle karşılaştı. Çünkü Türkiye, Libya’nın batısında ziyadesiyle ortamı hazırlıyordu. Sonuçta Libya’daki ABD etkisi, Batıya sızma pahasına artarken, İngiltere ve Avrupa etkisi batı bölgesinde bile küçülüyordu.

Şimdi Amerika’nın, yeni Başkanlık Konseyi ve yeni hükümetten yeni bir liderlik güruhu çıkarma arzusu gerçekleşti. Bu nedenle Amerika’nın, Hafter’e daha az bağımlı hale gelmesi uzak ihtimal değildir. Tabii emrini uygulamak için gerektiğinde politikacılara bir baskı aparatı olarak kullanması müstesnadır. Siyasi başarısı devam ederse belki de işi bitebilir. Özellikle yeni geçici hükümette Hafter’e herhangi bir görev tevdi edilmemiştir. Savunma Bakanı veya Genelkurmay Başkanı olmayı arzuluyordu. Ancak yeni başbakan, Savunma Bakanının pozisyonunu, Başkanlık Konseyi de Yüksek Ordu Komutanının pozisyonunu korudu.

2- Amerika’da yönetim değişikliği: Biden yönetiminin gelişi ve Trump yönetiminin yenilgisi, Amerika tarafından İngiltere’nin ayağının altından Libya halısının çekilmesinin hızlandırılması konusunda muazzam bir etkiye sahip oldu. Her ne kadar Biden yönetimi, Trump yönetiminin Libya’da ektikleri ürünlerin meyvesini toplamış olsa da Amerika’daki yönetim değişikliği, Libya dönüşümlerinin hızlandırılmasında belirleyici oldu. Çünkü Biden’ın Washington’da göreve başlamasından yaklaşık iki hafta sonra Libya Diyalog Forumu, Başkanlık Konseyi başkanlarını ve Ulusal Birlik Hükümeti’ni seçti. Göreve geldikten yaklaşık iki ay sonra da Libya hükümeti kuruldu. ABD yönetimindeki değişimin etkisi şu şekildedir:

A- Müttefiklere geri dönüş, Çin ve Rusya’ya karşı seferber edilmeleri:

Biden yönetimi, Trump yönetimiyle yaşanan gerginlik sonrası Avrupalı müttefiklerine geri döndüğünü duyurdu. “Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in eşlik ettiği Biden, Dışişleri Bakanlığında yaptığı kısa konuşmada Amerika geri döndü, diplomasi geri döndü” dedi. [04.02.2021 sputniknews] Biden’ın “Amerika geri döndü” sloganı, Trump’ın “önce Amerika” sloganının yerini aldı. ABD Dışişleri Bakanı, Brüksel’de de aynı sloganı tekrarladı. Blinken, Sizin de bildiğiniz gibi tek bir ana hedefle burada bulunmak istedik. Bu, gerçek müttefiklerimize, NATO’ya, ittifaklarımıza ve Avrupa Birliği ile olan ortaklığımıza olan bağlılığımızı yeniden teyit etmekti... Hepsi Amerika’nın ittifaklarına ve ortaklıklarına olan bağlılığı açısından geri döndüğünü göstermek içindi.diye konuştu.” [26.03.2021 arabic.euronews.com] Amerika, Çin ve Rusya’ya karşı seferber etmek için Avrupalı müttefiklerine geri döndü. Bunun Libya krizine önemli bir yansıması olacak. Libya krizine Amerikan siyasi çözümü, Çin ve Rusya’ya karşı kendi tarafına çekme gibi daha büyük bir hedef karşılığında Avrupalıların bazı etkisinin Libya’da kalmasını sağlayacaktır. Amerika tarafından yapılan açıklamalar bunu dile getiriyor. “ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Brüksel’deki NATO Dışişleri Bakanları toplantısında salı günü İtalyan mevkidaşı Luigi Di Maio ile görüştü. Görüşmede Çin, Afganistan ve Libya konuları ele alındı. Görüşmenin sonunda ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price yaptığı yazılı açıklamada, Ayrıca, Çin’den gelen zorluklar, NATO İttifakının Afganistan’daki geleceği ve Libya’daki siyasi reformu en iyi nasıl destekleyecekleri konusunda görüşlerini paylaştılar. Bakanlar, ABD ve İtalya’nın ortak küresel sorunları çözmek için birlikte çalışmaya devam edecekleri konusunda anlaştılar ve daha güçlü ABD-AB iş birliğine desteklerini dile getirdiler.ifadeleri yer aldı. [23.03.2021 ART]

Bütün bunlarla, Amerika’daki yönetim değişikliğinin, Amerika lehine Libya’daki siyasi dönüşümün hızlandırılmasında belirleyici bir neden olduğu netleşiyor...

B- Brexit’ten sonra İngiltere-Avrupa ilişkilerinin kötüleşmesi: İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden anlaşma ile ayrılması için yapılan çetin müzakereler, İngiltere ile Avrupa ülkeleri arasında anlaşmazlık yaşanmasının sebebi oldu. Bu müzakereler sırasında İngiliz egoizmi densiz bir şekilde kendini gösterdi, para cezası ve cezaya daha yakın bir Avrupa dik kafalılığı üretti. Aralarındaki sürtüşme, Brexit sonrası ilişkilerin en belirgin özelliği haline geldi. İngiltere’nin Doğu Akdeniz’de Fransa ve Avrupa’ya meydan okuyan Türkiye’yi pohpohlaması, bu sürtüşmenin tezahürüdür. Avrupa ile İngiliz “AstraZeneca” Koronavirüs aşısı krizinde bu sürtüşme daha çok belirgindi.

Söz konusu sürtüşme, İngiltere-AB ülkeleri ilişkilerini kriz ve spazma yakın bir hale taşıdı. Bu nedenle Ulusal Birlik Hükümeti’nin kurulmasından sonra Fransa ve Almanya Dışişleri Bakanları, Brexit öncesi Avrupa’nın uluslararası diplomasisinde olduğu gibi, İngiliz Dışişleri Bakanından ziyade İtalyan Dışişleri Bakanı eşliğinde Libya’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu, İngiltere’nin AB ülkeleri ile ilişkisinin kötüleşmesinin, İngiltere’yi Libya’daki çözüm trafiğinde Amerika ile birlikte hareket etmeye sevk ettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla Avrupa-İngiltere koordinasyonu gerçekleşmedi. Avrupa, Libya’da ABD hareketliliği karşısında bir set oluşturmak için İngiltere’nin yanında durmadı. Sonuçta bu, İngiltere’nin büyük Amerikan akımı karşısında yalnız kalmasına yol açtı. Böylece İngiltere Amerikan dalgası karşısında iki büklüm oldu ve ajanlarından Trablus’ta iktidarı devretmelerini istedi.

Dördüncüsü: Buradan, Amerika’nın, Avrupalılar ile Afrika’nın en zengin petrol ülkesi olan İslam ülkesi üzerindeki çatışmada şimdiki turu kazandığı görülüyor. Yatırımlar yapmak ve zenginliklerini yağmalamak için salyasını akıtıyor. Nisan 2019’da Trablus’u ele geçirme girişiminde iktidarı ele geçirmesi durumunda petrol akışını güvence altına alacağı umuduyla Hafter’e desteğini açıklamıştı. Nitekim eski Başkanı Trump, 19 Nisan 2019’da Hafter ile yaptığı telefon görüşmesinde “Hafter’in terörizmle mücadele ile petrol kaynaklarını güvence altına alma konusundaki “temel” rolünü övdü.” [19.04.2019 Deutsche Welle] Sonra Başkanlık Konseyi ve Başbakanı kontrol edene dek adımlarını sürdürdü... Bununla birlikte, ABD-Avrupa çatışması öngörülebilir gelecekte kesintisiz devam edecektir. Zira İngiltere, Libya’da kadim siyasi ortama sahiptir. Fransa ve İtalya gibi diğer Avrupa ülkelerinin, yatırım şirketleri aracılığıyla bazı çıkarları ve varlıkları var...

Bu İslam ülkesinin, diğer İslam ülkeleri gibi, nüfuzu genişletmek ve zenginlikleri yağmalamak için sömürgeciler arasında çatışma sahasına dönüşmesi acı verici! Hem de Müslüman ülkelerdeki yöneticilerin bu ya da şu sömürgeciyle bağlantılı oldukları ve zelil bağlantıdan kurtulmayı düşünmedikleri bir zamanda! Ümmetin özellikle de ümmetin samimi çocuklarının görevi, siyasi çalışmaya önderlik etmeleridir. Bu yöneticileri değiştirmek, sponsorları yabancı ülkeleri devirmek, Allah’ın Şeriatını uygulayan, âleme taşıyan, serveti halkına geri veren, yoksul ve muhtaç kalmayana dek ümmetin çocuklarına dağıtan bir devlet kurmak için ellerinden geleni yapmalarıdır... Kuşkusuz o devlet, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafettir. Hilafet, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaadidir:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ Allah, içinizden, iman edip de Salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.[Nur 55] Yaşadığımız ceberut saltanattan sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesidir:

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allahın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra da sustu[Ahmed]

H.25 Şaban 1442
M.07 Nisan 2021
Devamını oku...

ABD’nin Rusya ve Çin Politikası

Soru Cevap

ABD’nin Rusya ve Çin Politikası

Soru:

Biden başkanlığındaki yeni ABD yönetimi, Çin ve Rusya’ya saldırmaya başladı. Aynı zamanda ortaklıklarını güçlendirmeye ve bazı ülkelerle eski ittifakları canlandırmaya da başladı. Amerika, özellikle bu iki ülkeye karşı nasıl bir politika izliyor ve hedefleri nelerdir? Bu (Biden) yönetim selefinden farklı mı?

Cevap:

Yeni ABD yönetiminin eylemlerini gözden geçirerek Amerikan politikasının içyüzünü ve hedeflerini açıklayacağız.

1- 12 Mart 2021’de ABD Başkanı Biden, Avustralya Başbakanı Scott Morrison, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Japonya Başbakanı Suga Yoşihida ile online bir toplantı gerçekleştirdi. Bu ülkeler, Çin’in artan askeri ve ekonomik gücüyle yüzleşmek isteyen ABD çabalarının merkezinde yer alıyor. Toplantının başında bir konuşma yapan Biden, Geleceğimiz için özgür ve açık bir Hint-Pasifik bölgesi büyük önem arz ediyor. ABD, istikrarı sağlamak için sizinle, bölgedeki ortaklarımızla ve müttefiklerimizle çalışmaya hazırdır.” ifadesini kullandı. [13.03.2021 Şarku’l Avsat] Ardından ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, 13 Mart 2021’de yaptığı açıklamada, Çin’e karşı inandırıcı bir gözdağı vermek için ülkesinin bölgedeki müttefikleri ile askeri iş birliğini güçlendirmek istiyor.dedi. Austin, bir hafta sürecek temasları kapsamında Japonya, Güney Kore ve Hindistan’ı ziyaret edecek. Lloyd Austin’e Tokyo ve Seul’daki temaslarında, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de eşlik edecek. Bu ziyaretler, Alaska’da Biden ekibi ile Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ve Çin Komünist Partisi Merkezi Komitesi Dışişleri Komisyonu Ofisi Direktörü Yang Cieçı arasında yapılan ilk üst düzey görüşmeler öncesinde geldi...” [14.03.2021 Şarku’l Avsat] Görüşmelerde Hong Kong, Doğu Türkistan, Tibet ve Tayvan’daki durumlar ve insan hakları ihlalleri ele alınacak.

2- ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, 20 Mart 2021’de yaptığı açıklamada, Tüm müttefiklerimizi ve ortaklarımızı Rus ekipmanından uzak durmaya çağırıyoruz. Ortaklarımızın yaptırımlara neden olabilecek ekipman tedarikinden kaçınması gerekir.” dedi. Hindistan’ın sistemi satın almakla ilgilendiğinin farkında olduklarını belirten Austin, “Henüz S-400 sistemi edinmediler, bu nedenle yaptırımların masada olması için bir neden yok…” ifadesini kullandı.[20.03.2021 El Cezire] 2018 yılında Hindistan Başbakanı Modi, 5,4 milyar dolarlık Rus hava savunma sistemi S-400 satın almak için Rusya Devlet Başkanı Putin ile anlaşma imzaladı. Hindistan, 2019’da bu anlaşma için 800 milyon dolarlık peşinat ödedi. Bu füzelerin ilk partisinin bu yıl ilerleyen zamanlarda teslim edilmesi bekleniyor. Austin’in Hindistan ziyareti, ABD’nin, Rusya’yı sıkıştırmasının yanı sıra bölgede Çin nüfuzuyla mücadeleyi hedefleyen ülkelerle bir ittifak kurma çabası çerçevesinde geliyor. ABD Savunma şirketleri, milyarlarca dolarlık anlaşma imzaladı. Hindistan silahlı kuvvetlerinin modernizasyonu çerçevesinde 150 savaş uçağı ve helikopter alımı da dâhil olmak üzere Hindistan’a askeri teçhizat sağlayacaklar. Bilindiği gibi Rusya, Hindistan’ın en büyük silah tedarikçisi. Hindistan, tıpkı Türkiye gibi, S-400 füze savunma sistemi alımından dolayı ABD yaptırımlarına maruz kalmaktan korkuyor. Modi’nin 2014’de iktidara geldiğinden bu yana Amerikan politikası izlemesinden ötürü Hindistan-Amerikan ilişkileri güçlendi. 2016’da Amerika, Hindistan’ı “büyük savunma ortağı” olarak tanımladı. Ardından Amerika, hassas silahların transferini kolaylaştırmak ve askeri iş birliğini derinleştirmek için Hindistan ile bir dizi anlaşma imzaladı. Amerika, İngiliz yanlısı Hindistan Kongre Partisi politikasının aksine Hindistan’ın Rus S-400 savunma sistemi ve diğer silahların satın alımını durdurmasını ve Rus silahlarından vazgeçmesini istiyor. İngiltere, on yıllarca süren iktidarı döneminde Kongre Partisi’ne, Sovyet ve Sovyet sonrası dönemlerde Rusya’dan silah satın alması, böylece Amerikan güdümüne girmemesi ve nüfuzunu genişletmemesi yönünde talimat verdi. Ancak Amerika, Janata Parti’li ajanları iktidara geldikten sonra politik ve askeri ipleri ele geçirmek, Hindistan’daki İngiliz varlığını sona erdirmek için Hindistan’ı askeri teçhizat ve ordu konusunda kendisine bağlamaya çalıştı.

3- Aynı zamanda Amerika, Çin ile diyalog kuruyor ve Çin’e doğrudan baskı uyguluyordu. ABD ve Çin Dışişleri yetkilileri arasında 18 Mart 2021’de ABD’nin Alaska kentinde bir toplantı gerçekleşti. ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken toplantının açılış konuşmasında, ABD’nin Sincan Doğu Türkistan, Hong Kong, Tayvan, ABD’ye siber saldırılar ve Washington’ın müttefiklerine ekonomik baskı yapılması gibi alanlarda Çin’in yaptıklarıyla ilgili derin kaygılarını görüşmek istediklerini” söyledi. Blinken, “Bu yapılanların her biri, küresel istikrarı sağlayan kurallara dayalı düzeni tehdit ediyor” dedi. Çin Komünist Partisi üst düzey yetkilisi Yang Jiechi ise Çin, ABD’nin içişlerine müdahalesine şiddetle karşı çıkıyor. Böyle bir müdahaleye yanıt vermek için kararlı adımlar atacağız. ABD’nin Çin’e üst perdeden konuşma yetkisi yoktur. Yapmamız gereken şey, Soğuk Savaş zihniyetini terk etmek.dedi. [19.03.2021 Reuters] Amerika, Alaska’da psikolojik ve medya savaşı kapsamında diyalog adı altında Çin’e doğrudan baskı yapmak ve insan haklarını ihlal etmesi nedeniyle dünyanın gözü önünde onu aşağılamak istedi. İnsan hakları düşkünü olduğu için değil, insan haklarını sadece Çin’e karşı bir baskı kartı olarak kullanmak istediği için. Ama görünüşe göre başaralı olamadı. Çinliler saldırıya maruz kaldıkları yerden Amerika’ya yanıt verdiler. Çünkü Amerika hem içeride hem dışarıda insan haklarını ihlal etmektedir. Çin gibi bir diğer sanık da ABD’dir. Kaldı ki Amerika, diğer ülkelere tahakküm etmekte, hegemonyasını dayatmak, şantaj yapmak ve zenginliklerini yağmalamak için çalışmaktadır.

4- Biden başkanlığındaki yeni yönetim, müttefikler ve başka güçler devşirerek Trump yönetimi tarafından başlatılan ticaret savaşının şimdilik devam edeceğini belirtti. Yeni ABD yönetimi, Çin’e yaptırım taraftarı olan Blinken’i, Dışişleri Bakanı olarak seçti. Blinken, Senato Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki onay oturumunda, Çinin Washingtona karşı, herhangi bir ulusa göre, en büyük zorluk olduğuna hiç şüphe yok. Ama karmaşık bir zorluk. Çine zayıflık değil güçlü bir konumdan yaklaşmalıyız. Müttefiklerle ve uluslararası kurumlarla iş birliği bu gücün bir parçası. Trumpın Çine karşı sert bir yaklaşım izleme politikasında haklı olduğunu söyleyebilirim. Birçok alanda izlediği yöntemle pek aynı fikirde değilim. Ama temel prensip açısından doğruydu. Bunun dış politikamız için gerçekten faydalı olduğunu düşünüyorum...ifadelerini kullandı.[20.01. 2021 Anadolu Ajansı] Diğer bir deyişle Amerika’nın Çin politikası esasında aynıdır, sadece izlenen yöntemler yönetimden yönetime farklıdır. Çevreleme politikası sona erdi, bölgedeki ve yurtdışındaki genişlemesini sınırlandırmak için Çin’le yüzleşme politikası başladı.

5- Amerika, Çin genişlemesine yönelik endişesini açıkça dile getirdi. Başkan Biden, Beyaz Saray’daki toplantıda, “Eğer harekete geçmezsek onlar (Çin) bizi geçecek. Hızlanmak zorundayız. Pekin pek çok alanda birçok büyük proje yürütüyor... Çin, elektrikli araç teknolojisinde hızlı ilerleme kaydediyor.dedi. Biden, “10 Şubat 2021 Çarşamba günü, Çin mevkidaşı Şi Jinping ile insan hakları, ticaret ve güvenlik de dâhil olmak üzere birçok konuda telefonda 2 saat görüştüğünü söyledi.” Beyaz Saray Basın Sözcüsü Jen Psaki, düzenlenen basın toplantısında, Bence Başkan, Çin ile rekabet halinde olduğumuzu söylüyor. Zorluğun ne kadar derin olduğu konusu net.dedi. [12.02.2021 Wall Street Journal] Biden, ülkesinin endişelerini yineledi. Biden, “Çin’den gelen güçlü bir rekabet var. Çin lider ülke konumuna gelmek istiyor, benim gözetiminde bu yaşanmayacak. ABD ve müttefikleri Tayvan, Güney Çin Denizi ve diğer konularda Çin’i sorumlu tutacak” dedi. [25.03.2021 El Cezire] Mart ayının başında Biden yönetimi, “Geçici Ulusal Güvenlik Strateji Rehberi”belgesi yayınladı. Belgede, küresel zorluklarla yüzleşmek için yeni yönetimin, ulusal güvenlik kurumlarına yönelik talimatları yer alıyor. 20 sayfalık belgede, Çin’den 15 kez, Rusya’dan ise sadece 5 kez bahsedildi!

6- Amerika, Çin’in, henüz Güney Çin Denizi ve bölgesine hâkimiyetini dayatamadığına, bunun için çırpındığına inanıyor. Bu yüzden Çin’i bu hegemonyadan caydırmak, onu, bölge ülkeleriyle bu hegemonya ile oyalamak istiyor. Her taraftan kuşatılmış bölgesel büyük bir güç olarak kalması için uğraşıyor. Güney Çin Denizi’nde Amerika’nın, Endonezya, Malezya, Filipinler, Vietnam da dâhil olmak üzere Çin’e karşı kışkırtmaya çalıştığı birçok ülke var. Avustralya da Pasifik Okyanusu’nda bu denize yakın bir konumda yer alıyor. Çin’le mücadelede ABD ile koordinasyon halinde. Doğu Çin Denizi’nde Japonya, Tayvan ve Güney Kore yer alıyor. Bu ülkeler, Amerikan müttefiklerindendir. Amerika, Tayvan ile gönüllü olarak birleşmek koşuluyla birleşik Çin’i tanıdı. Trump döneminde Amerika, bu tanımadan geri adım atmıştı. Çin de Tayvan’ı işgal etmekle tehdit etmiş, Trump da geri adım atarak birleşik Çin’i tanımıştı. Birleşik Çin, karşılıklı anlayış, aşama aşama, ekonomik ve politik yakınlaşma ile gerçekleşmesi koşuluyla Amerika’nın 1979’da Çin ile imzaladığı bir anlaşmadır. Ama Amerika, bu anlaşmanın karşısına engeller koyuyor. Tayvan’ı silahlandırmaya, siyasi ve ekonomik olarak desteklemeye çalışıyor. ABD Hint-Pasifik Kuvvetleri Komutanı Oramiral Philip Davidson, 10 Mart 2021’de Kongre’de verdiği ifadede, Pekin’in 6 yıl içinde Tayvan’ı işgal edebileceğini iddia etti. ABD’nin yerini ve kurallara dayalı uluslararası düzendeki liderlik rolümüzün yerini alma hırslarını hızlandırdıklarından endişeleniyorum. Uzun zamandır bunu 2050 yılına kadar yapmak istediklerini söylüyorlardı. Bu hedefi öne çektikleri konusunda endişeliyim.dedi. [11.03.2021 El Cezire] Amerika, kendisinin bizatihi tanımasıyla bir parçası olarak kabul ettiği Tayvan’ı Çin’in ilhak etmesinden korkuyor. Ama bazı savsaklamalar söz konusu. Çin, bu savsaklamalardan ve Amerika’nın bu birliğin gerçekleşmesini engelleme oyunlarından sıkılmış gibi görünüyor ve birliği istemediğini düşünüyor. Bu yüzden Çin’den Tayvan’a yönelik ciddi bir tehdidin olduğu görülüyor. Ancak öyle görünüyor ki Amerika ile ve belki de diğer birçok ülke ile ticari ilişkilerini zedelemek istemiyor. Zira bu adımı atması durumunda Amerika, dünya ülkelerini kışkırtabilir...

7- Rusya’nın durumu biraz Çin’den farklı. Çünkü Orta Asya ve Kafkasya bölgeleri, Doğu Avrupa’nın bir bölümü ve hatta Ukrayna Rusya’nın kontrolü altında. Bu bölgeler, Sovyetler Birliği döneminden beri eski nüfuz alanlarıdır. Amerika, yerleşmek ve nüfuzunu genişletmek için bölgesinde Rusya ile rekabet ediyor, çarpışıyor. Bölgesine sızabildi, bazılarında nüfuzunu genişletmeye çalıştı, ancak henüz yerleşemedi. Aynı zamanda siyasi, ekonomik, medya ve psikolojik alanlarda Rusya üzerindeki baskısını sürdürüyor. Bu nedenle ABD Başkanı Biden, Rus muhalif siyasetçi Aleksey Navalny’nin zehirlenmesi sorusuna cevabında, Rusya Devlet Başkanı Putin’i “katil” olarak nitelendirdi. “Kremlin iddiaların asılsız olduğunda ısrar etse de Biden, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in 2020 ABD başkanlık seçimlerini Donald Trump lehine çevirme girişiminin sonuçlarına katlanacağını söyledi. Biden, ocak ayı sonunda yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında Putin’e söz konusu iddiaların kanıtlanması durumunda buna karşılık verilebileceği konusunda uyardığını kaydetti. Biden, ABC kanalında kendisine yöneltilen Putin’e nasıl bir bedel ödetileceği sorusuna ise “Yakında göreceksiniz”yanıtını verdi. [17.03.2021 ABC] Bu, Rusya’ya daha fazla yaptırım uygulanacağını gösteriyor. İlginç olan, Putin’in yanıtının çok cılız, hatta uysal ve çelişkili olmasıdır. ABD Başkanı Biden’ın kendisine yönelik katil suçlamasına yanıt veren Putin, Moskova, Washington ile bağlarını koparmayacak, aksine ABD ile kendi çıkarına göre çalışacakdeğerlendirmesinde bulundu. [13.03.20121 Rus TV] Bu, Rusya’nın ne kadar zayıf olduğunu, yaptırımlardan, baskılardan, Ukrayna, Kırım ve Avrupa’daki ABD hamlelerinden duyduğu endişeyi gösteriyor. Rusya Federasyonu Devlet Duması Başkanı Vyacheslav Volodin, ABD Başkanı Biden’ın, Rus mevkidaşı Vladimir Putin’le ilgili sözlerini kınayarak, “Ruslara hakaret”ifadesinin kullandı. Volodin Telegram hesabından yaptığı paylaşımda,”Biden bu sözleriyle ülkemizin vatandaşlarına hakaret etmiş oldu. Bu, çaresizlikten kaynaklanan bir histeri (kafa karışıklığı ve sinir bozukluğu). Putin, devlet başkanımız, ona yapılan saldırı ülkemize yapılan saldırıdırdedi. [17.03.2021 Russia Today] Rusya’nın tek yaptığı şey, istişarelerde bulunmak üzere Washington büyükelçisini Moskova’ya çağırmak oldu. Fazlası değil! Rusya Devlet Başkanı Putin, Biden’a canlı yayında görüşme davetinde bulundu. Ancak Amerika, daveti reddederek bir kez daha Putin’e hakaret etti. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Putin’in 19 veya 22 Mart’ta Biden’la video konferans yoluyla canlı olarak ikili ilişkilerdeki sorunları ve stratejik istikrar konusunu görüşme teklifini ABD’nin desteklemediği belirtildi. Açıklamada, “Washington yüzünden Rusya-ABD ilişkilerinde girilen çıkmazdan kurtulmaya yönelik bir fırsat daha kaçırılmış oldu. Bunun sorumlusu tamamen ABD’dir”ifadeleri yer aldı.[22.03.2021 TASS]

8- Bu yüzden Amerika, Suriye’de Rusya ile birlikte yürüttüğü politikadan vazgeçmesini Türkiye’den istiyor. Türkiye’nin Suriye’de çalışmasına izin veren ve hatta baskı yaparak Rusya’nın yanında seferber eden ABD bugün bu politikadan vazgeçmesini istiyor. Dışişleri Bakanı Blinken, 23 Mart 2021’de Brüksel’de Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Türkiye ile görüş ayrılıklarımızın olduğu bir sır değil. Türkiyenin, NATOda demirli kalmaya devam etmesinin bizim önemli menfaatimiz olduğu inancındayım. Türkiyenin uzun bir geçmişe sahip, değerli bir müttefik olduğu da bir sır değil.dedi. [23.03.2021 Reuters] NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO ülkelerine yaptığı hizmetlerden ve Avrupa’yı savunmasından ötürü Türkiye’yi övdü. Stoltenberg, “Güneydoğuda ise Suriye ve Irak ile sınırı bulunan ve yine AB üyesi olmayan Türkiye’nin NATO savunmasında çok önemli rol oynadığını”söyledi. [06.03. 2021 Anadolu Ajansı] Erdoğan memnuniyetini dile getirdi. Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye, bir NATO müttefiki olarak tüm sorumluluklarını yerine getirmeye, küresel barış ve güvenliğe hizmet etmeye devam edecektir.ifadelerini kullandı. Türkiye, Rus S-400 füze savunma sisteminden vazgeçmek için baskı yapan Amerika’ya yanıt vermeye hazır. Başlangıçta ABD, Rusya’yı Suriye’de kalmaya teşvik etmek ve Suriye rejiminin hayatta kalmasını sağlamak için Türkiye’nin S-400 satın alımına izin vermişti. Şimdi Suriye’de Rus rolüne ihtiyacı kalmamaya başlıyor. Bu, Trump döneminde Türkiye’ye baskı yapmak için izlediği politikanın bir uzantısıdır. Biden başkanlığındaki ABD yönetimi, 5 Şubat 2021’de yaptığı açıklamada, “Türkiye’den S-400’lerden vazgeçmesini istediğini”söyledi. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Kirby düzenlediği basın toplantısında Pozisyonumuz değişmedi. Türkiye’ye S-400 sistemlerinden vazgeçmesi çağrısında bulunuyoruz.diye konuştu. Türkiye ise S-400 sistemlerinden vazgeçebileceğini gösterdi. Yunanistan modeli gibi füzelerin kullanılmadan depoya konulmasını önerdi. Savunma Bakanı Hulusi Akar, küçük bir grup köşe yazarlarıyla mülakatında, Türkiye, konuyla ilgili gerginliği hafifletmek için Amerika ile olası bir anlaşmanın bir parçası olarak Rusya’dan satın aldığı S-400 sistemlerini kullanmamaya hazır. Giritteki S-300lerde nasıl bir model kullanılıyorsa, bunu müzakereye açığızdiye konuştu. [09.02.2021 Hürriyet] Kıbrıs, 1999 yılında Rusya’dan S-300 satın almış ama Türkiye’nin itirazı üzerine Yunanistan ile varılan anlaşma uyarınca Girit adasında bir depoya kaldırılmıştı. Yunanistan’ın malı olmuş, o tarihten bu yana Yunanistan, sadece 2013 yılındaki askeri tatbikat sırasında kullanmıştı.

9- Amerika, Çin’e karşı planladığı gibi, Rusya’ya karşı da siyasi, ekonomik, medya ve psikolojik saldırı planlamış gibi görünüyor. ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Senato önündeki ifadesinde, Rusya gündemin en üst sıralarında yer alıyor.dedi. Blinken, Bir dizi zorluk hakkında konuştuk. Rusya’nın bir dizi cephedeki zorlukları da aciliyetlerden biridir.ifadelerini kullandı. [20.01.2021 Anadolu Ajansı] Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki düzenlediği basın toplantısında, Ulusal İstihbarat Dairesinin raporunun Rusyanın 2020 seçimlerine müdahale etme çabasıyla ilgili iddiaları destekler nitelikte olmasının ardından Rusyadan hesap sorulacağınıbelirtti. Sözcü, “Demokrat Joe Biden yönetiminin Rusya’ya yönelik yaklaşımının eski Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump yönetiminden daha farklı olacağını bildirdi ve Rusların kesinlikle eylemlerinin sorumluluğuna katlanacaklarını söyledi. [17.03.2021 Reuters] Bu, Rusya’ya karşı psikolojik savaşın bir parçası. ABD ve ajanlarına karşı devrime kalkışan Müslüman Suriye halkına karşı Rusya’yı kullandıktan sonra bir dizi konuda şantaj yapmak, özellikle Çin’e karşı kullanmak istiyor. Bu yüzden Beyaz Saray Sözcüsü Karina Jean-Pierre gazetecilere yaptığı açıklamada, “ABD Başkanı Joe Biden, zamanı geldiğinde Başkan Putin ile görüşecek. Biden geri adım atmayacak. Rusya’yla ilişkilerde çok açık ve net olacak.ifadelerini kullandı. [19.03.2021 Reuters] Amerika, müzakere için diplomatik temaslarda bulunduğu bir zamanda gücün merkezinde olduğunu göstermek için saldırı taktiğini kullanıyor. Başkalarının zayıf bir pozisyonda müzakere etmesini, istediğini dayatmak ya da çıkarlarını elde etmek için dayatabileceği kadar dayatmak istiyor. Bu, Trump’ın kullandığı bir üsluptur, ama kaba bir şekilde. Tehditler savurup gözdağı veriyor, aynı zamanda da Amerika’nın iradesini ve taleplerini diğer taraflara dayatmak için diplomatik temaslar yürütüyordu, tıpkı Kuzey Kore ve Çin ile yaptığı gibi. Bu arada Biden, yönetimi zayıf değil, güçlü olduğuna dair içerideki konumunu güçlendirmek istiyor.

10- Aralarındaki yakınlaşmayı yok etmek için Rusya ile Çin arasında ayrılık çıkarmaya çalışmak, Amerika’nın politikasıdır. Bu yüzden Rusya’ya yakınlaşıyor ve onu Çin’i karşı kışkırtıyordu. Görünüşe göre bu politikayı sürdürecek ama Rusya’yı küçük düşürdükten sonra. Bu nedenle Amerika, Rusya’ya karşı saldırı politikası benimsedi. Böylece Rusya’ya baskı yapıyor, Çin’e karşı birlikte hareket etmek için zorluyor. Bilindiği gibi Rusya, Amerika ile yakınlaşmayı ve uluslararası ilişkilerin yönetiminde ABD’ye ortak olmayı arzuluyor. Ama Amerika, buna razı gelmiyor, aksine politikasına boyun eğmesini istiyor. Çin’e karşı ve Suriye’de olduğu gibi başka konularda da onu kullanmak istiyor. Ona, dünyanın veya bir bölgenin işlerini paylaştığı büyük bir devlet gibi davranmak istemiyor. Bunun içindir ki Suriye işlerindeki rütbesini yörüngesindeki Türkiye seviyesine düşürdü. Amerika hala kibirli, küstahlık ve kibir hâkim. ABD’nin küresel seviyesinin düştüğü malum, içeride yıpranmış ve aşınmış durumda ve çizgi yukarı değil aşağı yönde ilerliyor.

11- Rusya, Amerika’ya karşı konumunu güçlendirmek için Çin ile güçlenmeye çalışıyor ve belki de Amerika’nın kendisini Çin’e karşı kullanmak istediğinin farkında. Şimdiye kadar tuzağa düşmedi. Bakanlığın basın dairesinden yapılan açıklamada, “Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 22-23 Mart’ta Çin’e çalışma ziyareti düzenleyeceği ve Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile görüşeceği belirtildi. Açıklamaya göre bakanlar, Rusya-Çin stratejik etkileşiminin mevcut durumunu ve geleceğe dönük olasılıklarını, en yüksek ve üst düzeydeki temasların organizasyon konularını ele alacak. Çoğu küresel sorunun çözümünde iki ülkenin pozisyonu birbirine yakın veya aynıdır. Dış politikadaki icraatlarının yakın koordinasyonunu sürdürmeye kararlılar...” [22.03.2021 Novosti] Dışişleri Bakanı Lavrov’un ziyareti sırasında Rus Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Rusya ve Çin, aralarındaki iyi komşuluk, dostluk ve iş birliği anlaşmasını beş yıl daha yeniledi.Çin Dışişleri Bakanı ise yaptığı açıklamada, Son yirmi yılda bu ikili anlaşma, Rus-Çin ilişkilerinin sürdürülebilir gelişimi için sağlam bir yasal temel oluşturdu ve ikili ilişkilerin gelişmesine katkıda bulundu.diye konuştu. [23.03.2021 Novosti] Ancak bu, aralarında bir ittifak kurulması ve Amerika ile yüzleşmek için aralarında uluslararası bir ortak eylem yapılması seviyesine varmadı.

Bu anlaşma yirmi yıllık bir anlaşmadır ve Amerika’ya karşı ciddi bir ortak eylem doğurmamıştır. Her bir ülke, kendini savunmak, Amerika ile karşılıklı anlayışa varmak ve yakınlaşmaya çabalamak için kendine göre bir çalışma yürütüyordu. Görünüşe göre Rusya, Çin ile yakınlaşmak ve ona bağımlı hale gelmek istemiyor. Bu, ona uluslararası statüsünü kaybettirir. Çünkü Amerika’nın yanında ikinci büyük ülke olmak istiyor. Amerika ile yüz yüze gelmek istemiyor, aksine ortağı olmak istiyor. Ukrayna, Kırım, Orta Asya ve Kafkasya’daki sorunları gündeme getirmesin diye Amerika ile daha fazla gerilim ve tırmanma istemiyor...

12- Amerika, tarafına yeni müttefikler topluyor. Rusya ve Çin’e karşı cephe aldığını açıklıyor, aynı zamanda müttefikler üzerindeki hegemonyasını yenilemek istiyor. ABD Dışişleri Bakanı Blinken, NATO Karargâhı’na yaptığı ziyaret sırasında NATO Sekreteri Stoltenberg ile görüşmesi sonrasında yaptığı açıklamada, Bugün buraya ABD’nin ittifaka sarsılmaz desteğini bildirmek için geldim. ABD, başta NATO müttefikleri olmak üzere ortaklıkları yeniden inşa etmek istiyor. Geçmişte olduğu gibi bugünün tehditlerine de güçlü ve etkili olduğu için ittifakı yeniden canlandırmak istiyoruz. NATO, dünyanın çeşitli yerlerinde tehditler karşısında çok önemli bir noktada duruyor. Amerika halen Afganistan’daki seçeneklerini gözden geçiriyor ve bu konuda müttefikleriyle istişarelerde bulunacak.dedi. [23.03.2021 France 24, Reuters] Amerika, bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Hem NATO müttefikleri üzerindeki hâkimiyetini yeniliyor hem de Rusya ve Çin’e karşı cephe aldığını ilan ediyor. Rus gazını Almanya ve Avrupa’ya taşıyan ve Baltık Denizi’nin altından geçen “Nord Stream-2”projesinden vazgeçmesi için Almanya’ya baskı yapıyor. Geçen yılın sonunda Aralık 2020’de Amerika, projeye katılan şirketlere yaptırımlar uyguladı, hodbin ve hodkâm den bir şekilde boru döşemelerini durdurmalarını istedi. Projeyi finanse eden Alman fonuna yaptırım uygulamak istiyor. Almanya Bakanlar Kurulu’ndan yapılan açıklamada, “Alman ve Avrupalı şirketlere karşı uygulanan tek taraflı dış yaptırımların arka planına karşı Alman hükümeti, herhangi bir yaptırımın fona karşı da yönlendirilmeyeceğini ekarte edemez... Berlin, ABD’nin Nord Stream-2 doğal gaz boru hattı yaptırımlarını reddediyor ve Avrupa egemenliğinin ihlali olarak kabul ediyor.”ifadeleri yer aldı. [01.03.2021 Sputnik] ABD Dışişleri Sözcüsü Ned Price tarafından yapılan yazılı açıklamada, “NATO dışişleri bakanlarının Brüksel’deki toplantısı sonrası Dışişleri Bakanı Blinken ile Alman mevkidaşı Heiko Maas arasındaki görüşmede ikili ve bölgesel konuların ele alındığı bildirildi. Açıklamada, “Bakan Blinken, Rusya’nın ortak güvenliğimize zarar verme çabalarına karşı ABD’nin müttefiklerimizle birlikte çalışmaya kararlı olduğunu ve aynı şekilde Kuzey Akım 2 boru hattına da karşı olduğunu vurgulamıştır” ifadesi kullanıldı. [24.03.2021 DPA] Bu, Amerika’nın Trump döneminde izlediği ve Biden döneminde de izlemeye devam ettiği bir politikadır. Amerika, Rusya’ya ekonomik olarak darbe indirmek istiyor, Avrupa ile ilişkilerde gerginlik yaratıyor ve Almanya’yı yüksek maliyetli, düşük kaliteli Amerikan gazını almaya zorluyor.

13- Son olarak, bunlar, kendilerini dünyanın en büyüğü olarak gören ülkelerdir. Dünyayı tiranlıkları ile çepeçevre kuşatıyorlar, dünya ülkelerine ve halklarına kötülük tuzakları kuruyorlar. Kaviyy ve Cebbar olan Allah şöyle buyurdu:

أَفَأَمِنَ الَّذِينَ مَكَرُوا السَّيِّئَاتِ أَنْ يَخْسِفَ اللَّهُ بِهِمُ الْأَرْضَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ * أَوْ يَأْخُذَهُمْ فِي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِزِينَ  Kötü işler düzenleyenler Allah’ın kendilerini yere batırmasından yahut fark etmedikleri bir yerden onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Yahut onlar dönüp dolaşırken Allahın kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Onlar, Allahı âciz bırakacak değillerdir.[Nahl 45-46]

H.17 Şaban 1442
M.30 Mart 2021
Devamını oku...

Myanmar’daki Askeri Darbenin Yansımaları

Soru Cevap

Myanmar’daki Askeri Darbenin Yansımaları

Soru:

Birleşmiş Milletler (BM) Myanmar Özel Temsilcisi Christine Schraner Burgener, Çarşamba günü video konferans yoluyla yaptığı açıklamada, Bugün, 1 Şubat’taki darbeden beri en kanlı gün. Sadece bugün 38 kişi öldü.dedi. Askeri yönetimi protesto eden protestoculara Myanmar güvenlik güçleri tarafından ateş açıldı... [03.03.2020 El Cezire] Myanmar / Burma’da ordu, yeni parlamentonun ilk oturumunu yapacağı gün 01 Şubat 2021’de askeri darbe gerçekleştirdi. Devlet Başkanı, Başbakan, birkaç bakan ve politikacı tutuklandı... Amerika, darbeye sert bir tepki verdi ve orduyu iktidarı derhal sivillere devretmeye çağırdı. Bu darbenin arkasında ne var? Amerika, neden bu kadar öfkeli bir tepki verdi? Ve bu darbenin, Myanmar’daki ezilen Müslümanlar üzerindeki etkileri nelerdir?

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

1- Ulusal seçimlerden bir haftadan kısa bir süre önce ordu ile hükümet arasında sözlü tartışma yaşandı. Özel bir medya kuruluşu “The People” ile yaptığı röportajda, Genelkurmay Başkanı Min Aung Hlaing, Birlik Seçim Komisyonu’nun (UEC) güvenilirliğini ve tarafsızlığını sorguladı. Oylama öncesi yasa ve prosedürlerin yaygın ihlalleri suçlamasını yöneltti. Buna karşılık, hükümet sözcüsü Genelkurmay Başkanının açıklamalarını eleştirerek, asılsız suçlamalar olarak niteledi. Açıklamaların, anayasanın “Asker ve polis de dâhil olmak üzere sivil memurlar partisel politikadan uzak durmalıdır maddesini ihlal ettiği uyarısında bulundu. Ulusal Demokrasi Birliği bu seçimleri yeniden kazanırsa, ordu, eli kolu bağlı kalmayacakaçıklaması yapan orduyu alenen eleştirdi...” (11.01.2021 hadfnews.ps) Buradan, Ulusal Demokrasi Birliği seçimleri kazandığı takdirde ordunun darbeye hazırlandığı açık ve net olarak anlaşılabilir...

2- Aung San Suu Kyi’nin Ulusal Demokrasi Birliği Partisi, Kasım 2020’de yapılan ulusal seçimleri, yüzde 83’lük gibi ezici bir çoğunlukla ikinci kez kazandı. Yani 2015’deki zafer yüzdesinden daha fazladır, o zaman yaklaşık yüzde 75 idi. Ordunun kurduğu Birlik İçin Dayanışma ve Kalkınma Partisi, toplam 476 sandalyeden sadece 33’ünü kazandı... Ardından ordu, eli kolu bağlı kalmayacağı tehditlerini hayata geçirmeye başladı, 2008 yılında anayasaya ilave ettiği ve önceki Suu Kyi hükümetinin de onayladığı maddelerden yararlandı. Anayasa, parlamentodaki sandalyelerin yüzde 25’inin orduya tahsis edilmesini, Savunma, İçişleri ve Sınır Bakanlıklarının doğrudan orduya bağlanmasını, müdahaleyi gerekli gördüğü durumlarda müdahale hakkına sahip olduğunu öngörüyor. Ordu, bundan yararlanarak, yeni parlamentonun açılış tarihine saatler kala, parlamentonun toplanması ve son seçim sonuçlarının anayasal olarak onaylanması öncesinde darbe gerçekleştirdi... Ardından darbe karşıtı protestolar patlak verdi ve 03 Mart 2021 Çarşamba günü gerçekleşen protestolar, şu ana kadar en şiddetlisiydi. “Birleşmiş Milletler (BM) Myanmar Özel Temsilcisi Christine Schraner Burgener, Çarşamba günü video konferans yoluyla yaptığı açıklamada, Bugün, 1 Şubat’taki darbeden beri en kanlı gün. Sadece bugün 38 kişi öldü.dedi. Askeri yönetimi protesto eden protestoculara Myanmar güvenlik güçleri tarafından ateş açıldı... (03.03.2020 El Cezire) Ancak protestoların ateşi, azalsa da sönmedi.

3- Darbenin lideri Genelkurmay Başkanı General Min Aung Hlaing ile Myanmar “Burma” ordusundaki diğer üç komutan, “ciddi insan hakları ihlallerine karıştıkları gerekçesiyle” Aralık 2019’dan bu yana ABD yaptırımlarına maruz kalıyor. Bu general, geleceği ve kaderi konusunda korkuya kapıldı, zira emekli olduğunda, artık kendini koruyacak bir gücü olmayacaktı. 2016’da Genelkurmay Başkanlığından vazgeçmesi öngörülüyordu, ancak görev süresini uzattı ve 2021 yazında emekli olacağına söz verdi. Öyle görünüyor ki emekliliğinden sonra İngiliz ajanı olarak siyasi rol oynama ihtirası var. İsmini ülkenin Devlet Başkanı adayı olarak önerenler bile oldu. Ordu, Askeri Konsey toplantısı sonrası 01 Şubat 2021’de resmi yayın organından yaptığı açıklamada, “Genelkurmay Başkanı General Min Aung Hlaing, gerçek çoğulcu demokrasi sistemini adil bir şekilde uygulama sözü verdi. ifadelerini kullanarak, üstü kapalı bir şekilde bunu ima etti. Bu açıklama, onun ülkenin Devlet Başkanlığı için pazarlanması türündendir...

4- Böylece ordu, 1962’den bu yana yönetim üzerindeki hâkimiyetini tehdit eden seçim sonuçlarını tanımadı ve başkanı, San Suu Kyi tarafından atanan Seçim Komisyonunu işbirlikçilikle suçladı. 10 milyon hileli oyun kullanıldığını söyledi. Suu Kyi’nin, bu suçlamaları görmezden gelmesi ve yeni parlamentonun ilk oturumunun düzenlenmesine karar vermesi üzerine Genelkurmay Başkanı, olağanüstü hal ilan edilmesine ve iktidara el koyulmasına izin veren anayasadaki bir maddeye başvurabileceği tehdidinde bulundu. Ordu komutanlarının ertelenmesini talep ettiği, ancak Suu Kyi ve parti liderlerinin, geçen Kasım ayında yapılan ve Suu Kyi partisinin ezici çoğunlukla kazandığı seçimlerden sonra ertelenmesi taraftarı olmadıkları yeni parlamentonun ilk oturumuna saatler kala ordu, ertelenmemesini istismar ederek, yönetime el koydu ve olağanüstü hal ilan etti. Başbakan Aung San Suu Kyi ve Devlet Başkanı Win Myint’i tutuklayıp, ev hapsine aldı, ülkenin ithalat ve ihracat yasalarını ihlal etmekle suçladı.

5- Mesele, seçimlere hilenin karıştığı ya da karışmadığı meselesi değildir, çünkü iki taraf da, partisini desteklemek için seçimleri manipüle etmekten çekinmeyecektir. Aksine mesele, bir yanda Amerika ve Suu Kyi, diğer yanda İngiltere ve genelkurmay başkanı arasında siyasi çatışma yaşanmasıdır. Amerika, Suu Kyi’yi destekliyor ve Myanmar’ın “Burma”, Çin’i kuşatma noktası olmasını istiyor... İngiltere’ye gelince, Hint Yarımadası etki alanı olduğundan bu yana Burma ordusunu kuran İngiltere, Myanmar’ı etki alanına kattı. Ordu doğrudan veya dolaylı olarak Myanmar’ı yönetmeye devam etti. Amerika, Suu Kyi’nin partisini destekleyene kadar bu böyle devam etti. Suu Kyi’nin partisi, 2015 seçimlerinde büyük bir zafer elde etti ve iktidarı devraldı. Ancak 2008 anayasasının orduya verdiği yetkilere göre neredeyse tüm hareketleri ordunun gözetimi altındaydı. 2020 seçimlerini yüzde 83’lük gibi bir oranla yeniden kazanınca, İngiltere, Amerikan etkisinin yerleşmesinden korktu, bu yüzden orduyu darbe için harekete geçirdi, ordu da darbe yaptı. Diğer bir deyişle Myanmar, Amerika ile İngiltere arasında siyasi çatışmaya sahne oldu. Seçimler, görünüşte çatışma için sadece bir girizgâh. Bu durum yani çatışma, basiret sahipleri için önceden bilinen bir şeydi... 26 Haziran 2012 tarihli soru cevapta şöyle geçmektedir: Doğrudan askeri giyimli generallerin hâkim olmasının yanı sıra şu anda da sivil giyimli emekli generallerin hâkim olduğu Burma rejimi, hala İngiliz yanlısıdır. Dolayısıyla İngilizler, gerek açık gerek gizli gerek doğrudan gerekse de dolaylı olarak Hindistan’daki ajanları yoluyla onu desteklemektedir. Ayrıca İngilizler, sadece bugünlerde değil, bilakis bu ülkedeki İslami yönetimin sona ermesinden bu yana Müslümanların öldürülmesinde ve onlara işkence edilmesinde Budistleri desteklemiştir... Amerika’ya gelince; 1991 yılında Nobel barış ödülünü kazanmasının yanı sıra babası ise İngilizlere karşı çıkan ve 1947 yılında ölen Aung Sang olan Tzu Chi Ong liderliğindeki Ulusal Demokratik Partisi’ni desteklemektedir... Hakeza Amerika, Burma’daki siyasi durumdan hoşnut değildir...

6- Bundan dolayı ABD, güçlü bir tepki verdi. Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki yaptığı açıklamada, “ABD’nin Myanmar’daki seçim sonuçlarını değiştirmeye veya ülkenin demokratik geçiş sürecini engellemeye yönelik tüm girişimlere karşı olduğunu aktararak, “Bu adımlar geri atılmazsa ABD, sorumlulara karşı adım atacak.” uyarısında bulundu...” [01.02.2021 BBC, France Press] ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken de, Myanmar ordusuna, “tüm hükümet yetkililerini ve sivil toplum liderlerini serbest bırakma ve 8 Kasım’da gerçekleşen demokratik seçimlerdeki halk iradesine saygı gösterme” çağrısı yaptı...” [01.02.2021 BBC] Eski Başkan Barack Obama döneminde Doğu Asya’dan sorumlu en üst düzey diplomat olarak görev yapan ve Aung San Suu Kyi (Su Chi) ile yakın ilişkiler kuran Daniel Russell, ordunun iktidarı ele geçirmesini bölgedeki demokrasiye ağır bir darbe olaraknitelendirdi... [09.07.2018 AFP] Reuters’in 02 Şubat 2021’de üst düzey bir ABD’li yetkiliden, Beyaz Saray’ın talebi üzerine ABD Genelkurmay Başkanı General Mark Milley’in, darbenin ardından Myanmar ordusu ile iletişim kurmaya çalıştığını, ancak başarılı olamadığını aktardı. Ajans, “Myanmar ordusunun Çin ile güçlü ilişkilere sahip olduğunu, ABD ordusu ile çok fazla etkileşime girmediğini” belirtti.” Böylece Suu Kyi’nin arkasında kesinlikle Amerika var. Amerika’nın Myanmar ilgisi, ilk etapta Çin’e olan yakınlığından kaynaklanıyor. Amerika, Çin’i her taraftan kuşatmak ve sadece Çin topraklarıyla sınırlı tutmak için bölgesinde genişlemesini önlemeyi arzuluyor. Amerika, İngiliz nüfuzunu, tüm bölgelerden özellikle Hint Yarımadası’ndan tasfiye etmek için çalıştığı gibi bu ülkeden de temizlemek istiyor.

7- Ancak İngiltere, siyasi hinliğiyle, Burma ordusu içindeki ajanlarının Çin’e dostluk göstermelerini, ordunun 1962’deki ilk darbesinden bu yana gerçekliklerini örtbas etmek için komünistlere yaklaşmalarını sağladı. Nitekim Rusya’ya da yaklaşıyorlar. Bu nedenle Çin ve Rusya, Amerika karşısında Burma rejimine destek verdi. Bu yüzden Suu Kyi hükümetine karşı darbe gerçekleştiğinde, İngiltere, Güvenlik Konseyi’ne darbenin kınanması ve iktidarın devredilmesi karar tasarısı sunarak tepkileri yumuşattı. Tasarının, ordu liderliğindeki rejime destek veren Çin’in vetosuyla karşılaşacağını biliyordu. İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward, İngiltere’nin karar tasarısını sunarken, yumuşak diplomatik bir tonda konuştu. Woodward,Mümkün olduğunca yapıcı bir tartışma yapılmasını ve bir dizi eylemin ele alınmasını isteyeceğiz... Halkın demokratik iradesine yeniden saygı duyulmasını istiyoruz...dedi.(02.02.2021 Arabi21) Gerçekten de, İngiltere 2 Şubat 2021’de Güvenlik Konseyi’ne karar tasarısını sunduğunda, Çin tasarıyı veto etti. Başından beri Çin, darbeciler yanlısı duruşunu açıkça dile getiriyordu. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Vang Venbin, Myanmar’da ordunun yönetime el koymasıyla ilgili yaptığı açıklamada, Çin, Myanmar’ın dost komşusudur. Tarafların farklılıklarını anayasal ve yasal çerçeve içinde çözmesini, siyasi ve toplumsal istikrarı korumasını umuyoruz. Myanmar’da olanları not ettik ve süreci daha çok anlamaya çalışıyoruz.diye konuştu.” (01.02.2021 Xinhua) Rusya da darbeyi kınamadı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Siyasi diyaloğun yeniden başlatılmasını ve ülkenin sürdürülebilir sosyo-ekonomik kalkınmasının geliştirilmesi için durumun mevcut yasalara uygun olarak barışçıl bir şekilde çözülmesini umuyoruz.açıklamasını yaptı.” (01.02.2012 Novosti) Böylece Çin ve Rusya, ordunun yanında yer alarak, İngiltere’nin hinliği ve sinsiliği başarılı oldu!

8- Myanmar’daki Müslümanlara gelince, 2017’de Müslümanlara yapılan zulmün ve yerlerinden edilmelerinin birincil sorumlusu darbenin lideridir. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, 1 Şubat 2021’de yaptığı açıklamada, Arakan’da 600 bin Rohingya var ve 120 bini kamplara hapsedilmiş durumda, özgürce hareket edemiyor, temel sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimleri son derece kısıtlı. Olayların, Rohingyaların durumunu daha da kötüleştirmesinden korkuyoruz.dedi. (01.02.2021 Reuters) Yöntemler farklı olsa bile tarafların, Müslümanlara zulüm yapılması konusunda ortak paydaya sahip olduklarını belirtmekte yarar var. Nitekim 26 Haziran 2012 tarihli soru cevapta bunu belirttik: Amerika ile İngiltere’nin Burma’daki siyasi çatışmasına rağmen ancak bu ikisi, içi boş açıklamaların dışında Batı’nın sözde herhangi bir insani duygusunu sarsmaksızın Müslümanlara işkence edilmesi noktasında Budistleri desteklemede anlaşmışlardır.Gerçekte olanlar bu. Ordu ve fanatik Budist halk, başta da kötü niyetli rahipleri, 2017 yılında Müslümanlara zulmettiklerinde, Amerika ve ajanı Nobel Barış(!)Ödülü sahibi Suu Kyi kılını dahi kıpırdatmadı. Ordunun, yüz binlerce Müslümana yapılan zulüm ve zorla yerinden edilmesi operasyonlarını savundular. Arakan bölgesinden yerinden edilen Rohingya Müslümanlarının sayısı, neredeyse 700 bine ulaştı. Mallarına ve arazilerine el koydular. Burma Genelkurmay Başkanı General Min Aung Hlaing, 16 Eylül 2017’de Facebook sayfasında Müslümanlara nefret dolu sözler kustu. İngiliz ve Avrupalıların desteğine güvenerek uluslararası tepkilerden korkmadan varoluşlarını, varlıklarını ve haklarını inkâr etti. Hlaing, sayfasında “Rohingya olarak tanınmayı talep ediyorlar. Bu grup, Myanmar’da asla etnik bir grup değildir.” diye yazdı. Bengalliler olarak kabul etti ve ekledi, Bengalliler sorunu ulusal bir sorundur. Bu sorun hakkında gerçeği açığa çıkarmak için birliğe ihtiyacımız var.Ordu da, “Kuzey Rakhine’deki operasyonların, geçtiğimiz 25 Ağustos’ta polis karakollarına saldıran Rohingya isyancılarını ortadan kaldırmayı amaçladığını” söyledi. (17.09.2017 BBC Radyo) BBC devamla şunları söyledi: “Genelkurmay Başkanı Hlaing, geçen yıl (2016) Kasım ayında Avrupa’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Genelkurmay Başkanları Konferansına davet edildikten sonra Avrupa’da memnuniyetle karşılandı. İtalya ya da Belçika’da herhangi bir protesto ile karşılaşmadı.” Burma’da aralarında çok büyük çekişme olan her iki kanadıyla da Batı, Müslümanların Myanmar’da yaşadıkları umursamıyor. Sömürgeciliği günlerinde diğer bölgelerde Müslümanları boğazladı, Bosna ve diğer ülkelerde boğazlanmalarına göz yumdu. Filistin’i gasp eden, halkının çoğunu katleden ve göç ettiren Yahudi varlığını destekledi. Gözleri ve kulakları önünde hala katliamına devam ediyor. Ancak siyasi motifler için gerektiğinde her iki taraf da Myanmar’daki Müslümanların mihnetini kullanıyor. Şuan ki darbe lideri de dâhil olmak üzere ABD’nin bazı ordu komutanlarına uyguladığı yaptırımlara gelince, İngiliz ajanları olmaları ve ABD etkisine karşı çıkmalarından ötürüdür, Müslümanlara zulmettikleri ve yerlerinden ettiklerinden ötürü değildir. Yoksa Başbakan Suu Kyi’ye de yaptırım uygulaması gerekiyordu, çünkü bu zulmü haklı görmüş, zulmün ya da ordu veya Budistlerin kınanmasını kabul etmemiş, buna rağmen yine de yaptırım listesine alınmamıştı...

9- Müslüman dünyasındaki rejimlere gelince, Müslümanların durumunu zerre kadar umursamıyorlar. Myanmar rejimine en ufak baskı bile uygulamadılar. Şu anda Myanmar’daki Müslümanları desteklemek için bu rejimlerin bir şey yapması beklenmiyor. Demokrasiye darbeyi kınayarak Amerika ve Batı akordunda şarkı söylüyorlar. Müslümanlar konusu akıllarına bile gelmiyor, çünkü Müslümanların kalkanı -İmam Halife – henüz hayatta değil!

الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.Eğer hayatta olmuş olsaydı, öldürülen ve ülkelerinden göç ettirilen binlerce kişi şöyle dursun, yetiş ya Mutasım diye haykıran bir Rohingya kadınının zulmüne bile sessiz kalmazdı! Bu nedenle en önemli görevlerden biri, yeryüzünün her köşesinde Müslümanların yardımına koşacak olan sistemi kurmak için ciddiyetle ve samimiyetle çalışmaktır. Yeryüzü, ümmeti Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem için dürülecektir. Bu sistem, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözüyle müjdelediği Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet sistemidir.

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.[Ahmed]

وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَن يَكُونَ قَرِيباً Ne zamanmış o?diyecekler. De ki: Yakın olsa gerek![İsra 51]

H.22 Recep 1442
M.06 Mart 2021
Devamını oku...

İranlı Nükleer Bilimci Muhsin Fahrizade Suikastı

Soru Cevap

İranlı Nükleer Bilimci Muhsin Fahrizade Suikastı

Soru:

6 Aralık 2020de France 24ün bildirdiğine göre Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Ali Fadavi basına yaptığı açıklamada, “Nükleer bilim insanı Muhsin Fahrizade’ye, uydudan kontrol edilen ve yapay zekâya sahip bir silah ile 13 el ateş edildiğini” söyledi. Öncesinde 2 Aralık 2020de İran Şura Meclisi’ndeki (Parlamento) yasama çalışmalarını denetleyen Anayasayı Koruma Konseyi, uranyum zenginleştirme oranının yüzde 20ye çıkartılmasını öngören ve nükleer bilim adamı Muhsin Fahrizade suikastı ışığında son günlerde kabul edilen yasa tasarısını onayladı. Yasa, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümeti ile dokuz maddelik yasayı kabul eden İran Meclisi arasında tartışmaya yol açtı! Ruhani, yasaya karşı çıktı ve zararlı” gördüklerini belirtti. Peki, nasıl anlaşmazlık yaşanabilir? Oysa İran’daki en popüler Müslüman nükleer bilimciler suikastının arkasındakilere misilleme yapmak için aynı fikirde olmak gerekmez mi? Özellikle de İran, suikastın arkasında Yahudi devletinin olduğunu açıklamışken. Yoksa bu anlaşmazlık, tıpkı İran rejiminin Kasım Süleymani sayfasını kapattığı gibi nükleer bilimcinin sayfasını kapatmak için mi?

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

Birincisi: 27 Kasım 2020’de Savunma Bakanlığı yetkilisi ve İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade, yeri ve uygulanış biçimiyle İran rejimine birden çok meydan okuma barındıran bir operasyonla suikasta uğradı. Bu, Ocak 2020’de Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastından daha az önemli olmayan yüksek profilli bir suikasttır. Raporlara göre Fahrizade, diplomatlar arasında “İran bombasının babası” olarak tanımlanıyordu.” [27.11.2020 BBC] Fahrizade, İran’ın nükleer ve füze programlarının merkezinde yer alan önemli bir figürdü. Öte yandan suikast, Kasım Süleymani suikastında olduğu gibi Irak’ta değil, İran’da daha doğrusu başkent Tahran yakınlarında gerçekleşti. Ayrıca patlayıcı yüklü bir kamyonet ve makineli silahlarla gerçekleşen suikastın şekli tüm standartlara göre İran’a büyük bir meydan okumadır. İranlı bilimciler suikastı, ardı arkası kesilmeyen bir silsiledir. İran, her zaman Yahudi varlığını suçladı. Uygun zaman ve yerde misilleme yapma tehdidinde bulundu. Her zamanki gibi hiçbir misillemede bulunmadı. Ancak bugün uluslararası konjonktür, özellikle ABD seçimlerinden kaynaklanan koşullar ve peşi sıra yaşanan gerginlik ve ABD iç bölünmesindeki artış, bu operasyona gölge düşürmektedir.

İkincisi: İran’ın hemen Yahudi varlığını suçladığı bu suikast operasyonu, Yahudi varlığının, İran’ın stratejik nükleer ve füze yeteneklerini zayıflatma çabası olarak değerlendirilebilir. Yahudi varlığı, olası misillemelerden kaçınmak için her zamanki gibi kendini gizleyebilir ve inkâr edebilirdi, ancak bu sefer böyle yapmadı. Bu operasyonun uygulayıcısı olduğuna dair net ifadelerle imada bulundu. Bu durum, Trump yönetiminden büyük bir yeşil ışık olmadan gerçekleşemez. Daha doğrusu Trump yönetimi, Yahudi varlığının gerçekleştirdiği bu suikast operasyonundan en azından memnundu! Bunun kanıtı şudur:

1- ABD Başkanı Donald Trump, Twitter hesabından suikast ile ilgili haberleri paylaştı. “Trump, Twitter’de Fahrizade suikastıyla ilgili New York Times gazetesinin bir haberini paylaştı. Trump ayrıca İsrailli gazeteci Yossi Melman’ın İran’ın gizli nükleer programının başındaki isimdi ve Mossad tarafından yıllardır aranıyordu. Onun ölümü, psikolojik ve mesleki açıdan İran için büyük bir darbedir.şeklindeki tweetlerini de paylaştı.” [27.11.2020 Russia Today] Misillemede bulunması için sanki İran’a meydan okuyor!

2- 28 Kasım 2020’de El Cezire sitesi, Yahudi varlığı Başbakanı Netanyahu’nun ülkesinin alışılmadık bir şekilde suikast operasyonundan sorumlu olduğunu ima ettiğini aktardı. “’İsrail’ Başbakanı Benjamin Netanyahu, bir video yayınladı. Videoda geçen hafta gerçekleştirdiği başarılarını alışılmadık şekilde sergiledi. Netanyahu’nun videoya, hepsini değil bazı başarılarını sergileyeceğini, çünkü hepsini sergilemenin imkânsız olduğunu söyleyerek başlaması dikkat çekici.” Yani Yahudi varlığı suikastı gizlemedi ve inkâr etmedi, aksine sorumluluğunu kabul eder gibi imada bulundu. Ayrıca dünyanın dört bir yanındaki elçiliklerde en yüksek düzeyde alarm durumu ilan etti.

3- ABD’nin 27 Kasım 2020’de yani suikast günü, uçak gemisi USS Nimitz’e, beraberindeki savaş gemileri ile birlikte Körfez bölgesine dönme emri verdiğini açıklaması bir tehdit ve gözdağıdır. ABD suikasttan hemen önce B-52H Stratofortress stratejik bombardıman uçaklarını Körfez bölgesine yolladı. Suikasttan sonra Trump, yıkıcı bir misilleme konusunda uyardı. Washington Post gazetesi, Başkan Donald Trump’ın Irak’ta herhangi bir Amerikalının öldürülmesi durumunda derhal ve ezici bir misilleme tehdidinde bulunduğunu ABD’li yetkililerden aktardı. Washington Post’un servis ettiği bu tehdit, Cuma günü Tahran yakınlarında İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade suikast ile çakışıyor. [28.11.2020 El Hurra]

Üçüncüsü: Bütün bunlar, Trump yönetimi ve beraberinde Yahudi varlığının İran’ın ABD’de iktidarın el değiştirme sürecinde etkili bir misillemede bulunmayacağının farkında oldukları anlamına geliyor. Özellikle İran, “seçilmiş” ABD Başkanı Biden’ın yenilik getireceğini umuyor! Oysa Trump ve Biden’ın sadece araç ve yöntemlerde farklılık arz ettikleri biliniyor, her ikisine göre de Amerikan çıkarı, ajan ve yörüngesinde dönen yandaşların üstündedir. Bunu irdeleyenler açıkça görürler. Böylece İran, misilleme çevresinde dönüyor, dolaşıyor. Kamuoyunun zihnini kitlelerin talep ettiği askeri misillemeden başka konulara yönlendirmek için diğer konulara odaklanıyor:

1- İran yaptığı açıklamada, nükleer ve füze programındaki en önemli bilim insanı ve yetkiliye karşı düzenlenen suikastı, tasarlayanın kim olduğunu (Yahudi varlığı) bilmesine rağmen bunu İran’ı “kaosa” sürükleme tuzağı olarak değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Ruhani yaptığı açıklamada, suikastı planlayıcı ve arkasındaki Trump yönetiminin, kaos çıkarmayı hedeflediğini, ancak tuzaklarına düşmeyeceklerini ve sinsi hedeflerine asla ulaşamayacaklarını...söyledi. İran, saldırganı biliyor. Bundan önce de aynı saldırgan, bilim adamlarına, Suriye ve Irak’taki askerlerine saldırılar gerçekleştirdi. Şimdi de misilleme yapmayacağını ve tuzağa düşmeyeceğini açıkladı. Biden’ın Amerikan Başkanlığı görevine gelmesi için günleri sayıyor! “Büyük Şeytan” düşmanlığı ile böbürlenen, “İsrail ve Amerika’ya ölüm” mottosunu dillendiren İran işte budur. Trump yönetimi, İran’ın bu Amerikan düşmanlığı hilekârlığını açıkça afişe etti. Trump yönetimi, 2020’nin başlarında Irak’ta İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye ulu orta yerde büyük bir suikast düzenledi. Sonra El Kazimi’yi Irak başbakanı yaptı. İran’ın bu konudaki isteksizliğini hiçe saydı. Suriye ve Suriye dışında İran’ın Amerika’ya verdiği tüm hizmetleri görmezden geldi.

2- İran’ın, zihinleri etkili bir askeri misillemeden uzaklaştırmak için üzerine odaklandığı başka bir konu da zenginleştirme oranını yüzde 20’ye çıkarma konusudur, tıpkı uranyum zenginleştirme oranını yüzde 3,67’ye düşürme yükümlülüğü getiren nükleer anlaşmadan önce olduğu gibi. Bu artış mutlaka olmalıdır, ancak insanların bakışlarını uygun askeri misillemeden uzaklaştırmak için hükümet ile diğer konseyler arasında anlaşmazlık noktası haline gelmemelidir. Çünkü Şura Konseyi bu artışı iyi olarak değerlendirirken, hükümet, zararlı ve kötü olarak değerlendirdi! “İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Çarşamba günü kabine toplantısındaki konuşmasında, ABD yaptırımlarıyla yüzleşmek ve ünlü İranlı bilim adamı Muhsin Fahrizade suikastına misilleme yapmak için muhafazakârların kontrolündeki İran Meclisi’nde Salı günü kabul edilen yasa tasarısını veto ettiğini açıkladı. İran televizyonuna göre Ruhani, parlamentonun kararını “zararlı” gördüklerini söyledi. “Muhafazakâr” İran Meclisi’nde kabul edilen kararların en önemlisi, uranyum zenginleştirme çalışmalarının kapasitesini yüzde 20 oranında arttırmayı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Ek Protokolü’nü geçersiz kılmayı öngörüyor. Nükleer anlaşma imzalanmadan önce İran’ın, yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyum ürettiği biliniyordu. Ancak anlaşma gereğince uranyum seviyesini yüzde 3,67’ye düşürme taahhüdünde bulundu...” [02.12 2020 el Arab el Cedid] Yine “Şura Konseyi’nin (İran Meclisi)çalışmalarını denetleyen Anayasayı Koruma Konseyi, nükleer bilim insanı Muhsin Fahrizade suikastı ışığında son günlerde kabul edilen uranyum zenginleştirme kapasitesinin artırılması yasa tasarısını onayladı. Yasa, İran iktidar seçkinleri arasında tartışmaya yol açtı. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümeti, yasaya karşı çıktığını ifade etti...” [02.12.2020 Russia Today]

Dördüncüsü: Tüm bunların, Trump yönetiminin İran’la olan bağlarını kestiği anlamına gelmediği not edilmelidir. Aksine İran’ı aşağılaması ve küçümsemesi daha da fazlalaştı. Amerika, İran’ın ayakta, oturarak ve yatarak uşaklık etmesini, yani Amerikan çıkarları ve değişseler de ABD yönetimlerinin isteklerine göre tamamen deveran olmasını istiyor. Kasım Süleymani daha önce suikasta uğramış, İran, misilleme tehdidinde bulunmuştu. Sonra sonuç olarak Irak’taki Amerikan Ayn El Esed üssüne “hesaplı” ve sanki “anlaşmalı” bir füze saldırısı gerçekleştirdi. Akabinde tehdit sona erdi! İran’ın dış uzantıları, misilleme yeteneğine sahip olmasına rağmen İran buna pek yanaşmıyor. 24 Kasım 2020’de El Kuds El Arabi gazetesinin, İngiliz “Middle East Eye” sitesinden aktardığına göre, İran, Irak’taki ABD çıkarlarının hedef alınmaması için Irak’taki milislerine baskı yaptı. Gazete, “Kudüs Gücü Komutanı General İsmail Kani’nin, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği binasının bulunduğu Yeşil Bölge’ye geçen hafta düzenlenen roketli saldırıdan 24 saat sonra Irak’a bir ziyaret gerçekleştirdiğini, Iraklı grupların liderlerine ABD mevkilerine saldırmama emri verdiğini söyledi.”

Beşincisi: Yahudi devletinin saldırganlığını, Amerika’nın onayını ve beraberinde ortamın gerilmesini inceleyen biri, durumun aşağıdaki gibi olduğunu görür:

1- Başkan Trump’ın Yahudi varlığı ile yakınlaşma eylemlerinden sonra, ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımak, Yahudi varlığının işgali altındaki Suriye toprağı olan Golan Tepeleri’nin ilhakını tanımak, yüzyılın anlaşmasına start vermek ve içeriğiyle Yahudi varlığını tatmin etmek gibi, Trump yönetimi, İran’ın nükleer programının Yahudi varlığına tehdit oluşturduğu, yok edilmesi ya da sınırlandırılması gerektiği kanaatine vardı. Bu yüzden önceki yönetimlerden daha hızlı hareket etti. Cumhuriyetçi Parti tabanının bir parçasını oluşturan Beyaz Amerikalı “Muhafazakâr Evanjelik” geniş halk tabanının, ABD’nin, Yahudi varlığının maksimum düzeyde güvenliğini sağlama politikasını desteklediği kayda değerdir. Hatta bunu siyaset üstü “dini” bir düşünce olarak görüyorlar.

2- ABD’deki toplumsal bölünmüşlüğün artmasından ve ciddi boyutlara ulaşmasından sonra Trump yönetimi, İran ile ortamın gerilmesiyle Ortadoğu’da Seçilmiş Demokrat Başkan Biden önündeki engelleri artırmak İstiyor. Yine Amerikan politikasında etkisini arttıran ABD silah şirketleri ile petrol ve enerji şirketlerinin sahip olduğu stratejik bakış açısından dolayı Biden’ı ABD’de başkanlık görevini devraldığında petrol bölgeleri çevresindeki çatışmalara güçlü bir şekilde angaje etmeye zorlamak istiyor.

3- Henüz kesinleşmemiş olsa da ABD seçimleri sonucunda Trump’ın seçim kampanyasının arkasında duran ABD silah şirketleri ile petrol ve enerji şirketleri:

- Öyle görünüyor ki Amerika’da içsel olarak kaybeden konumdalar. Zira ABD’yi ağır kayba uğratan Paris İklim Anlaşması’na geri dönülmesi bekleniyor. Bu, 2021’in sonuna kadar uzaması beklenen Korona döneminde özellikle petrol fiyatları açısından bu şirketleri etkileyebilir. Buna, seçilmiş Başkan Biden’ın bir şekilde İran nükleer anlaşmasına geri dönme olasılığı ve bu şirketlerin bundan etkilenmesi de eklenebilir.

- Tüm bu endişeler ışığında bu şirketler, özellikle de ABD eyaletlerindeki mahkemelerin Trump’ın seçimlere hile karıştığı iddialarını reddetmesi nedeniyle Trump yönetiminin kalan süresinden yararlanmak arzusundalar. Trump’ın seçim sonuçlarını geçersiz kılma şansı sanki azalmış gibi görünüyor. Dolayısıyla bu şirketler, Körfez’deki durumu gerginleştirmek için Trump yönetimini iteliyorlar.

Altıncısı: Körfez’deki gerginlik konumu, misilleme pusulasını Yahudi varlığı yönünden Suudi Arabistan ve BAE gibi başka yöne de çevirebilir. Bunun için gerekçeler kolay olabilir. Çünkü bu ülkeler, açık veya gizli Yahudi varlığı ile normalleşiyorlar. İran, suikasta misilleme olarak Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi “ikiyüzlülerden” söz ediyor. Yahudi varlığı, netliğe yakın ifadelerle sorumluluğunu ima etse bile İran, Tahran yakınlarındaki saldırıyı gerçekleştirenlerin Suudiler olduğunu kolayca ileri sürebilir. Ve Suudi istihbaratının, İran’daki bu “Yahudi operasyonunu” Suudi fonuyla koordine ettiğini söyleyebilir. Kaldı ki Yahudi varlığı başbakanı, 23 Kasım 2020’de Suudi Arabistan’a gizlice bir ziyaret gerçekleştirdi, Muhammed b. Selman ve ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ile görüştü. Tüm bunlar, Suudi Arabistan’ı suikast operasyonu ile ilişkilendirmeyi kolaylaştırıyor, yeğliyor. Bu misilleme BAE’ye doğru da yönelebilir. El Cezire sitesinin, 1 Aralık 2020’de İngiliz “Middle East Eye” sitesinden aktardığına göre, İran “Fahrizade suikastına misilleme olarak BAE’ye doğrudan askeri operasyon düzenleme tehdidinde bulundu. İngiliz site, -isimsiz BAE’li bir kaynağa atıfta bulunarak- Tahran’ın, Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed ile doğrudan temasa geçtiğini, Fahrizade suikastına misilleme olarak ülkesine bir saldırı gerçekleştireceğini söyledi.” İran ayrıca Husilere sağladığı daha kaliteli füzeler ve insansız hava araçları ile Suudi petrol hedeflerine misillemede bulunabilir. Bu zaten gerçekleşiyor. Artış, çok fazla sorumluluğa mal olmaz. İran, eğer bu yöne eğilirse, etrafında dolaşılmasını değil, suikastın gerçek failine misillemede bulunulmasını isteyen halkını aldatmış olacaktır!

Yedincisi: Böylece Müslüman bilginler, özellikle İran’daki nükleer bilimciler birbiri ardına öldürülüyor. Bu, tekrarlandığı halde hiçbir icraatta bulunulmuyor! Eylemsizlik, mübarek toprak Filistin işgali üzerine kurulu hilkat garibesi devleti yüreklendirdi, yüreklendiriyor. İranlı Müslüman bilginlere yönelik suikastı tekrarlaması için cesaretlendiriyor! Ne acı vericidir ki, Müslüman ülkelerdeki yöneticiler, zilleti izzetle satın alıyorlar. Sömürgeci kâfirlerin ajanları oluyorlar ya da yörüngelerinde dönüyorlar. Saldırıya uğruyorlar, sesleri çıkmıyor, kutsalları ihlal ediliyor, itiraz etmiyorlar. İşte Hilafetin yıkılışından sonra durum budur. Müslümanlar, Ruveybida yöneticiler belasına duçar kaldılar, dokunanın dokunuşuna yanıt vermediler! Müslümanlar yalnızca Hilafetin geri dönüşüyle izzete kavuşacaklardır. Halife, Romalının aşağıladığı bir kadının yardımına koşmak için ordulara önderlik edecek, Romalıyı öldürüp memleketini fethedecektir. Böylece Müslümanlar izzetlerini yeniden elde edeceklerdir. Dünya ve lezzetlerini küçümseyen, Aziz ve Kaviyy Allah katındakilere özlem duyan erkekler, bu yöneticileri ortadan kaldıracak, sadece izleri ve anılarını bırakacaklardır. Sonra bu ceberut saltanat son bulacak ve bu erkekler, ümmeti mümin kullarının yardımcısı olan Allah’ın inayetiyle izzet, şan ve haysiyet devleti İkinci Hilafet Devletine götüreceklerdir. Bu devlet, Yahudi varlığını ortadan kaldıracak, Amerika ve diğer sömürgeci kâfirlerin Müslüman bölgeden ellerini çektirecek, din gününe kadar oraları haram kılacaktır. Sonra camilerin minarelerinden defalarca Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu sözleri yankılanacaktır:

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.[İsra 81]

وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَنْ يَكُونَ قَرِيباً “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek!”[İsra 51]

 

H.22 Rabiu’s Sânî 1442
M.07 Aralık 2020

Devamını oku...

Libyalı Taraflar Arasında Diyaloğun Yeniden Başlaması

Soru Cevap
Libyalı Taraflar Arasında Diyaloğun Yeniden Başlaması

Soru:

23 Kasım 2020 Pazartesi günü Libyalı taraflar arasında ikinci tur diyalog, görsel iletişim mekanizması aracılığıyla yeniden başladı. Diyalog, yeni hükümet ve Başkanlık Konseyi isimlerini belirleme mekanizması üzerine fokuslandı. İlk tur, 15 Kasım 2020 Pazar günü gerçekleşti. Bazı noktalarda anlaşmaya varıldığı, bazı konuların askıda kaldığı duyuruldu. Bu diyalog, Fas’ta Libyalı taraflar arasında başlayan diyalog ile eş zamanlı olarak başladı. Diyaloglar savaşının arkasında kim var? Diyaloglarda Libya krizini çözebilecek önemli noktalara ulaşıldı mı? Bu konuda uluslararası tutumlar nelerdir?

Cevap:

Bu soruya yanıt verebilmek için aşağıdaki hususlara göz atmak kaçınılmazdır:

1- Türkiye, El Serrac’ı destekledi. Nihayet El Serrac güçleri, Hafter güçlerini başkent Trablus’tan kovdu. Bunu Sirte ve El Cufra izledi. Daha sonra Türkiye, El Serrac’a kalıcı ateşkesi, asi ve gayri meşru olarak kabul ettiği diğer tarafla diyalog ve müzakereleri kabul etmesi çağrısında bulundu! Bu nedenle, 17 Haziran 2020 tarihinde Türkiye Dışişleri Bakanı, Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayez El Serrac ile görüşmek üzere Trablus’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Çavuşoğlu yaptığı açıklamada, Libya’da kalıcı bir ateşkes ve siyasi bir çözüm için de görüş alışverişinde bulunduk.dedi. [18.06.2020 Anadolu Ajansı] Türkiye’nin müdahalesi, El Serrac ve hükümetinin yararına değildi, aksine baskı altına almak içindi. Ta ki diğer tarafı kabul etsin. Türkiye açıkça Amerikan yörüngesinde hareket ediyor. Amerika, Türkiye’nin Libya’daki adımlarını desteklediğini açıkladı. Bu da Türk müdahalesinin ABD hesabına gerçekleştiği anlamına geliyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya meselesini görüşmek üzere 8 Haziran 2020 tarihinde ABD Başkanı Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Erdoğan, “Libya krizini çözmek için ABD-Türk girişimi doğuracak çalışmaların olduğunusöyledi. Görüşmenin ardından TRT ortak yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, Trump ile bazı anlaşmalara varıldığını söyledi ve Libya konusunda iki ülkenin ortak girişim formüle etme olasılığındanbahsetti, ancak çok fazla detay vermedi. Türk Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun 11 Haziran 2020 tarihinde NTV televizyonuna yaptığı açıklamalar da bunu doğruladı. Çavuşoğlu, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın 08 Haziran 2020 Pazartesi günkü telefon görüşmesi uyarınca Libya konusuna ilişkin, öncelikle uzman düzeyindeki kişilerin bir araya geleceğini, daha sonra meselenin bakanlar düzeyinde ele alınacağını belirtti. Libya konusunda Türk-Amerikan girişimi yayınlanabilirifadelerini kullandı. Bütün bunlar, Türkiye’nin Libya’da sadece Amerikan politikalarını uyguladığını doğrulamaktadır.

2- El Serrac, Türk desteğinin sona ermesi nedeniyle Hafter düşene kadar Sirte ve el Cufra kentlerine saldırı konusunda ısrar etse de bu iki kenti ele geçiremedi. Eğer Türk desteği sona ermemiş olsaydı, bu iki kenti ele geçirebilirdi. Türkiye, ateşkesi kabul etmek ve diğer tarafla müzakere etmek için El Serrac’a baskı uyguladı. Bu yüzden El Serrac, 16 Eylül 2020’de Erdoğan’ı zor durumda bırakmak için Ekim ayı sonunda istifa edeceğini açıkladı. El Serrac, 16 Eylül 2020’de Libya resmi televizyonundan canlı yayınlanan konuşmasında, Yürütme yetkimi en geç ekim sonunda devretmeyi samimiyetle istediğimi herkese ilan ediyorum. Bu sürede diyalog komitesinin faaliyetlerini tamamlamış, yeni bir başkanlık konseyi seçmiş ve görevi devralacak yeni başbakanı görevlendirmiş olacağını umuyorum.dedi. El Serrac, üzerinde baskı olduğunu itiraf etti. Ve “Kutuplaşma, barışçıl çözüm bulmaya yönelik tüm müzakereleri son derece zorlaştırdığını belirtti. İsim vermeden bazı tarafları, savaş seçeneğine bahis oynamakla suçladı. Kuruluşundan bu yana hükümetinin, normal veya yarı normal bir atmosferde işlev görmediğini kabul etti ve her gün hükümetinin, içeriden ve dışarıdan komplolara maruz kaldığını kaydetti.” Bilindiği üzere El Serrac, İngilizlerin Tunus’ta kurduğu ve 2015 yılında imzalanan Suheyrat anlaşmasından hemen sonra Trablus’a transfer ettiği Libya hükümetinde başbakanlık görevini üstlendi. Bu nedenle Avrupa’nın özellikle İngiltere’nin dürtüsü olmadan görevi bırakamaz.

3- Erdoğan, El Serrac’ın görevi bırakacağı ile ilgili açıklamasını endişeyle karşıladı. Erdoğan, Geçen hafta Sayın El Serrac ile bir kabulüm olmuştu. Ardından böyle bir gelişme bizler için üzüntü verici. Libya gibi bir yerde Trablus’ta bir ara çok olumsuz gelişmeler oldu. Heyetlerimizin Libya Milli Mutabakat Hükümeti ile görüşmeleri olabilir. Bu işi olması gereken istikamete dönüştürürüz...ifadelerini kullandı. [18.09.2020 Reuters, Anadolu Ajansı] El Serrac, sonunda istifadan vazgeçti. El Cezire’nin 30 Ekim 2020’de bildirdiğine göre, “Libya Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Fayez El Serrac Cuma günü yaptığı açıklamada, bazı dost ülkelerden gelen çağrılar üzerine Ekim ayı sonunda istifa etme kararından vazgeçtiğini açıkladı. Libya Başbakanlık Sözcüsü Galib el-Zaklai, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Başbakan El Serrac’ın, Libyalı taraflar arasında devam eden diyalog görüşmeleri tamamlanana kadar istifa etme kararından vazgeçtiğini duyurdu. [30.10.2020 El Cezire] Avrupa, Erdoğan’a boyun eğmediğini, bunun bizzat kendi görüşü olduğunu göstermek için El Serrac’ın istifadan vazgeçmesini kabul etmek zorunda kaldı. Bu nedenle, önceki kaynak Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maasın, Cuma günü El Serrac’dan Libya diyaloğu süresince görevde kalmasını istediğinisöyledi. Libya hükümeti tarafından Facebook hesabı üzerinden yapılan açıklamada, Maas ile El Serrac arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştiği, görüşmede Libya’daki güncel gelişmelerin ele alındığı belirtildi. Alman bakan, El Serrac’ın diyalog süreci boyunca görevinde kalmasını arzu ettiklerini, bunun hayati önem taşıyan önümüzdeki haftalarda kurumsal ve idari sürekliliğin güvence altına alınması için önem taşıdığını vurguladı.” [30.10.2020 El-Cezire]

4- Böylece El Serrac, istifa ederek Erdoğan’ı zor durumda bırakmak yerine istifadan vazgeçmek zorunda kaldı! Erdoğan, istifadan vazgeçtikten sonra bile istifa kararının doğru olmadığını yinelemek için El Serrac ile temasa geçti! 7 Kasım 2020 günü Haber 7 sitesinin diplomatik kaynaklardan aktardığına göre, “El Serrac’ı istifa kararından Erdoğan vazgeçirdi. Erdoğan, El Serrac’a “Şu an istifa etmen Libya’da dengeleri değiştirir. Libya halkının sana ihtiyacı var. Bu istifanın sırası değil” dediği öğrenildi...”

5- Rus müdahalesine gelince, ABD’nin onayı ile gerçekleşti. Türkiye ile koordinasyon halinde yürütüldü. Rusya, her iki tarafa karşı da dengeli bir tutum takınmaya çalışıyor. Hafter’i desteklemek için asker göndermesine rağmen, asker göndermediğini söylüyor, bu askerlerin, Başkan Putin yandaşı Rus güvenlik şirketi Wagner güçleri olduğunu iddia etse de Rusya bir arabulucu gibi davranıyor! El Serrac hükümeti üzerinde etkin olmak, rolünü oynamak ve Libya ile ilgili müzakerelerde yer almak için El Serrac hükümeti ile bağlarını kesmek istemiyor. Bu yüzden Rusya Devlet Başkanlığı Orta Doğu ve Afrika Özel Temsilcisi Mikhail Bogdanov, Türkiye de dâhil olmak üzere tüm uluslararası etkili aktörlerle yakın işbirliği içindeyiz. Trablus yetkilileriyle özel ilişkileri göz önünde bulunduruyoruz. Libyadaki Türk-Rus işbirliğini takdirle karşılıyoruz. Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanın geçen Ocak ayında (13.01.2020) duyurduğu girişim, savaşan tarafların ateşkes ilanında olumlu bir rol oynadı. Bu, Berlin Konferansı düzenlenmesi için uygun bir zemin yarattı.şeklinde konuştu. [20.07.2020 Al Ahram]

6- Bu nedenle, 10 Haziran 2020’de ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, düzenlenen basın toplantısında, “Libya’da bir an önce ateşkes üzerinde anlaşmaya varılması çağrısında bulundu. Libya’daki tüm yabancı müdahalelere son verilmesi ve müzakere masasına dönülmesi çağrısı yaptı. Pompeo GNA ve LNA arasında BM görüşmelerine tekrar başlamak üzerinde uzlaşı olması pozitif bir ilk adım. Ateşkesin uygulanabilmesi için ve BM’nin önderliğindeki Libya siyasi görüşmelerinin tekrar başlaması için artık hızlı ve iyi niyetli müzakereler yürütülmesi gerekiyor” dedi. [10.06.2020 Sky news] Amerika, tarafların ateşkesi kabul ettiklerini açıkladıkları son anlaşmanın memnuniyet verici olduğunu söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, 26 Ekim 2020 tarihinde yaptığı yazılı açıklamada, Libyalı savaşan gruplar arasında imzalanan ateşkes anlaşması cesur bir adımdır. Tüm yabancı güçler, anlaşma uyarınca 90 gün içinde ülkeyi terk etmelidir. Seçim hazırlıkları için Libya’daki iktidarın yeni yürütme yetkililerine transferini destekliyoruz.dedi. BM Libya Destek Misyonu, 23 Ekim 2020’de yaptığı açıklamada, Cenevre’deki 5+5 Ortak Askeri Komite toplantılarının 4. turunda, Libya’da savaşan iki taraf olan, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı askeri güçler ve Halife Hafter heyetleri (LNA) arasında ateşkes anlaşması imzalandığını söyledi. [23.10.2020 Reuters] Amerika, dizginleri elinde tutmak ve Avrupa’nın, özellikle de İngiltere’nin ayağının altındaki halıyı çekmek için Birleşmiş Milletler adına diplomatik ve politik olarak Libya’ya doğrudan müdahale ediyor.

7- Libya’da siyasi bir çatışma yaşanıyor. Araya askeri operasyonlar giriyor. Bu yüzden Libyalı tarafları diyalog ve anlaşma için bir araya toplamak, hatta direktifleri imzalatmak için toplantılar yarışı gerçekleşiyor... İngiltere, Fas’ın Bouznika şehrinde Libya Devlet Yüksek Konseyi ile Tobruk Temsilciler Meclisi heyetleri arasında sözde Libya Diyalog Toplantıları’nın üçüncü turunu düzenledi. Birinci tur 6-10 Eylül 2020, ikinci tur 2-6 Ekim 2020, üçüncü tur da 5 Kasım 2020 tarihlerinde gerçekleşti. Tarafların heyetleri, ülkedeki üst düzey kurumlara atama kriterlerine ilişkin anlaşma taslağını imzaladılar. Bu toplantıların arkasında ajanları aracılığıyla İngiltere’nin olduğu açıktır. Diyalog, 17 Aralık 2015’te Fas’ın Suheyrat kentinde imzalanan anlaşmanın 15. maddesini uygulamak için mutabakat sağlamayı öngörüyor. Anlaşma taslağını Trablus’taki Libya hükümeti adına Devlet Yüksek Konseyi heyeti Başkanı Fevzi El Ukab ile Temsilciler Meclisi heyeti Başkanı Yusuf el-Akuri, başkent Rabat banliyölerinde imzaladı. 15. Maddenin ilk paragrafı, “Temsilciler Meclisinin, Libya Merkez Bankası Müdürü, Sayıştay Başkanı, İdari Kontrol Birimi Başkanı, Yolsuzlukla Mücadele Heyeti Başkanı, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Üyeleri, Yüksek Mahkeme Başkanı ve Başsavcı gibi üst düzey devlet kurumlarına atama yapmak konusunda fikir birliği sağlamak için Devlet Konseyi ile istişare yapmasını gerektiriyor. Maddenin ikinci paragrafı da “Temsilciler Meclisi üyelerinin üçte ikisinin, bu atamaları onaması gerektiğini” öngörüyor. Diyalog tarafları, 6-10 Eylül tarihleri arasında ilk tur için bir araya geldiler. Üst düzey pozisyonları üstlenme mekanizması, anlaşma ve yürürlüğü ile ilgili prosedürleri tamamlamak için toplantıların yeniden başlaması konusunda kapsamlı bir anlaşmaya vardılar.

8- Amerika, BM Özel Temsilcisi Vekili Stephanie Williams aracılığıyla tüm kartları yeniden karmak istedi. Williams, Amerikalı bir diplomattır. “Önce Libya” sloganı altında Bouzine’deki diyaloga paralel bir Libya Diyalog toplantıları çağrısında bulundu. 9 Kasım 2020’de Birleşmiş Milletler’in himayesinde ve seçtiği 75 Libyalı siyasi figürün katılımıyla Libya’daki ihtilaflı taraflar arasında Tunus’ta doğrudan müzakereler turu başladı. Diyalog ekibi, milletvekillerinden, Yüksek Konsey üyelerinden, Trablus, Rakka ve Fizan bölgelerinin temsilcileri ve ileri gelenlerinden oluşuyordu. Williams, 15 Kasım 2020 akşamı yaptığı açıklamada, “Tunus’ta yüz yüze süren Libya Diyalog turu, çok pozitif sonuçlarla sona erdi. Katılımcılar bir hafta sonra video konferans yoluyla tekrar toplanacak. Olumlu sonuçlar, seçim tarihinin, yürütmenin yetkinliklerinin, Başkanlık ve hükümet Konseyi adaylık şartlarının belirlenmesi ile ete kemiğe bürünecek. Libya Diyaloğu katılımcıları, tartışmaların yedinci gününde üç önemli dosyada mutabakata vardı. Birincisi, 24 Aralık 2021 gününün seçim tarihi olarak belirlenmesi. 1951’de ülkenin bağımsızlığına denk gelen bu tarih, Libyalılar için önemli bir tarihtir... Yürütme organının yetkinlikleri ve başkanlık konseyinin adaylık şartları belirlendi. Başkanlık konseyi, ulusal uzlaşma üzerinde çalışmak da dâhil olmak üzere basit sorumluluklara sahip olacak. Güney, Doğu ve Batı bölgelerini temsilen üç üyeden oluşacak... Katılımcıların onadığı üçüncü dosyaya gelince, Libya halkına su, elektrik vb. gibi hizmetlerin sağlanmasını belirleyici olacak olan hükümetin yetkinliğini yansıtıyor... Başkanlık Konseyi ve hükümet, faaliyetlerinde ayrı yapılar olacaklar. Bu pozisyonlar için seçilenler, kısa bir süre hizmet edecek ve (parti mensubu değil) teknokrat olacaklar... Hala yapılması gereken çok iş var... On yıllık savaş, bir haftalık siyasi görüşmelerle çözülemez... Katılımcılar, bir hukuk komitesi seçimi mekanizmasını ve egemenlik meselesi olacak olan seçimlerin anayasal kuralını belirlemek için bir hafta boyunca video konferans yoluyla görüşmeyi kabul ettiler...” ifadelerini kullandı.” [16.11.2020 Anadolu Ajansı] Amerika, Suheyrat anlaşmasını tamamen yok saydı. “on yıllık savaş bir haftalık siyasi görüşmelerle çözülemez” diyerek, sanki sıfırdan çalışmaya başladı. Suheyrat anlaşmasını gayri resmi olarak iptal etmek için tüm dosyaları yeniden ele alıyor. Mümkünse nihai olarak sona erdirmek ya da yok edemezse kontrol altına almak için İngiliz etkisini en aza indirgiyor.

9- BM Libya Özel Temsilcisi Vekili Stephanie Williams, diyaloğu engelleyenleri yaptırımlarla tehdit etti. Williams, Diyalog katılımcılarına fon sağlamaya çalışanlar, obstrüksiyoncu olarak tanımlanacaktır. Ayrıca, rüşvet ve oy satın alma bilgileri ile ilgili olarak soruşturma açılacak. Yozlaşmış siyasi paranın müdahalesiyle ilgili davranış kuralları var. Katılımcı kişilikleri pozisyonlardan dışlama önerisi olmadı. Ancak oran, yüzde 61e ulaştı. Yüzde 75nin üzerinde anlaşmaya varılması gerekiyor...dedi. [17.11.2020 Şarku’l Avsat] Williams, BM Özel Temsilcisi maskesi altında Amerikan politikasının bir temsilcisi gibi hareket ediyor. Amerika, ABD Temsilciler Meclisi aracılığıyla Williams’ın kararını destekledi. ABD Temsilciler Meclisi, Libya’da istikrar sağlanmasını amaçlayan ve ateşkesin bozulması halinde ülkedeki savaşa müdahale eden yabancı unsurlara da yaptırım uygulanabilmesini öngören yasa tasarısını kabul etti. Yasa, “BM öncülüğündeki Libya konulu görüşmelerin önemini” hatırlatıyor. Tasarı, Libya’daki herhangi bir siyasi aktöre destek veren yabancı unsurların ve ülkenin petrol kaynaklarını kendi çıkarları lehine kullanmaya çalışan kişi veya kurumların yaptırıma tabi tutulabilmesini öngörüyor. Ayrıca insan hakları ihlallerinde suç ortaklarının hesap verebilirliğine vurgu yapıyor...” [19.11.2020 Sky news]

10- BM Libya Özel Temsilcisi Vekili Amerikalı Stephanie Williams himayesinde ateşkesi uygulamak için Berlin Konferansı sürecinde ortaya çıkan Libya Ortak Askeri Komisyonu (5+5) heyetleri arasında müzakereler gerçekleşti. Williams, 4 Kasım 2020’de anlaşmanın şartları konusunda büyük bir fikir birliği oluştuğunu açıkladı. Williams, “Ateşkesin uygulanmasına yönelik 12. madde, tüm yabancı güçlerin “ülkelerine” dönüşünü denetlemek için bir askeri alt komite kurulmasını, 23 Ekim 2020’de Cenevre’de imzalanan anlaşma uyarınca güçlerin Sirte ve El Cufra’dan çekilmesini öngörüyor. Tüm yabancı güçlerin Libya topraklarını terk etmesi için 90 günlük bir süre belirlendiğini...” söyledi.”[23.10.2020 Reuters] Erdoğan ise, “3 ay içinde Wagner gibi paralı askerlerin oradan çekilmesi ne derece sağlıklıdır bilemiyoruz.dedi. [23.10.2020 Reuters] Erdoğan, Libya’da Rusya ile koordinasyon halindeyken hem de bunu söylüyor! Amerika, Suriye’de olduğu gibi Libya ve bölgedeki hedeflerine ulaşana kadar bu ve diğer güçlerini geri çekmesi için Rusya’ya baskı yapmıyor.

11- Özetle, açıkladıklarımız ve detaylandırdıklarımız ışığında mesele aşağıdaki gibidir:

A- El Serrac hükümeti, Hafter’in şevkini kırmak ve etki alanlarını özellikle Sirte ve El Cufra’yı ele geçirmek için başta İngilizler olmak üzere Avrupa projesini gerçekleştirmek maksadıyla Türk desteğini kullanmak istedi. Ancak Türkiye, El Serrac’a desteğini Amerikan projesi yararına kullandı. El Serrac güçleri, Sirte ve El Cufra’ya ulaşır ulaşmaz Türkiye desteğini durdurdu. El Serrac’a ateşkesi kabul etme, asi ve gayri meşru olarak gördüğü diğer tarafla müzakerelere ve diyaloğa geri dönme çağrısı yaptı! Erdoğan, El Serrac’ın eline düşmüştü, dolayısıyla El Serrac, istifa açıklamasıyla Erdoğan’ı zor durumda bırakmak istedi. Ancak Türkiye, istifasını engellemek için El Serrac’a baskı yaptı. Avrupa, El Serrac üzerindeki Türk baskısının arttığını ve Erdoğan’ın baskılarına boyun eğdiği görüntüsünü vermemek için El Serrac’ı istifasından vazgeçirdi. Avrupa, bunu istiyordu, çünkü istifasının arkasında olmasına rağmen El Serrac’ın görevine devam etmesi İngiltere ve Avrupa’nın çıkarınaydı!

B- Kuşkusuz bu diyaloglar, yapaydır, etkin büyük aktörlerin ürünüdür. Diyaloglar, sorunlarını çözdükleri veya karmaşık hale getirdikleri, etkilerini genişletebilmek için tarafları bu diyalogları uygulamaya zorladıkları ülkeyi bu güçlerin ipoteği haline getirir. Aksi takdirde diyaloglar, sorunu doğru bir şekilde çözmek için değildir. Suheyrat anlaşması bunu dillendiriyor. İngiltere, Suheyrat anlaşmasını uygulamaya kalktı, bu yüzden hemen El Serrac hükümetini kurdu. İngiltere, en son Fas’ın Bouznika kentinde düzenlenen toplantılarda Suheyrat anlaşmasının diğer maddelerini uygulamaya çalıştı. Fakat BM Libya Özel Temsilcisi Vekili adıyla faaliyet yürüten ABD’li diplomat Williams, ateşkesi perçinlemek için Cenevre ve Libya’nın Ghadames kentinde, ardından bir yıl sonra da seçimler yapılması konusunda mutabakata varmak için Tunus’ta taraflar arasında paralel diyalog toplantıları gerçekleştirdi. Böylece Amerika, İngiltere’nin ayağının altındaki halıyı çekmek, çatışmayı yönetmek ve istediği gibi yönlendirmek amacıyla Amerikan diplomatik misyonunun başarısı için tüm araçlarını kullanıyor.

C- Başlıca rakip ülkeler olan Amerika ve İngiltere, diğer tarafın projesini başarısızlığa uğratmak, kendi projesini başarılı yapmak için birbirlerinin projelerini engelleyeceklerdir. Bu nedenle, bu ülkelerin, Libya halkının güvenliğini ve emniyetini sağlayacak bir çözüme ulaşması pek olası değildir. Hatta seçimler olsa bile güvenli ve nihai bir çözüme yol açmayacaktır, aksine Amerika veya Avrupa Libya’da etki kazanana kadar çatışma devam edecektir. Bu çatışmanın yakıtı Libyalılar olacaktır! Libya halkı, bütün bu komploları reddetmek, şu veya bu ülkenin ya da şu veya bu ajanın arkasından sürüklenmemek zorundadır. Dizginleri bu ellerden alıp, ümmetin sadık ve politik olarak bilinçli, dindar ve saf ellerine teslim etmek, Libya’yı tüm İslam ülkelerini kapsayan bir İslam Devletinin, Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletinin bir parçası yapmak için hazırlık çalışmaları yürütmek mecburiyetindedir.

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَة عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

H.10 Rabiu’s Sânî 1442
M.25 Kasım 2020

Devamını oku...

ABD Başkanlık Seçimlerinin Yansımaları

Soru Cevap
ABD Başkanlık Seçimlerinin Yansımaları

Soru:

ABD başkanlık seçimlerine bu kez Başkan Trump ile Demokrat rakibi Biden arasındaki gerginlikler eşlik etti. Sonra haberlerde duyurulduğu gibi Biden kazandı, ancak Trump sonuçları tanımadı. Seçimlere eşlik eden bu gerginlikler Biden’ın kazanmasından sonra yatışır mı? Washington’da yumuşak bir devir teslim süreci yaşanır mı? Yoksa bu gidişatın, içeriden ve dışarıdan daha ciddi ve daha öngörülemez sonuçları mı olur?

Cevap:

Bu defa neredeyse herkes, Amerika’daki bu başkanlık seçimlerinin daha önce benzeri görülmemiş bir seçim olduğu konusunda görüş birliği içinde. Nitekim seçim süreci son derece gergin geçmiş, ABD Başkanı Trump seçimleri kaybetme ihtimalini, bunun yalnızca seçimlerde hile olması halinde mümkün olabileceği şeklinde nitelemiştir ve bunu da seçimlerden aylar önce söylemiştir. Başkanlık konumunu korumak konusundaki ısrarı o kadar belirgindi ki Washington’daki politikacılar, Beyaz Saray’dan ayrılmayı reddetmesi halinde Trump’a karşı nasıl davranacaklarını araştırıyorlardı! Dolayısıyla önemli olan, seçimlerden önceki ve sonraki koşulların açıklanmasıdır ki bu aşağıdaki gibidir:

Birincisi: 20 Ocak 2017’de iktidara gelir gelmez, Trump içeride ve dışarıda dikkat çekici bir biçimde hareket etmeye başladı.

1- İçeride; Başkan hiçbir muhalifini umursamadı, esas adamlarını görevden alma veya istifa yoluyla değişiklik yönetiminin en bariz özelliğiydi. Nitekim yönetimindeki bakanları ve direktörleri dört yıl içinden birden fazla değiştirdi. Halen dahi aynı zihniyetle hareket etmeye devam ediyor. 09.11.2020 günü, yani Biden’ın seçimleri kazandığının açıklanmasından sonra Savunma Bakanı Mark Esper’i görevden aldı. Afrika asıllı Amerikalılara ve kendisi aleyhinde başlayan sert gösterilere karşı Amerikan polisinin ırkçı tutumu konusunda da Trump geri adım atmadı. Polise baskı yapması veya yetkilerini azaltması yönündeki çağrıları reddetti. Bizatihi bazen alenen, bazen zımnen yaptığı açıklamalar bile ırkçılık kokusu taşıyordu. Yine iş fırsatları oluşturmak (!) bahanesiyle şirketler lehine vergileri önemli ölçüde azaltıyordu.

2- Dışarıda; Çin’e karşı ekonomik bir savaş başlattı, Amerika için ekonomik korumacılık politikası içeren yeni bir dönem başlattı. Paris İklim Anlaşması ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) gibi uluslararası anlaşmalardan, Dünya Sağlık Örgütü gibi çeşitli uluslararası örgütlerden ayrılma kararı aldı. Avrupalılar gibi müttefikleri ile karşı karşıya geldi. İngiltere ile büyük bir ticaret anlaşması yaparak Avrupa Birliği’nden çıkışına (Brexit) yardım etmek suretiyle açıkça İngiltere’nin yanında yer aldı. Daha fazla harcama yapmalarını talep ederek NATO ülkelerine saldırdı. Keza İslam coğrafyasındaki Amerikan ajanları ve uşaklarına ciddi ölçüde aşağılayıcı şekilde davrandı.

İkincisi: Amerika nasıl bölündü: Trump iktidara geldiğinde keskin dönüşler yapmaya başladı. Amerika’da pek çok hastalık belirtisi ortaya çıktı ve bu durum yönetiminin dört yılı boyunca çok daha belirgin hale geldi:

1- Başkan Trump’ın 2016’daki seçim kampanyasından itibaren, halkın büyük bir kesimi arasında hızla öne çıkan ırkçı eğilimler görülmeye başladı. Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan gruplar ortaya çıktı. Bunlar elbette Trump öncesi dönemde de mevcuttu, ancak onun yönetimi sırasında hortladılar ve büyüdüler. “Beyaz” polisler siyahi insanları katletmeye başladı. Böylece Amerika, beyazlar ve siyahiler arasında bölündü. “Black Lives Matter” (Siyahilerin Hayatları Önemlidir) grubu, gösteriler yapan, hak ve eşitlik talep eden siyasi bir grup haline dönüştü. Buna karşılık beyazlardan oluşan silahlı milisler de daha organize olarak öne çıktılar ve istikrarı sarsmaya hazırlandılar.

2- Trump yönetimi Avrupalı müttefiklerini de aşağılamaya başladı. Öyle ki Savunma Bakanı Mattis, istifasını açıkladığı mektubunda “müttefiklere saygılı davranılması gerektiğini” yazdı. [21.12.2018 el-Yevmu’s-Sabi gazetesi]

3- Amerikan Başkanı Trump, 2017 yılında başkanlığı teslim almasından itibaren ekonomik korumacılık politikasına çağrıda bulundu, başka bir ifadeyle, Amerikan ekonomisinin, ülkesini işgal eden Çin ve Avrupa mallarına karşı korunması ve uluslararası serbest ticaret koşullarında bunlarla rekabet edemeyen fabrikaların peş peşe kapanması sürecine son verilmesi gerektiğini savundu. Trump meselelere hep at gözlüğünden baktı, böylece ülke içinde kendisine amansız düşmanlar üretmeye başladı. En büyük düşmanları, kendisine şiddetle karşı çıkan, çeşitli sorunlarda ona karşı gösteri yapmaları için binlerce çalışanını işten çıkaran ve kendisini zorda bırakan bilgi sızdırma silahını ona doğrultan teknoloji şirketleriydi. Zira bu şirketler yapıları gereği uluslararası nitelikte olduğundan ticari engeller istemezler, diğer ülkelerin Trump’ın politikasına tepki olarak kendilerine kısıtlama uygulamasından hoşlanmazlar. Nitekim Çin, büyük Çin pazarı için salyalarını akıtan bu şirketleri kısıtlama uygulamakla tehdit etmiştir. Fransa bu şirketlerden ülkede elde ettikleri gelirler için vergi istemeye başlamıştır. Dolayısıyla bu şirketler Başkan Trump’tan bir an evvel kurtulmaya azmetmişler, Trump karşıtı kampanyaların köşe taşları olmuşlar ve Joe Biden’ın seçim kampanyasının merkezinde yer almışlardır.

4- Tüm dünya, halk sağlığı, Koronavirüsü önleme ve korunma konularından söz ederken, Amerikan Başkanı ilaç ve aşı üzerinden ticari öngörülere odaklandı ve yine ilacı üretip ayrıcalıklı haklar elde edecek olanların kazanacağı muazzam karlara odaklandı. Bu tavrıyla insani hiçbir bakışa sahip olmadığını gösteriyordu. Sonra Amerikan başkanı Koronavirüse karşı mücadele kapsamında ülkenin kapatılmasına karşı çıkarken gerekçesi ekonomiydi. Yine eyaletlerdeki demokrat liderler ile Başkan Trump arasında koronavirüsle mücadele için ülkenin kapatılması konusunda oldukça sert tonda karşılıklı açıklama savaşı baş gösterdi. Trump, ekonominin işlemesini isteyen petrol, üretim ve perakende şirketlerinin yanında yer alırken, aralarında Demokrat Parti liderlerinin de bulunduğu diğer muhalifler, Koronavirüs sonucu yayılan korku ve panik durumunu gerekçe göstererek ona karşı ekonominin kapatılmasını savunanların yanında yer aldı. Ancak ekonominin kapatılması düşüncesinin, bunu savunanların ve Trump’a hasım olanların arkasında açıkta görünmeyen taraflar vardı ki bunlar, ekonomi tarihinde benzeri görülmemiş bir şekilde sürekli büyüyen teknoloji ve yapay zekâ şirketleriydi. Koronavirüs salgını ortaya çıkıp tüm dünyada insanlar evlerindeki küçük ekranların karşısına oturduğu ve diğer harcamalarını kıstığı zaman, teknoloji şirketlerinin sermayelerinde hayal edilemeyecek devasa bir artış yaşandı. Başta Amazon olmak üzere e-ticaret şirketlerinin kârları ve piyasa değerleri hiç öngörülmemiş seviyelere sıçradı. Öyle ki bazıları (Amazon kurucusu gibi) şirketinin piyasa değerinde meydana gelen artış ile birlikte sadece 24 saat içinde 6 milyar dolar kâr elde ettiler. Dev Amerikan teknoloji şirketleri, bu yılın üçüncü çeyreğinde toplam 38 milyar dolar kar elde ettiklerini açıkladılar. (BBC, 30.10.2020). Amazon, Apple, Google’ın üst firması Alphabet, Facebook, Elon Musk’ın şirketleri gibi Amerika’nın dev teknoloji şirketlerinin elde ettiği tüm bu astronomik karlar, bilhassa Koronavirüsün gölgesinde zarar eden petrol ve enerji şirketlerinin öfkelenmesine neden oldu. Yine bizatihi ABD Başkanı’nın New York’taki kulesi ve Florida’daki tatil beldesinde yatırım yaptığı turizm sektörlerinin yanı sıra Koronavirüs salgınından etkilenen İngiltere’de yatırım yaptığı spor sektöründeki şirketlerin de öfkelenmesine neden olmuştur.

Üçüncüsü: ABD Seçimleri ve Hile:

1- 2020 ABD başkanlık seçimleri önceki seçimler gibi olmamıştır. Çünkü ağırlıklı olarak demokratların kullandığı posta yoluyla verilen oyların sayım sürecinin devam etmesi ve uzun sürmesi nedeniyle seçimi kazananın kim olduğu yaklaşık bir hafta geç açıklandı. Başkan Trump, seçimlerden aylar önce posta yoluyla oylamayı reddettiğini açıklamış, bunun büyük bir seçim hilesine neden olacağını söylemiş, destekçilerinden sandıkta oy kullanmalarını istemiştir. Demokratlar ise posta yoluyla oylama kapsamının genişletilmesini, posta yoluyla oylama önündeki tüm yasal engellerin kaldırılmasını talep etmiştir. Bu seçim hilesinden ziyade dahiyane bir planlamadır.

2- Neden dâhiyane olduğuna gelince; Demokrat Parti destekçileri normal (sandıkta) seçimlere tam olarak iştirak etmezler, bu yüzden parti oylarının bir kısmını kaybeder. Koronavirüs salgını gündeme geldiğinde Demokrat Parti posta yoluyla oylama imkânı olmasaydı ciddi bir oy kaybına uğrayabilirdi. Trump’ın ise böyle bir sorunu yoktu. Çünkü destekçileri kararlı ve nispeten ilkeli bir şekilde sandıkta oylamaya giderler, geride kalmazlar. Bu nedenle Koronavirüs bahanesiyle posta yoluyla oy kullanma kapsamının genişletilmesi Demokrat Parti için büyük bir nimet olmuştur. Gerçekten de ilk gün açıklanan oylar belirgin bir şekilde Trump lehine iken, salıncak eyaletlerde posta yoluyla gelen oyların sayılmasıyla birlikte sonuç eğrisi demokrat Biden lehine yön değiştirmeye başlamıştır. Ki böyle bir sonuç zaten bekleniyordu. Nitekim Pennsylvania eyaletinin başkenti Philadelphia’da, Trump 100 bin oyla Biden’ın önünde görünmesine rağmen posta yoluyla gelen oyların Biden’ın zaferini garantileyeceği beklentisiyle Biden taraftarları oy sayım merkezi önünde kutlamalar yapmıştır. Medya organlarının Biden’ın bu salıncak eyalette kazandığını açıklamasıyla birlikte seçimleri kazandığını ilan etmesi mümkün olmuştur. Zira Pennsylvania’nın oyları Biden’ın seçici kurul için gereken 270 sandalyeye ulaşmasını garantilemiştir.

Dördüncüsü: Şimdi Gidişat Nereye Doğru?

1- Kazanan aday, seçim zaferini teyit etmek üzere neredeyse her gün açıklamalar yapar, Koronavirüs konusunda sağlık brifingleri yapar, kazanan aday olduğu için evinin üstünde uçuşa yasak bölge uygulatır, yerel ve uluslararası tebrik mesajları alır, ABD’nin seçilmiş yeni başkanı sıfatıyla dünya liderleriyle görüşür vs. Trump ise seçim sonuçlarını tanımadı ve işleri tersine çevirebilecek hukuki davalar yoluyla seçim sürecinin halen devam ettiği iddia ediyor. Trump, yasal oylarla seçimi kazandığına dair elinde kanıt olmadan kazandığını açıklayarak Biden’ın acele ettiğini söylerken, Biden’ın kampanya sözcüsü Andrew Bates, Trump’ın Beyaz Saray’dan zorla çıkarılacağını ima ediyor, onu mütecaviz (davetsiz misafir) olarak niteliyordu.

2- Bugün Amerika’daki durum son derece tehlikelidir. Alman Savunma Bakanı bunu, “patlamaya hazır” olarak niteliyordu. Hatta bazıları, Trump yanlısı silahlı milislerin seçim merkezlerine saldırıp kaos çıkarabileceğini öngörüyordu. Bazı eyaletlerde birtakım taşkınlıklar yaşansa da böyle bir durum önemli ölçüde gerçekleşmedi. Başkanın hukuki davalar ve politik oyunlar yoluyla ikinci dönem beklentisi sürdükçe bu tür bir durum ertelenir gibi öngörülmektedir.

Öte yandan 10 Kasım 2020’de Aljazeera.net’in Washington Post gazetesinden aktardığına göre, “seçilmiş başkan Joe Biden’ın geçiş (iktidarı teslim alma) ekibi ile işbirliği yapmamaları, bundan uzak durmaları yönünde federal kurumlara talimat verilmiştir.” Ayrıca Trump yönetimi, Amerikan yasalarına göre ofisler kiralamak gibi giderler için seçilmiş adaya (yeni başkana) öngörülen mali ödeneklerin tahsisini reddetmiştir. Trump, 10.11.2020 günü gönderdiği Twitter mesajında, “seçim sonuçları önümüzdeki hafta başında belli olacak ve biz kazanacağız” demiştir. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Trump’ın ikinci döneminden söz etmiş, Cumhuriyetçi bir senatör ise bir hükümet yetkilisinin böyle bir açıklama yapmasının oldukça tehlikeli olduğunu söyleyerek tepki göstermiştir. Böylelikle Amerika Birleşik Devletleri, istikrarını ve toprak bütünlüğünü tehdit eden, belki de ciddi bir tehdide dönüşme potansiyeline sahip fiili bir kriz yaşamaya başlamıştır. Nitekim teknoloji şirketlerinin merkezi olan Kaliforniya başta olmak üzere uzun süredir demokratların oy ağırlığına sahip olduğu batı sahilindeki eyaletlerin Trump’ın ikinci dönemini kabul etmesi mümkün değildir. Çünkü Trump ikinci dönemi kazanması halinde, itibarını ve değerini oldukça düşüren ve tweetlerini yasaklayan bu teknoloji şirketlerine asla toleranslı olmayacağını söyleyerek tehditler savurdu. Buna paralel olarak Teksas başta olmak üzere Amerikan’ın büyük petrol ve enerji şirketlerinin merkezi olan güneydeki cumhuriyetçi eyaletler ise seçilmiş başkan Biden’ın kazanmasını kabul etmeyecektir. Çünkü Biden iktidarı teslim alır almaz Paris İklim Anlaşması’na geri dönmek için bir yürütme emri imzalamakla bu şirketleri tehdit etti.

Beşincisi: Hülasa, ABD’de yaşananlar üzerinde durulmaya, gidişatı ve gelişmeleri dikkatle değerlendirilmeye değerdir:

1- Amerika’nın uzun zamandır istismar ederek yararlandığı demokrasi, Başkan Trump’ın iktidarını korumak için giriştiği saçmalıkları hafifletmek için hukuki ve yasal gerekçeler adı altında günden güne açıkça yok ediliyor. Amerika artık tüm olasılıklara ve misillemelere açık bir durumda. Yeni başkan seçimleri kazanan aday Biden de olabilir, ikinci dönemini sürdürmek isteyen şimdiki başkan Trump da olabilir. Gelecek başkan hangisi olursa olsun, kaş yapayım derken göz çıkarırcasına diğer taraftan intikam alacaktır. Böylelikle Amerika iç sorunlar ve çalkantılara boğulmuş olarak kaos yolunda ilerlemektedir. Amerika’nın; Trump, cumhuriyetçiler ve yandaş şirketlerinin merkezi olan Teksas ile Biden, demokratlar ve yandaş şirketlerinin merkezi olan Kaliforniya arasında bölünme yoluna girmesi senaryosu da olasılık dışı değildir. Bu durum sadece Trump’ın kalan iki aylık iktidar dönemiyle sınırlı değildir, akabinde de devam edecektir.

2- Demokratik Kapitalist sistemin dezavantajları bu sistemin temelinde vardır. Basiretli gözler ve işiten kulaklar için bu husus gayet açıktır. Demokratik Kapitalist sistemin en bariz kıymetlerinden biri menfaatçiliktir, yani maddi çıkarlardır. Partisinin temsilciler meclislerindeki nüfuzuna göre doğrudan veya dolaylı olarak başkanı ve yetkileri belirleyen faktör budur. Dolayısıyla menfaatin derecesi ve niteliği ile belirlenen kararlar başkandan başkana değişkenlik gösterir. Filanca başkan kendince menfaat gördüğü bir şey için olumlu bir karar çıkarırken, kendisinden önceki veya sonraki başkan bunu kabul etmeyip olumsuz görebilir, engelleyebilir veya iptal edebilir. Fakat her iki durumda da demokratik kapitalist sistemi uyguladıklarını, beşeri anayasalarına bağlı kaldıklarını vurgularlar, ama her biri kendi hevasına göre hareket eder.

Örneğin, o dönemde yeni başkan olan Trump, 20.01.2017 günü iktidara gelir gelmez, Obama yönetiminin inşa ettiği her şeyi yıkmaya başlamıştı. Obamacare denilen sağlık sigortasını iptal etmiş, Amerikan petrol ve enerji şirketlerinin lehine bir karar alarak Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmiş, Amerika’da silah taşımayı yasallaştırmaya karşı açılan davaları reddetmiş, Amerikan teknoloji şirketlerine elektronik denetim gibi çeşitli kısıtlamalar dayatmak için çabalamış ve bunları Çin’e göndermeye çalışmıştı. Bütün bunlar, eski Başkan Obama’nın yaptıkları ve bunların tersine açıklamalar yapan seçimdeki rakibi Biden’ın aksineydi. Nitekim Biden sağlık sigortasını desteklemekte, silah taşımayı yasallaştırmaya çalışmakta, iktidara gelmesi halinde petrol şirketlerinin aleyhine bir çıkış olarak iklim değişikliği politikalarına dönerek partisi ve ülkesi için ilkeli siyaset izleyeceğini söylemektedir. Hatta daha da ileri giderek (çevreye zarar veren) şirketlere Trump’ın düşürdüğü ek vergileri yeniden getireceğini ifade etmektedir. Bu durum, arkasına teknoloji şirketlerini alan Biden’ı, petrol, enerji ve ayrıca devlet bütçesindeki paylarını toplamaya çalıştığı silah şirketlerine karşı şiddetli bir mücadeleye sokacaktır. Bilindiği gibi Amerika’nın dev petrol şirketleri Teksas’ta yoğunlaşırken dev teknoloji şirketleri Kaliforniya’daki Silikon Vadisi’nde toplanmıştır. Bu durum Cumhuriyetçi ve Demokrat partinin Teksas’a ve Kaliforniya’ya bakışına yansımaktadır.

Açılım ve “küreselleşme” isteyen teknoloji şirketlerinin sahipleri olan kapitalistlerin çıkarları ile kayıplarını durdurmak için Çin rekabetine karşı korunmak isteyen petrol, sanayi ve tarım şirketlerinin çıkarları işte böylece çakışmaktadır. Başkanlar ve avaneleri, rakipleri zararlı olduğunu düşünse bile (!) kendilerinin çıkarlarını gerçekleştireceğini düşündükleri menfaat ölçüsüne göre o veya bu şirketleri desteklemektedir. Tüm bu menfaat ve zarar sahipleri kapitalist sistemi uyguladıklarını söylerler. Tatbik edenlerin arzularına göre her iki ucun (menfaat-zarar) bu sistemde denk kabul edilmesi ne denli şerli olduğunu anlamaya yeterlidir!

3- Trump ile Biden arasındaki husumete kadar bu dezavantajların neden açıkça görülmediğine gelince; bunun üç sebebi vardır:

Birincisi, kazanan ve kaybeden hasımların her birinin halk arasında faydalandıkları geniş bir destekçi tabanı vardır. Menfaat ise kapitalizmdeki en büyük kıymettir. Aynı zamanda rakip başkan olduğu zaman, menfaatin yerini öldürücü darbe alacaktır. Şimdi olan da budur zaten.

İkincisi: Dünyada egemen olan nizamlar kapitalist nizamlardır ve bunlar Amerikan sisteminden bile beterdir. Bu nedenle, Amerikan vatandaşlarının diğer sistemlerle yaptığı herhangi bir karşılaştırma, onlara diğer rejimlerin kendi rejimlerinden daha kötü olduğu izlenimi verecek, ehven-i zarareyn diyerek kabul edeceklerdir!

Üçüncüsü: Amerika’nın ve kapitalist sistemin karşısında duracak bir nizam yoktur ki batıl nizamları karşısında hakkın nasıl olduğunu görebilsinler. Yeryüzünde İslam nizamı uygulanıyor olsaydı, tüm dünyayı hayır ve bereket, adalet ve huzurla doldurur, insanların kapitalist nizama güveni sarsılırdı. İslam’ın devleti olan, La İlâhe İllallah Muhammedün Rasûlullah devleti olan Hilafet Devleti’ni dört gözle beklerlerdi.

Son olarak deriz ki batılın bir sırası, hakkın nice sıraları vardır, hele ki Hilafet şafağının yeniden doğması, akabinde doğunun ve batının tağutlarının tahtlarının çökmesi uğrunda gecesini gündüzüne katan Hizb-ut Tahrir gibi ümmetin bir partisi varken. Azîm olan Allah doğruyu söylemiştir:

وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَاءَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ * وَلِيُمَحِّصَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَO günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.[Âli İmran 140]

H.05 Rabiu’s Sânî 1442
M.20 Kasım 2020

Devamını oku...

Kırgızistan’daki Olaylar

Soru Cevap

Kırgızistan’daki Olaylar

Soru: ““Bugün” Cuma günü Kırgızistan Parlamentosu Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un istifasını onayladı ve geçen hafta Başkent Bişkek’te ilan edilen olağanüstü halin (OHAL) kaldırılmasını kararlaştırdı.” [16.10.2020 Yeni Şafak Arabic] Kırgızistan’ın başkenti şiddetli protestolara tanık olmuş, protestocular hükümet binasını ele geçirerek, Rusya yanlısı Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un istifasını istemişti. Cumhurbaşkanı da istifa etti... Kırgızistan’da gerçekte neler oluyor? Rus etkisinin bu İslam ülkesinden çıkmasına ramak mı kaldı? Bu çatışmada Amerika’nın bir rolü var mı? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap: Yanıtın açıklığa kavuşması ve Kırgızistan’da gerçekte neler olup bittiğini anlamak adına aşağıdakilerin mutlaka izahatı gerekiyor:

Birincisi: Kırgızistan’ın genel durumu:

1- Kırgıziya ya da Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan gibi Orta Asya’daki diğer Müslüman ülkelerine ek olarak Orta Asya’daki bir Müslüman ülkesidir. Sınırları Doğu Türkistan tarafından Çin’e bitişiktir... Kırgızistan, 1876’dan beri Çarlık Rus işgali altındadır. Rus işgaline karşı Kırgızistan’da çeşitli devrimler gerçekleşti, ancak Rusya, devrimlerin düşük doğmasını sağladı. Ardından Kırgızistan, Sovyetler Birliği’nin bir cumhuriyeti haline geldi. Yani, 1876’dan 1991’e kadar doğrudan Moskova’dan yönetildi. Sovyetler Birliği parçalanınca, bağımsızlığını ilan etti. Fakat siyasi sınıf, sütle birlikte Rusya’ya sadakat şerbetini içmişti. Bu yüzden bağımsızlığından sonra da Rusya, Kırgızistan’da önemli bir etkiye sahip oldu...

2- Bağımsızlığından bu yana Kırgızistan’ı komünist parti liderleri yönetiyor. Maskelerini değiştirip, farklı isimler altında partiler kurmuştular. Doğrudan Moskova’nın talimatıyla hareket ediyorlardı. Fakat ABD, Rusya’nın 1990’lardaki güçsüzlük ve kendi kendine yeterlilik döneminde, bu politikacılara bazı sızmalar gerçekleştirdi. Oğul George Bush döneminde Neo-muhafazakârlar patlaması, Amerika’nın İslam’a savaş ilanı, Afganistan ve Irak’taki ABD savaşları sırasında Amerika, Orta Asya’ya sızdı. Oradaki yöneticiler ve siyasi güçlerle ilişkiler örgüsü dokumaya başladı. Bu çerçevede Afganistan savaşında askerlerine destek sağlamak amacıyla başkent Bişkek yakınlarında Manas askeri üssünü kurdu...

3- 2003 ve 2009 yılları arasında Amerika’nın Irak bataklığına gömülmesiyle eş zamanlı olarak, Vladimir Putin’in Moskova’da iktidar dizginlerini ele alışından sonra Rusya’daki yönetimde bazı kıpırdamalar oldu. Bu nedenle Amerika, 2014’te Bişkek yakınlarındaki Manas askeri üssünü dağıtmak zorunda kaldı. Buna karşılık Rusya, 2003’te kurduğu Kırgızistan’daki askeri üssünü güçlendirdi. 2015’de Kırgızistan, Amerika ile imzalanan işbirliği anlaşmasını tek taraflı olarak feshetti. “Kırgızistan Başbakanı Temir Sariyev, Kırgızistan hükümetine 1993’de ABD ile imzalanan ikili anlaşmayı feshetme emri verdi. Kırgızistan hükümetinden yapılan açıklamada, önümüzdeki 20 Ağustos itibariyle anlaşmanın geçerli olmayacağı belirtildi.” [22.07.2015 El Cezire] Böylece Rusya, Kırgızistan’dan Amerikan etkisini tamamen elimine etti. Kırgızistan’ı, 1992 yılında kuruluşundan bu yana Sovyetler Birliği’nin kalıntıları üzerine kurulan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne üye yaptı. Bişkek’te Amerikan etkisinin olduğu zamanlarda bile Kırgızistan üyeliğini devam ettirdi. Rusya ayrıca Kırgızistan’ı yaklaşık 2014 yılında kuruluşundan bu yana Avrasya Ekonomik Birliği’ne de kattı.

4- Yerel açıdan, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu bağımsızlığını kazanan çoğu ülkelerde olduğu gibi Kırgızistan’daki siyasi sınıfın da aşırı yolsuzluğu göze çarpıyordu. Bu yüzden Kırgızistan’da iktidar yarışı, çok geçmeden şiddetli bir çatışmaya evrildi. Nedeni, yarışçıların ümmetin zenginliklerinde otlanma arzusudur. Bununla birlikte, herhangi pastoral bir kavramın yokluğu insanları çobansız başıboş bırakıyordu. Yolsuzluk çok derinlerde olduğu için 2005 yılında Kırgızistan halkı, bağımsızlığından bu yana iktidarda olan Cumhurbaşkanı Akayev’e karşı devrime kalkıştı. Bunun üzerine Akayev, Rusya’ya kaçtı. 2010 yılında da halk, Cumhurbaşkanı Bakiyev’e karşı ayaklandı. Keskin öfke dalgasına şiddet eylemleri karıştı. Onlarca kişi hayatını kaybetti. Şiddet eylemleri, güvenlik güçlerinin ülkenin güneyine kaçan, daha sonra oradan Kazakistan’a geçen Cumhurbaşkanını devirmesiyle sona erdi. Ardından Cumhurbaşkanı Atambayev, ülkenin geçici Cumhurbaşkanı olarak atandı...

5- Rusya, Orta Asya’da İslam ve Müslümanlara karşı koşulları tutuşturuyor, Sovyet döneminde yetişen yöneticileri bu konuda aparat olarak kullanıyordu. Buna rağmen bağımsızlığından önce ve sonra Kırgızistan’da İslami düşünce tekrar yayılmaya başladı. Güçlü bir faaliyette bulunan Hizb-ut Tahrir, İslam ile yönetmeye ve İslami Hilafeti kurmaya çağırıyordu. Özellikle coğrafi olarak Fergana Vadisi’nin bir parçası olarak görülen Güney bölgelerindeki faaliyetleri dikkat çekiyordu. İslam kindarı Rusya’nın talimatıyla Kırgızistan yetkilileri, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerindeki tiranlar gibi, partinin faaliyetlerine aşırı zorbalıkla karşı koydular. Rusya ve takipçilerinin şiddetli saldırganlığına rağmen halen İslam, Kırgızistan’da birçok bölgede kayda değer etkinliğini sürdürüyor.

İkincisi: Başkent Bişkek’teki son kargaşalar:

1- 2017’den bu yana ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov, son parlamento seçimlerinde, anayasayı değiştirme imkânı veren çoğunluğu elde etmek, böylece anayasal görev süresi bittikten sonra yeniden aday olmak için plan çizdi. Zira hâlihazırdaki anayasa, sadece altı yıllık bir cumhurbaşkanlığı görev süresi öngörüyordu. Bu nedenle, 4 Ekim 2020’deki parlamento seçimlerinde Cumhurbaşkanı yanlısı ve yakın partilerin ezici zafer elde ettikleri açıklandı. 16 partiden yalnızca dördü, (yüzde 7’lik) seçim barajını geçti. Yani, Ceenbekov’un planına göre yeni parlamento (120 üye) iktidar yanlısı ve yakın partilerden oluşması gerekiyordu. “Kırgızistan Merkez Seçim Kurulu, seçimlere katılan 16 siyasi partiden 4’ünün 120 sandalyelik yeni parlamentoya girmeye hak kazandığını açıkladı. Parlamentoda temsil edilmeyen 12 partinin destekçileri, seçim sonuçlarına itiraz etmek için gösteriler düzenlediler.” [06.10.2020 Daily Sabah] Bu plan, barajı geçemeyen diğer partilerin siyasi haklarını gasp ediyordu. “Hezimete uğrayan 12 parti, seçim sonuçlarını tanımadıklarını belirten ortak bir bildiri yayınladı...” [06.10.2020 TRT Arabic]

2- Böylece sabahın erken saatlerinden itibaren seçim sonuçlarını kabul etmeyen siyasi partilerin destekçileri, Ala-Too Meydanı’na ve hükümet binasının önüne akın ettiler. Sonra bu öfkeli grup, hükümet binasına saldırdı, binayı ele geçirdi. Meclis ve cumhurbaşkanlığı ofisini de işgal etti. Ayrıca bazı gruplar, cezaevlerini bastılar ve belli tutukluları salıverdiler. Başkent Bişkek’teki Ulusal Güvenlik Komitesi binası da saldırıya uğradı. Yolsuzluk suçlamasıyla 11 yıl hapis cezası alan ve orada hücrede yatan eski Cumhurbaşkanı Atambayev serbest bırakıldı. Sadır Caparov da salıverildi. Mahkeme de 2013 yılında adam kaçırma suçundan beraatına karar verdi. Oysa bu suçtan dolayı cezaevinde yatıyordu.  Başkente paralel olarak, hükümeti kınamak ve Cumhurbaşkanını istifaya çağırmak amacıyla il merkezlerinde çok büyük kitlesel mitingler yapıldı. Cumhurbaşkanının düştüğü güney bölgelerde Cumhurbaşkanı yanlısı mitingler gerçekleşti, ancak istifaya çağıranlar düzeyine erişemedi.

3- Protesto dalgası, geniş bir alanı kuşattı. O derece ki devleti ürküttü. Bu yüzden Başbakan ve Meclis Başkanının yanı sıra bazı illerin Belediye Başkanları istifasını sundular. Cumhurbaşkanı Ceenbekov ortadan kayboldu. Beraberinde güvenlik güçleri de sokaklardan çekildiler. Cumhurbaşkanı internet üzerinden gizli bir yerden açıklamalar yapmaya başladı. Güvenlik güçlerine protestoculara saldırmama emrini verdiğini açıkladı. Muhalefeti darbe yapmak ve iktidarı ele geçirmekle suçladı. Uzlaşmaya hazır olduğunu ilan etti. Merkez Seçim Kurulundan usulsüzlükleri soruşturmasını ve gerekirse seçim sonuçlarının iptal edilmesini istedi. Cumhurbaşkanı karşıtı protestoların güçlü ve şiddetli olduğunun bir göstergesi olarak “Ceenbekov, tarafları sabırlı ve ölçülü olmaya çağırdı. Yazılı açıklama ile gençlere seslenen Ceenbekov, Siz gençler, söz ile değil iş ile Kırgızistan ülkesinin ve değerlerinin iktidar mücadelesinden daha çok değerli olduğunu gösterdiniz. Amacımız, Kırgızistan’da barışı ve asayişi sağlamaktır. Eminim bu durumdan ortak çabalarla çıkacağız. Gece boyunca uyumadan vatandaşlık sorumluluğunu yerine getiren gençlere teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.” [07.10.2020 Haberler AR.com]

4- Daha sonra Merkez Seçim Kurulu, seçim sonuçlarının iptal edildiğini açıkladı. Muhalefet partileri, Muhalefet Güçleri Koordinasyon Kurulu kurdular. Başkent Bişkek’te bir otelde düzenlenen parlamentonun olağanüstü oturumu sırasında kurul, Sadır Caparov’u yeni başbakan olarak atadı. Muhalefet Caparov’u hapisten kurtardı. “Muhalefet partileri, acil oturum sırasındaki oylama sonrası, istifasını sunan eski başbakan Kubatbek Boronov’un yerine Sadır Caparov’u yeni başbakan olarak atadılar. Mevcut parlamentonun, yeni parlamento seçilene kadar çalışmasına devam edeceğini belirttiler.” [13.09.2020 Russia Today] Çarşamba günü 120 milletvekilinden 80’den fazla milletvekili, parlamentonun olağanüstü oturumuna katıldı. Önerilen hükümetiyle birlikte Caparov’un göreve atanmasını onaylamak için oylama yaptılar. Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre daha sonra Ceenbekov, hükümeti ile birlikte Caparov’un başbakan olarak atanmasını onaylayan bir kararname imzaladı...” [14.10.2020 El Meyadin]

5-“ “Bugün” Cuma günü Kırgızistan Parlamentosu, Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un istifasını onayladı ve geçen hafta Başkent Bişkek’te ilan edilen olağanüstü halin (OHAL) kaldırılmasını kararlaştırdı. Ceenbekov, Başbakan Sadır Caparov ve Meclis Başkanı Kanat İsayev’in katıldığı oturumda, Cumhurbaşkanının istifası ve olağanüstü hal kararının kaldırılması oybirliğiyle kabul edildi. Oylamadan önce Ceenbekov, parlamento üyelerine hitaben yaptığı son konuşmasında, ülkede barışı sağlamak ve toplumda bölünmeyi önlemek için görevinden ayrılmaya karar verdiğini belirtti...” [16.10.2020 Yeni Şafak Arabic] Böylece, “Kırgızistan Başbakanı Sadır Caparov, dün Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un istifasını “sunmasının” ardından Cumhurbaşkanı yetkilerini devralmasıyla birlikte otoritesini güçlendirdi. Ülkenin dış politikasını koruyacağını vaat etti. Caparov Cuma günü parlamentoda yaptığı konuşmada, “Allaha hamdolsun, güç değişimi barışçıl bir şekilde gerçekleşti. Dış politikayı ve diğer önemli eğilimleri korumak için elimden gelen çabayı göstereceğim... dedi.” [16.10.2020 Sputnik]

Üçüncüsü: Kırgızistan’da Rus etkisi:

1- Kırgızistan’da Rus etkisi güçlü ve çok yönlüdür. Rusya, Amerika’nın askeri üs inşa ettiği bir zamanda Kırgızistan’da bir askeri üs inşa etti. Bu nedenle Rus etkisi, Amerika’nın Kırgızistan’a bazı sızmalarda bulunduğu bir dönemde bile Kırgızistan’dan ayrılmadı. Rusya 2003 yılında bir askeri üs inşa etti. “Kırgızistan’da Rusya’ya ait Kant hava üssü, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne bağlı Toplu Hızlı Dağıtım Gücü’nün bir havacılık bileşeni olarak Ekim 2003’te açıldı. Temel görevi, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü üyesi ülkelerin yer operasyonları için hava desteği sağlamaktı. Üsse, Su-25SM uçağı ile Mi-8MTV helikopterleri konuşlandırıldı. [28.03.2019 Russia Today] Aynı gün Perşembe günü, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Kırgızistan’ın başkentine yaptığı ziyaret sırasında Moskova ve Bişkek, bir protokol imzaladı. Protokol, Kırgızistan’daki Rus askeri üssü ile ilgili olarak iki ülke arasındaki anlaşmaya bazı değişiklikler getiriyor. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuri Ushakov yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bir dizi anlaşma imzalandı. Bu anlaşmalar arasında Kırgızistan’daki Rus askeri üssünün durumu ve koşulları ile ilgili 2012 anlaşmasında değişiklik yapılmasını öngören bir belgenin imzalanması da yer alıyor... Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de yaptığı açıklamada “Kırgızistan’daki Rus askeri üssü, Orta Asya’nın güvenlik ve istikrarı için önemli bir faktördür. Kırgızistan’ın savunma becerisine katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı. Bu üste Sukhoi-25 tipi savaş uçağı ve Mi-8 tipi helikopterler bulunuyor...” [28.03.2019 Ed Dustur] Böylece Kırgızistan Cumhurbaşkanı Ceenbekov, Rusya’ya tamamen sadıktı. Kolektif Güvenlik Antlaşması içinde Rusya ile koordinasyon halindeydi. Askeri üssün geliştirilmesi gibi Rusya’nın istediği her şeye itaat ediyordu.

2- Ama Rusya, Amerika ile bağlantıları olan bazı muhalefet partilerinin, Bişkek’teki yönetim dizginlerini eline almasından ve Rusya’nın oradaki münhasır etkisini kırmasından aşırı derecede korkuyor. Rusya, düşman olmamaları için Kırgızistan’daki muhalefet partilerinin çoğuyla ilişkiler kurdu. Bu partilerden bazıları Rusya’ya sadıktı ve nüfuz alanının dışında değillerdi. Ancak dış güçlerin çatışmaya karışmasını engellemek ve kritik anlarda müdahale edebilecek güvenlik birimlerinin dizginlerini elinde tutmak için iktidar mücadelesini izliyordu. “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Kırgızistan’daki anlaşmazlığın tüm taraflarıyla iletişim içinde olduklarını ve demokratik süreçlere dönülmesini umduklarını ifade etti.” [07.10.2020 El-Cezire] Rusya’nın korkusunu artıran şey, yanlısı güçler arasında ara sıra şiddetli çatışmaların patlak vermesidir. Nitekim dönem dönem buna tanıklık ediliyor, özellikle de son günlerde 2017’den bu yana ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un, anayasal görev süresi bittikten sonra yeniden aday olabilmek için seçim sonuçlarını manipüle etme girişimi sonrası. Dolayısıyla özellikle seçimlerin maniple edildiği açığa çıkınca kargaşaların yaşanması, nispeten az olsalar bile Amerika’nın takipçilerine istismar olanağı sağlar ve Rusya’yı zor durumda bırakır...

3- Orijinalde Rusya’nın pozisyonu, yanlısı cumhurbaşkanları aleyhindeki protestolara karşı olmaktır. Orijinalde Rus pozisyonu budur. Ancak ne var ki, çıkarlarını korumak için tersi bir pozisyona mecbur kalırsa, o zaman durumun kontrolünden çıkmasına izin vermez. “Kremlin bugün ülkedeki durumu keşmekeş ve kaos olarak tanımladı. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Kırgızistan’da hükümetin tamamen yıkılmasını önlemek için Rusya’nın güvenlik anlaşmasından doğan yükümlülükleri bulunduğunu belirtti.” [08.10.2020 El-Cezire] Kırgızistan’da güvenlik güçlerini kontrolünde tutan Rusya, Amerika ve takipçileri ile temas halinde olan partilerin Bişkek’teki sahnenin aktörü olmasına izin vermez. Rusya, istifa imasında bulunan ve çıkarları doğrultusunda buna karar verene kadar istifa etmeyen Cumhurbaşkanı Ceenbekov asasını elinde tutuyordu. Bu yüzden Rusya, bu hafta Ceenbekov ve Caparov ile görüşmeler yürütmek ve sosyo-politik durumu yakından incelemek amacıyla Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Dmitry Kozak’ı Kırgızistan’a yolladı... “Rus Büyükelçiliği dün Salı günü yaptığı açıklamada, Kozak’ın ziyareti sırasında Kırgızistan’ın gelecekteki gelişimi hakkında “Devlet Başkanının temel rolüne” vurgu yaptı.” [14.10.2020 El Meyadin] Tüm bunlar, gerekli önlemleri alması içindi. Bununla birlikte, Rusya’nın doğrudan askeri müdahalede bulunması pek olası değil. Zira takipçilerinin, Kırgızistan’da işlerin dizginlerini ellerinde tutabileceklerini düşünüyor. Güvenlik güçleri avucunun içinde. Bir cumhurbaşkanını takipçilerinden birisiyle değiştirmek istemesi, bir işaretine bağlıdır, özellikle de çoğu siyasi gücün takipçilerinden olduğu düşünülürse!

4- Şuan protestolar daha da arttı. Bu nedenle Rusya, “ortamı yatıştırmak için” 14 Ekim 2020’de parlamentoda iktidara geri dönmesi için yapılan oylama sonrası, Kırgızistan Cumhurbaşkanının, 11 yıl hapis cezası alan ve yakın zamanda destekçileri tarafından hapishaneden çıkarılan Sadır Caparov’un başbakan olarak atanmasını onaylamasını istedi... Çarşamba günü 120 milletvekilinden 80’den fazla milletvekilinin hazır bulunduğu parlamentonun olağanüstü oturumunda, Caparov’un önerilen hükümetiyle birlikte göreve atanmasını onaylamak için oylama yaptılar. Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre daha sonra Ceenbekov, hükümeti ile birlikte Caparov’un başbakan olarak atanmasını onaylayan bir kararname imzaladı...” [14.10.2020 El Meyadin]

5-““Bugün” Cuma günü Kırgızistan Parlamentosu Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un istifasını onayladı ve geçen hafta Başkent Bişkek’te ilan edilen olağanüstü halin (OHAL) kaldırılmasını kararlaştırdı. Ceenbekov, Başbakan Sadır Caparov ve Meclis Başkanı Kanat İsayev’in katıldığı oturumda Cumhurbaşkanının istifası ve olağanüstü hal kararının kaldırılması oybirliğiyle kabul edildi. Oylamadan önce Ceenbekov, parlamento üyelerine hitaben yaptığı son konuşmasında ülkede barışı sağlamak ve toplumda bölünmeyi önlemek için görevinden ayrılmaya karar verdiğini belirtti...” [16.10.2020 Yeni Şafak] Böylece, “Kırgızistan Başbakanı Sadır Caparov, dün Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un istifasını “sunmasının” ardından Cumhurbaşkanı yetkilerini devralmasıyla birlikte otoritesini güçlendirdi. Ülkenin dış politikasını koruyacağına söz verdi. Caparov Cuma günü parlamentoda yaptığı konuşmada, “Allah’a hamdolsun, güç değişimi barışçıl bir şekilde gerçekleşti. Dış politikayı ve diğer önemli eğilimleri korumak için elimden gelen çabayı göstereceğim...” dedi.” [16.10.2020 Sputnik]

Dördüncüsü: Amerika’nın rolü:

1- Amerika’nın konumu, netti. Rusya ve Kırgız otoritesini zor durumda bırakmak için seçimlerde yaşananları istismar etmeye kalktı. “ABD, Kırgızistan’daki taraflara şiddetten kaçınma ve seçim anlaşmazlığını barışçıl yollarla çözme çağrısı yaptı. Seçimlere gölge düşüren ve büyük protestolara yol açan uygulamaları endişe ile izlediğini dile getirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü AFP’ye verdiği demeçte, “Tüm tarafları şiddetten kaçınmaya ve seçim anlaşmazlığını barışçıl yollarla çözmeye çağırıyoruz” dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı, AGİT destekli bir gözlem misyonunun “Seçimlere gölge düşüren oy satın alma işlemi hakkında güvenilir bilgilere ulaştığını” belirtti” [07.10.2020 El-Cezire] Bu, Kırgızistan’ın yaşadığı yeni koşullar ve siyasi belirsizliğin, Amerika’ya bu ülkeye nüfuz etmek için uygun atmosfer sağladığı anlamına geliyor. Bazı muhalefet partileri ile bağlantılarının olduğu kuşkusuz. Bu yılın başlarında meclis adaylarını ve dernekleri desteklemek ve böylece takipçileri için bazı nüfuz yaratmak amacıyla 60 milyon dolar nakit para yardımında bulunmakla suçlandı.

Buna ek olarak George Soros Vakfı da, Rus etkisinin hâkim olduğu bir ülkede istikrarı sarsmak için bazı para yardımında bulundu. 10 Ocak 2020 tarihli Time Entertainment sitesine göre, bu para yardımları, Ceenbekov hükümetinden habersiz gerçekleşiyordu.

2- Amerika’nın Kırgız muhalefeti içinde takipçileri var, ancak azlar ve bugün bile Kırgızistan’daki Rus etkisini yok edecek kadar etkili değiller. Fakat Rusya’nın iktidar yarışına giren takipçileri arasındaki uyumsuzluğu istismar etmek için aktif bir şekilde çalışıyorlar. Eğer Rusya, durumu sakinleştirmek için Ceenbekov’a istifa etmesini emretmemiş, sonra da gözleri önünde gerçekleşen seçimlerden sonra diğer adamını atamak için çalışmamış olsaydı, ABD takipçilerinin başarıya ulaşmalarına ramak kalırdı!

Beşincisi: Ezcümle

1- Kırgızistan’daki yönetişim mücadelesi, öncelikle yerel bir mücadeledir ve bu Müslüman ülkedeki siyasi sahnenin öncülerindeki yönetişim zihniyetinin olgunlaşmamış olmasından kaynaklanıyor. Bu sebeple özü etnik, bölgeselcilik veya kabilecilik olan çatışmalar ve çekişmeler patlak veriyor. Uzmanlara göre genel isimlerle adlandırılsalar da muhalefet partileri ve yandaşların eğilimleri etnik, bölgeselcilik veya kabilecilik özünden dışarı çıkmaz. Bu çatışma, bu durumda, Rusya’nın büyük etkisini bu küçük cumhuriyetten çıkarmayı amaçlamıyor. Rusya, parlamento seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından patlak veren bu kaos ortamında ABD’nin muhalefet partileriyle temasından korkuyor. Yine Amerika’yı Kırgızistan’dan çıkarmak için elinden geleni sarf ettikten sonra tekrar bir dayanak bulmasından, yeniden nüfuz kazanmasından, Kırgızistan ve çevresinde Rusya’ya karşı çalışma yürütmesinden korkuyor.

2- Kırgızistan ve diğer ülkelerdeki Müslümanların durumu bu şekilde devam edecektir. Çünkü ümmeti dipsiz uçurumdan dipsiz uçuruma götüren ve sadece kişisel çıkarlarını umursayan kötü yöneticiler yönetiyor. İktidarı bir ganimet olarak görüyorlar. Bu yöneticileri atayan ya da sömürgeci kâfirin ataması karşısında sessiz kalan ümmete yönelik herhangi bir pastoral bakış açısına sahip değiller. Ümmet ve ümmet içindeki güçlü sınıf, uykusundan uyanana dek durum bu şekilde devam edecektir. Sonra uyanan ümmet, bu yöneticileri kovacak, Müslüman ülkelerden sömürgeci kâfirin kökünü kazıyacak, devletini, Hilafet Devletini dini temel üzerine oturtacak, Allah’ın indirdikleriyle hükmedecek, iyi bir yaşam ve Allah’ın izniyle cennete götüren bir yönetici atayacaktır.

يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ * وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ   "İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele." [Saf 12-13]

H.01 Rabiu’l Evvel 1442
M.18 Ekim 2020

Devamını oku...

Soru Cevap: Namazda Aralıklı Durmak Bidattır!

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fıkhî” Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi

Soru Cevap

Namazda Aralıklı Durmak Bidattır!

Erkek ve bayan kardeşlerim; (Ferid Saad, Useyd Selim, Safa Muhammed, Hassan Yaser, Nasır İslam ve El-Riyahi Ebu Fatıma’ya)

Hakkında sormuş olduğunuz Cuma namazı hakkındaki cevap aşağıdaki şekildedir:

1-Daha önce, yani H. 02 Şaban 1441 M. 26/03/2020 tarihinde Cuma namazı hakkında bir cevap yayınladığımız gibi yine aynı şekilde H. 18 Şaban 1441 M. 11 Nisan 2020, sonra H. 17 Şevval 1441 M. 08/06/2020 tarihinde de yayınladık. Dolayısıyla bunlar, sizin sorularınız için yeterlidir. Nitekim bu cevaplarda şöyle geçmektedir.   

Birincisi: H. 02 Şaban 1441 M. 26/03/2020 tarihindeki cevabımızda şöyle geçmektedir:

(…Cuma namazına gelince; Cuma namazı farzı ayndır. إِذَا نُودِي لِلصَّلاَةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ“Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın.” [Cuma 9] Ayetteki emir, farziyet ifade eder. Mubah bir işten nehyeden bir karinenin varlığı, talebin kesin olduğunun delilidir. El Hâkim, Müstedrek Ala Sahihayn adlı eserinde Tarık b. Şihab’tan, Ebu Musa’dan rivayet ettiğine göre Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: الْجُمُعَةُ حَقٌّ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ فِي جَمَاعَةٍ إِلَّا أَرْبَعَةٌ: عَبْدٌ مَمْلُوكٌ، أَوِ امْرَأَةٌ، أَوْ صَبِيٌّ، أَوْ مَرِيضٌ“Cuma namazı kılmak; köle, kadın, çocuk ve hasta hariç, her Müslümana vaciptir.” [El Hâkim, hadis şeyhaynin şartına göre sahihtir dedi] Cuma namazı, korku içinde olana da farz değildir. Zira İbn Abbas Radıyallahu Anhuma, Nebi  SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet ettiğine göre مَنْ سَمِعَ النِّدَاءَ فَلَمْ يُجِبْهُ فَلَا صَلَاةَ لَهُ إلَّا   مِنْ عُذْرٍ، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ وَمَا الْعُذْرُ؟ قَالَ: خَوْفٌ أَوْ مَرَضٌ“Kim, ezanı işitir de bir özrü olmadığı halde icabet etmezse, onun namazı yoktur.” Sahabe: Ey Allah’ın Rasûlü özür nedir? Diye sordu. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de “Korku ve hastalık” yanıtını verdi.” [Beyhaki, Süneni Kübra’da tahriç etti] Buna göre Cuma namazı, hakkında istisna kılıcı şeri bir nassın gelmiş olduğu kimseler hariç her Müslümana farzdır...) Bitti.

İkincisi: H. 18 Şaban 1441 M. 11 Nisan 2020 tarihindeki cevabımızda şöyle geçmektedir:

(... Subhanehu şöyle buyurmuştur: يَا أيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ  “Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” [Cuma 9] Dolayısıyla mani olunmaksızın namaza koşar. فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ “Hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın.” Dolayısıyla Müslüman, namaz için koşar, kendisine mani olunmaz… Yani Cuma namazı, evler gibi engellemenin caiz olduğu özel yerlerde kılınmaz... Bu nedenle cevapta, yöneticilerin camileri kapatmasının ve oralarda namazı yasaklamalarının caiz olmadığı, bu yöneticiler için büyük bir günahın olduğu ifadesi yer aldı. Buna göre yöneticiler, camide Cuma namazı kılınmasını yasaklarsa ve evlerden başka da namaz kılınacak bir yer yoksa, o zaman evde dört rekat öğle namazı kılınır. Bu durumda cevapta da belirtildiği gibi camileri kapatan devlet, büyük bir günah işlemiş olur.

Sebeplere tutunma konusuna gelince, doğrudur, ama tabii ki Şeriata aykırı davranmadan. Burada hasta birinin Cuma namazına gitmemesi, sağlıklı kişilerin gitmesi sebeplere tutunmadır... Soru cevapta, sağlıklı kişilerin namaz kılması için camilerin kapatılmaması, bulaşıcı hastalığa sahip hastaların namaza katılımını önlemek için tedbirlerin alınması gerektiği konusunda yeterli açıklayıcı net bilgi mevcut... Sağlıklı insanlar, korona hastası olabilir ama semptomları görünmeyebilir, bu yüzden herkes camilerden alıkonulur yani yeryüzü sakinlerine camiler yasaklanır denilmez. Çünkü bu söylem, hüccete hatta zannı galibe bile dayalı değildir!!...) Bitti. 

Üçüncüsü: 08/06/2020 tarihindeki cevabımızın sonunda şöyle geçmektedir:

(Altıncısı: Yukarıdakilerin özeti şu şekildedir:

1- Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in namaz için açıkladığı keyfiyeti değiştirmek, bidat sayılır. Bu durumdaki şeri hüküm şöyledir; sağlıklı biri, her zamanki gibi arada boşluklar olmadan yapışık saflarda namaz kılmak için camiye gider. Bulaşıcı hastalıklı biri camiye gitmez, dolayısıyla başkalarına bulaştırmaz.

2- Eğer devlet camileri kapatır, sonra da sağlıklı insanların Cuma ve cemaat namazları için camilere gitmesini yasaklarsa, Cuma ve cemaat namazını iptal etmesinden ötürü büyük bir günah işlemiş sayılır. Camiler, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in açıkladığı gibi namaz için açık kalmaya devam etmelidir.

3- Keza devlet, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in belirlediği keyfiyete uygun olarak namaz kılanları namazdan alıkoyarsa, dahası, özellikle de semptomları olmadan bulaş korkusuyla yanındakinden bir ya da iki metrelik mesafeyi namaz kılana zorunlu tutarsa, yine büyük bir günah işlemiş sayılır.

Bu konuda benim tercih ettiğim şeri hüküm budur. Allah en iyisini bilir ve en iyi hüküm verendir... Allah’tan Müslümanları işlerinin en düzgün olanına hidayet etmesini, emrettiği gibi Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya ibadet etmelerini, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yoluna bağlanmalarını, sapmadan Raşidi Hilafetin kurulması ile Hanif Şeriatı ikame etmelerini diliyorum... Şüphesiz bunda Allah’ın izniyle iyilik ve zafer vardır. Yeryüzünde ve gökyüzünde hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz. O, Aziz ve Hâkimdir.) Bitti.

Dördüncüsü: Yukarıda geçenlerden de anlaşıldığı üzere Cuma, farzı ayndır. Dolayısıyla cumanın, daha önceki cevaplarımızda açıkladığımız gibi safların şeri olarak sık tutulmasıyla birlikte Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in rükunlarını ve sıhhatinin şartlarını açıkladığı şekliyle eda edilmesi gerekir… Otoritenin bu şekilde kılınmasını engellemesi halinde otorite büyük bir günah işlemiş olur. İster bu devletin camileri kapatması şeklinde olsun isterse şeri olarak kılınmasını yasaklaması şeklinde olsun fark etmez…

Çünkü Cuma, fazı ayndır. Dolayısıyla mükellef olan tüm Müslümanların, ona koşması ve rükünleri ve sıhhatinin şartlarıyla birlikte saflarını sıklaştırarak şeri olarak cumayı eda etmesi gerekir… Şayet fiziksel bir engelden veya zalim bir yöneticinin cumanın şeri olarak kılınmasını engellemesinden, dahası namaz kılanlara aralıklı durmayı dayatarak bidat işlemeye zorlamasından dolayı bunu yapmaya güç yetiremiyor ve namaz kılan da bunu engelleyemiyorsa, onu gücü yettiği kadarıyla eda etmesi gerekir ve zalim yönetici ise günah işlemiş olur…       

Buhari ve Müslim Rahımehumullahu Teala, Ebi Hureyre Radıyallahu Anhu’dan tahriç ettiklerine göre Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: وَإِذَا أَمَرْتُكُمْ بِأَمْرٍ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ “Size bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz.” [Lafzı Buari’ye aittir.] Şayet bir Müslüman, (farzı ayn) Cuma namazını safları sıkı tutarak kılmaya güç yetirebiliyorsa, bu şekilde kılması vaciptir. Çünkü gücü yettiği halde namazı aralıklı kılmak bidattir. Yok eğer gücü yetmiyorsa otorite günah işlemiş olur. Bu durumda namazı gücü yettiği şekilde kılmalıdır. Nevevî “Ölümü: H. 676” (el-Minhâc Şerhu Sahîh-i Müslim b. Haccâc) adlı kitabında, lafzı Müslim’e ait olan bu hadisin şerhinde şöyle demiştir: Ebi Hureyra’dan Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: فإذا أَمَرْتُكُمْ بِشَيْءٍ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ “Size bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz.” Dolayısıyla bu, İslam’ın önemli kaidelerinden ve Sallallahu Aleyhi ve Selem’e verilen Cevâmiu’l-kelim’den bir tanesidir. Dolayısıyla da buna, çeşitleriyle birlikte namaz gibi sayısız hükümler girer. Dolayısıyla bazı rükunlarını ve bazı şartlarını yerine getirmekten aciz kalması durumunda geri kalanları yerine getirir…Allah daha iyisini bilir.] Bitti.     

Beşincisi: Soru soran kardeşlerimin üzerine düşen, farzı ayn olmasından dolayı Cuma namazına koşmalarıdır. يَا أيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ  “Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” [Cuma 9] Nebi Sallallahu Aleyhi ve Selem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: الْجُمُعَةُ حَقٌّ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ فِي جَمَاعَةٍ إِلَّا أَرْبَعَةٌ: عَبْدٌ مَمْلُوكٌ، أَوِ امْرَأَةٌ، أَوْ صَبِيٌّ، أَوْ مَرِيضٌ“Cuma namazı kılmak; köle, kadın, çocuk ve hasta hariç, her Müslümana vaciptir.” [El Hâkim, hadis şeyhaynin şartına göre sahihtir dedi.] Dolayısıyla Cuma namazı, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Selem’in açıkladığı şekilde saflar sıkı tutularak kılınmalıdır. Şayet otoritelerin engellemesinden ve onları aralıklı durmaya zorlamasından dolayı bunu yapmaya güç yetiremiyorlarsa, güçleri yettiği şekilde kılmaları ve Allah’ın lütfu ve yardımıyla eksiksiz bir şekilde şeri hükümleri tatbik edecek olan Raşidi Hilafeti ikame etmek için ciddi bir şekilde çalışmaları gerekir…

Bunun yeterli olduğunu ümit ediyorum. En iyi bilen ve hüküm veren Allah’tır.

Kardeşiniz
Ata İbn Halil Ebu Raşta

H. 27 Saferul Hayr 1442
M. 14 Ekim 2020

Soru-cevap için Emir’in (Allah onu korusun) aşağıdaki Facebook sayfasıyla bağlantı kurabilirsiniz:

www.facebook.com/HT.AtaabuAlrashtah/posts/2763676670545006

Devamını oku...

Doğu Akdeniz’de Türk-Yunan Çatışması

Soru Cevap

Doğu Akdeniz’de Türk-Yunan Çatışması

Soru:

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, 8 Ekim 2020 günü Türkiye ile Yunanistan arasında yeni bir anlaşmaya varıldığını açıkladı. Turkeyalaan sitesine göre “Slovakya’da düzenlenen Bratislava Küresel Güvenlik Forumu’na (GLOBSEC) katılmak üzere bu ülkeye giden Çavuşoğlu, Yunan mevkidaşı Nikos Dendias ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada istikşafi görüşmelerin yapılmasında mutabık kaldıklarını söyledi. Ev sahipliğini Türkiye yapacağı için bu toplantılarla ilgili bazı tarih önerilerinde bulunacaklarını belirtti...” [08.10.2020 turkeyalaan.com] Bunun öncesinde Türkiye, Yunanistan ile ilişkilerinde büyük bir krize neden oldu. Türkiye savaş gemileri eşliğinde Türk sondaj gemisini yollayarak Yunanistan’a adeta meydan okudu. Türkiye-Yunanistan arasındaki bu krizin hakikati nedir? Bu krizde uluslararası tutumların gerçekliği nedir? Krizin arkasında Amerika mı var? Yoksa Türkiye tek başına mı hareket ediyor? Başlarda yaşanan ve daha sonra müzakere mutabakatı ile sona eren bu büyük gerilimi nasıl yorumlayabiliriz? Teşekkür ederim.

Cevap:

Türk-Yunan krizini, nedenleri, Türkiye’deki iç siyasete dönük yansımaları, ekonomik ve uluslararası boyutları açısından değerlendirmek lazım. Bunu anlamak için, geçen yüzyılın ilk çeyreğinde imzalanan Lozan Anlaşması’ndan başlayarak aşağıdaki konulara bir göz atmak gerekiyor:

Birincisi: Lozan Anlaşması:

1- Türkiye, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahiptir. Ancak asrın mücrimi Mustafa Kemal temsilcilerinin, İstanbul’daki Hilafetten ayrılan Ankara-TBMM Hükümeti adına 24 Temmuz 1923’te imzaladığı Lozan Anlaşması, Türkiye’yi Ege Denizi’ne hapsetti. Kıyıları neredeyse Ege Denizi’ne bitişiktir. Ege Denizi’ndeki adaların tamamı ya da çoğu, Yunanistan’a aittir! Mustafa Kemal, temsilcilerini İsviçre’nin Lozan kentine göndermiş, İstanbul’daki Hilafetten ayrılan Ankara hükümetinin, müttefikler ile istedikleri anlaşmayı imzalayabileceklerini önermiş, böylece İngiltere, Fransa ve diğer ülkelerin temsilcileri ile Ankara-TBMM hükümeti adına İsmet İnönü başkanlığındaki Mustafa Kemal’in temsilcileri arasında İsviçre’de Lozan Anlaşması imzalanmıştı.

2- Mustafa Kemal ve temsilcilerinin kabul ettiği bu anlaşmada, 12. Madde dâhil olmak üzere inanılmaz maddeler yer alıyordu. İşte bu maddeye göre Ege adalarının tamamı veya çoğu, Yunanistan’a bağlandı. Oysa bazı adalar, Yunanistan’a yaklaşık 600 km uzaklıktayken, Türkiye anakarasına sadece 2 km uzaklıktadır, tıpkı Meis adası gibi. Kastellorizo olarak adlandırdıkları ve Yunanistan’a ait olan Meis adası, Antalya-Kaş ilçesinin hemen karşısındadır. Söz konusu anlaşma, Yunanistan’a Türkiye’nin kıyılarında sondajda bulunmamasını talep etme hakkını (meşruiyetini) veriyor. Çünkü bu, Lozan Anlaşması uyarınca Yunanistan’ın münhasır hakkıdır! 15. Madde, Türkiye’nin aşağıda sayılan Adalar üzerindeki tüm hak ve senetlerinden İtalya yararına vazgeçmesini sağlıyor: Astampalya (Astropalia), Kodoş (Rhodes), Kalki (Calki)... 20. Madde Türkiye’nin, Britanya Hükümetince Kıbrıs’ın 5 Kasım I914’te açıklanan ilhakını tanıdığını bildiriyor. 23. Madde de Bağıtlı Yüksek Tarafların, Boğazlar Rejimine ilişkin bugün yapılmış Sözleşmede açıklandığı üzere, Çanakkale Boğazında, Marmara Denizinde ve Karadeniz Boğazında denizden ve havadan, gerek barış, gerek savaş zamanlarında özgürce geçiş ve gidiş–geliş ilkesini kabul ve açıklama konusunda anlaştıklarını öngörüyor! Böylece Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye, bu denizlerdeki adalar etrafında seyrüsefer serbestisini kaybetti. Bugün Erdoğan, bu denizleri (gasp edilen “mavi” vatan) ismiyle anıyor ve bundan hayıflanıyor. Hem de Lozan’da bu tavizleri kabul eden asrın mücrimi Mustafa Kemal’in fotoğrafı başının üstünde asılıyken... Bütün bunlara rağmen cesurca çıkıp Mustafa Kemal’i incitecek tek bir söz bile söyleyemiyor! Dahası sondaj gemilerine Fatih ve Kanuni gibi büyük komutanların isimlerini vererek Türk halkının duygularını okşuyor! Oysa izlediği bütün politikalar, bu büyük Osmanlı komutanlarının politikalarından oldukça uzaktır. Erdoğan yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin kendisine dayatılan ahlaksız harita ve belgeleri yırtıp atacak askeri güce sahip olduğunu anlayacaklar. Ya siyasetin, diplomasinin diliyle ya da sahada yaşayacakları acı tecrübeyle anlayacaklar” ifadelerini kullandı.” [05.09.2020 El-Cezire] Ama sadece bununla yetiniyor ve iyi bir şey yaptığını sanıyor! Umarız Türk halkı, etkili bir ordusu bulunmayan Yunanistan’ın askerlerini Meis adasına gönderdiğini görmüştür. Bilindiği üzere Lozan Anlaşması, adanın silahlardan arındırılmasını öngörüyor. Buna rağmen Yunanistan’a hak ettiği güçle karşılık verilmemiştir!

3- Mustafa Kemal’in, müttefiklerle imzaladığı bu anlaşma, bir ihanet anlaşmasıdır, ancak yine de Ankara-TBMM hükümeti adına imzalamıştır. İngiltere, bununla da yetinmeyerek, belirlediği şartların yerine getirilmesini istedi. En önemlisi, Halifeliğin tamamen kaldırılması ve laik devletin kurulmasıdır. Mustafa Kemal isteneni yaptı ve dolayısıyla 3 Mart 1924 sabahı Halifeliğin kaldırıldığını, din ve devlet işlerinin ayrıldığını açıkladı. Aynı gece Mustafa Kemal, İstanbul valiliğine Halife Abdülmecid’in ertesi gün şafak sökmeden önce Türkiye’den ayrılması için bir emir gönderdi. Bunun üzerine vali, polis ve asker eşliğinde gece yarısı Halifenin sarayına gitti. Halife Çatalca’ya otomobille götürüldü ve oradan İsviçre’ye giden bir trene bindirildi. İki gün sonra Mustafa Kemal, tüm veliaht ailesini toplayarak yurt dışına sürgün etti. Tüm dini görevler kaldırıldı. Müslümanlara ait vakıflar, devletin mülkü haline getirildi. Dini medreseler sivil statüye dönüştürülerek, Maarif Bakanlığı’na (Milli Eğitim Bakanlığı) bağlandı. Böylece Mustafa Kemal, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un talep ettiği Halifeliğin kaldırılması, Halifenin sürgün edilmesi, mallarına el konulması ve laik devlet kurulması şartlarını yerine getirdi. Dolayısıyla Halifeliğin kaldırılmasından önce imzalanan Lozan Anlaşması, doğrulanmış olup Halifeliğin kaldırılmasından sonra yürürlüğe girmiştir. Böylelikle Lozan Anlaşması, Halifeliğin kaldırılmasıyla taçlandırılmış oldu. Ülkeler, Türkiye’nin bağımsızlığını tanıdılar. İngilizler de İstanbul ve Boğazlardan çekildiler. Bir İngiliz milletvekili, Avam Kamarası’nda Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tanıması nedeniyle Curzon’u protesto etmesi üzerine Curzon, ona Türkiye meselesi kesin olarak bitmiştir. Bir daha asla ayağa kalkamayacaktır. Çünkü biz onun manevi gücünü yok ettik: Hilafeti ve İslamı ortadan kaldırdık yanıtını verdi. Böylece İngilizler, Mustafa Kemal eliyle genel olarak tüm dünyadaki, özel olarak Türkiye’deki Müslümanlara rağmen, Hilafeti ve İslam’ı ortadan kaldırdılar. Ve böylece Allah’ın indirdikleriyle yönetim, dünyanın her köşesinden kalktı. Allah’ın indirdiklerinden başkasıyla yönetim devam etti. Küfür yönetimi geçerliliğini korudu. Tâğut yönetimi tüm insanlara hükmetmeye ve tüm dünyada uygulanmaya devam etti.

İkincisi: İşte Mustafa Kemal temsilcilerinin İsviçre’nin Lozan kentinde imzaladığı bu anlaşma, Türkiye’yi Ege Denizi’ne hapsetti. Adalarını ve kıyı şeritlerini Yunanistan’a ait kıldı. Bu yüzden Türkiye’nin Ege Denizi’nde sondaj yapması yasaktır! Buna yaklaşık yüz yıl önce karar verilmiştir. Türkiye, bu karara uyuyor. Peki, şimdi Türkiye’yi tahrik eden faktör nedir? Olayların gidişatını inceleyenler, bu krizin arkasında iki faktörün olduğunu görürler: Türkiye’nin ekonomik koşulları nedeniyle içsel faktör ve arkasında ABD’nin olduğu dışsal faktör.

1 - İçsel Faktör:

A- Türkiye, enerji tüketen, üretmeyen bir ülkedir. Son zamanlarda petrol üretimi, günlük 53 bin varile ulaştı. [25.07.2020 Anadolu Ajansı] Bu rakam, yıllık bir milyon varil petrol tüketimine kıyasla oldukça düşük bir rakamdır. [22.04.2020 El Arab El Cedid] Türkiye, yaklaşık 475 milyon metreküp gaz üretiyor ve 45 milyar metreküpten fazla gaz ithal ediyor. [31.08.2020 El Cezire.net] Böylelikle Türkiye, yüklü miktarda ithal petrol ve doğalgaz faturası ile karşı karşıya. 2018’de 43 milyarlık enerji ithalatı faturası, küresel enerji fiyatlarındaki göreceli düşüş nedeniyle 2019’da 41 milyar dolara geriledi. [27.02.2020 Daily Sabah] Bu, Türkiye ekonomisini önemli ölçüde bunaltan bir faktördür.

B- Türkiye, coğrafi olarak Arap bölgesindeki petrol üreticisi ülkeler ve İran, Azerbaycan ile petrol tüketicisi ülkeler olan Avrupa ülkeleri arasında yer aldığından birçok enerji stratejisini “koridor ülke” temeli üzerine inşa etti. Bu yüzden Ceyhan Limanı, Azerbaycan petrol ihracatı limanı haline geldi. Transit geçiş petrol boru hatları inşa edildi. Rus gazını Türkiye’nin batısına, oradan Avrupa’ya taşıyacak olan ve 08 Ocak 2020 açılışı gerçekleşen Türk Akımı boru hattı muhtemelen sonuncusu olmayacaktır. Türkiye, enerji koridoru ülkesi olması nedeniyle geçiş ücretleri alsa da petrol ve doğalgaz faturası, ekonomisinin hala belini büküyor.

C- 2009’ten bu yana Yahudi varlığı ve uluslararası şirketler, Doğu Akdeniz’de astronomik miktarlarda doğalgaz keşfine ilişkin yeni açıklamalar yapıyorlar. Hayfa’nın 80 km batısındaki Tamar yatağında, 9 trilyon metreküp çıkarılabilir gaz bulundu. Birkaç ay sonra işgal altındaki Filistin’in batısındaki Dalit hidrokarbon yatağında 500 milyar metreküp, 2010 yılında da Filistin’in batısındaki Leviathan yatağında 16 trilyon metreküp gaz keşfedildi. Amerikan Foreign Policy gazetesi, “Bu, son on yılda dünyanın en büyük doğal gaz keşfidir” ifadelerini kullandı.

D- Bu nedenle Türkiye, Güney Kore’den modern büyük bir sondaj gemisi sipariş etmek ve satın almak için harekete geçti. Fatih gemisi, ilk kez 2011 yılında denize indi, petrol ve gaz sondajına başladı. Daha sonra Türkiye ile Kıbrıs ve Yunanistan arasında Türkiye’nin Kıbrıs kıta sahanlığında sondaj yaptığı iddiasıyla bir dizi kriz patlak verdi. Türkiye’nin bahanesi, Kıbrıslı Türkler ve haklarıydı. Fakat son aylarda Türkiye, mantıklı bir sondaj ve sismik araştırma gemisi filosuna sahip olmak, Karadeniz’de, Türkiye’nin batı kıyılarında, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ın güneyinde aynı anda sondaj ve arama becerisi elde etmek için İngiltere’den alınan üçüncü sondaj gemisinden sonra sondaj çalışmalarına hız verdi.

E- Türkiye, petrol ve gaz keşfi ile ekonomik durumunu düzeltme gereksinimi duyuyordu. Türk ekonomisinin sert darbelere maruz kaldığını belirtmekte fayda vardır. Sancıları, Türk Lirasının sürekli değer kaybetmesinde açıkça görüldü. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomi için bir umut ışığı bulmak umuduyla gaz arama çalışmalarına hız verdi. Erdoğan, liranın yaşadığı değer kaybından, partisinden bazı liderlerin isyan bayrağı açması ve popülaritesini kemiren muhalif partiler kurulmasından sonra azalan popülaritesini ancak böylece koruyabilecekti. Bu nedenle Karadeniz’de de sondaj çalışmaları yürütülüyordu. Çalışmalar, sadece Akdeniz’de Yunanistan ile tartışmalı bölgelerle sınırlı değildi.

2- Dışsal Faktör:

A- ABD, Türkiye’nin bu çabalarını iki açıdan destekliyordu: Birincisi, yerel açıdan. Şöyle ki Amerika’nın Türkiye’deki adamı “Erdoğan”, ekonomideki durgunluğu giderebilirse daha iyi bir konumda olacak, popülaritesini artıracak ve 2014’ten önce olduğu gibi popülaritesini tekrar yüksek seviyelere çıkarabilecekti. Bu durum, Libya’ya müdahalesi gibi ABD politikalarını uygulamasına kolaylık sağlayacak, Amerika yararına bölgesel müdahalelere harcamalarda bulunabilecekti. İkincisi, Amerika, Avrupa’nın Rus gazının siyasi etkisi altında olmasını istemediği gibi gaz konusunda bağımsız olmasını da istemiyordu. Yunanistan ve Kıbrıs Avrupa Birliği üyesidir ve bu iki ülkeden Avrupa’ya boru hatları uzanması, Amerika’nın pek hoşuna gitmiyordu. Bu yüzden Avrupa’nın gaz konusundaki bağımsızlığının Türkiye tarafından tehdit edilmesini destekliyordu. Diğer bir deyişle, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, gizli Amerikan desteğiyle anlaşmaya yanaşmaksızın kıta sahanlığı olarak gördüğü bölgelerde Yunanistan’ı sondaj yapmakla tehdit etti. Bu nedenle Türk ve ABD savaş gemileri deniz tatbikatları icra ettiler. Milli Savunma Bakanlığı, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “TCG Barbaros fırkateyni ve TCG Burgazada korveti ile ABD muhribi USS Winston S. Churchill tarafından 26 Ağustos 2020 günü, Doğu Akdeniz’de deniz eğitimleri icra edilmiştir” denildi. [26.08.2020 turkeyalaan.com] NATO üyesi bir Avrupa ülkesine karşı yine NATO üyesi başka bir devleti desteklemesi, Amerika’yı çok zor durumda bırakacak olmasına rağmen ABD bunu yaptı. Buna karşılık NATO üyesi Fransa Yunanistan ile ortak askeri tatbikat yaptı. Askeri tatbikat, askeri yığınak, meydan okuma tonu… Bütün bunlar, Doğu Akdeniz’de tehlikeli bir ortam oluşturdu. Eğer bu durum daha sonra kontrol altına alınmasaydı, NATO ülkeleri arasında yani ABD’nin perde arkasından desteklediği Türkiye ile Fransa’nın alenen desteklediği Yunanistan arasında askeri çatışma patlak verme tehlikesini doğurabilirdi.

B- Öte yandan Amerika’nın, liderliğini yaptığı NATO üyesi iki ülke arasında neredeyse askeri eylemlere dönüşebilecek büyük bir çatışma meydana gelmesine izin vermesi ve krizin çözümü için ağırlığını koymaması, ABD’nin Koronavirüs ve seçimler gibi içsel sorunlarla boğuştuğunu, şu an Avrupa’ya özellikle Yunanistan’a yönelik bu eylemleri Erdoğan’a havale ettiğini, bununla birlikte bazı yöntemlerle de onu desteklediğini gösteriyor. Türkiye ve Yunanistan’ın Amerikan liderliğindeki transatlantik üyesi ülkeler olması nedeniyle bu yöntemler, ABD’yi zorda bırakması hesap edilen yöntemlerdir. Bu nedenle Amerika, bu koşullarda Türkiye’yi desteklemek için Türkiye ile deniz eğitimi icra etti. Bir açıdan durum bu. Diğer yandan Pompeo, Kıbrıs’a ani bir ziyaret gerçekleştirdi. Russia Today sitesinin bildirdiğine göre “Pompeo, Türkiye’yi askeri firkateynler eşliğinde bir Türk keşif gemisinin faaliyet yürüttüğü Doğu Akdeniz’den askerlerini çekmeye çağırdı.” [13.09.2020 Russia Today] Yani Amerika’nın Türkiye’yi desteklemesi, Avrupalı müttefikleri karşısında kendisini çok zor duruma düşürdü. Bu yüzden Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sondaj gemisini limana geri çağırmasını istemek zorunda kaldı. Erdoğan da sondaj gemisini geri çağırdı. Ardından Yunanistan ile diyalog ve müzakereye geçildi, çünkü Yunanistan, diyalog için Türk sondaj gemisinin geri çağrılmasını şart koşmuştu.

Üçüncüsü: Diğer ülkelerin pozisyonları:

1- Fransa, Avrupa’nın en güçlü pozisyonunu sergiledi. İlk andan itibaren Yunanistan’ın yanında yer aldığını açıkladı ve bireysel davrandı. Cumhurbaşkanı Macron yaptığı açıklamada, Aralarında Yunanistan’ın olduğu Avrupalı ortaklarımızın da işbirliği ile gelecek günlerde Doğu Akdeniz’deki Fransız askeri varlığını geçici olarak güçlendirmeye karar verdim” dedi. [13.08.2020 Anadolu Ajansı] Kıbrıs’a konuşlandırdığı Rafael tipi savaş uçaklarının katılımıyla Yunanistan ile ortak deniz tatbikatı yaptı. Daha sonra 26 Ağustos 2020’te başka bir askeri tatbikat daha gerçekleştirdi. Yunanistan ve Kıbrıs’ın “Rum Kesimi” yanı sıra İtalya da tatbikata katıldı. Bölgede hiçbir etkisi olmamasına rağmen Fransa bütün bunları yaptı! Tüm bunlar, Fransa’nın yeniden kayda değer bir etki oluşturmak için girişimde bulunduğunu gösteriyor. Amerika ile Türkiye’nin ortak askeri tatbikat yaptığı bir zamanda, Fransa’nın Yunanistan ile ortak askeri tatbikat yapması, Amerika’ya örtülü bir meydan okumadır. Kendisiyle birlikte İtalya’yı da sürüklemesi, Türkiye’ye karşı Avrupa ülkelerini seferber ettiğinin göstergesidir. Ayrıca Fransa, bazı Avrupa-Akdeniz ülkeleri (İtalya, Malta, İspanya, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi) ile bir toplantı gerçekleştirdi. AB ve NATO içinde Türkiye’ye karşı sert bir tutum takınmaları için onlara baskı yaptı. “Fransa Cumhurbaşkanı, Avrupalılar olarak daha net ve açık olmalıyız. Türkiyenin halkı ve milletine karşı değil. Cumhurbaşkanı Erdoğanın hükümetine karşı. Onun bugün kabul edilemez tutumları var ki bunların bazılarını söyledim. Türkiye bölgede artık bir ortak değilifadelerini kullandı.” [10.09.2020 France 24] Ayrıca “Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, 24-25 Eylül’de gerçekleşmesi planlanan Avrupa Birliği liderler zirvesinin en öncelikli konusunun Ankara’ya uygulanabilecek yaptırımlar olacağını açıkladı. Le Drian, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin gerçek ekonomik durumunu saklamak amacıyla Yunanistan ile gerilimi tırmandırmaya devam ettiğini söyledi.” [07.09.2019 www.independentarabia.com]

Fransa’nın Türkiye karşıtı küstahça tutumuna ve Türkiye Cumhurbaşkanının kemiğini kırma girişiminde bulunmasına rağmen, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da gemilerine adını verdiği “Fatih” ya da “Kanuni” olamamasına, Fransa’ya Akdeniz’de gerekli dersi verememesine, arka bahçesinde kemiğini kırmak için binlerce mil öteden savaş uçaklarını ve gemilerini gönderen Fransa’ya haddini bildirmek için en azından bir gemisini bile batıramamasına rağmen Fransız politikası doğaçlama olarak kalıcıdır ama derinlikten yoksundur. Malta, alelacele Fransa ile ittifakından vazgeçti. Malta Dışişleri Bakanı Evarist Bartolo, Türk mevkidaşı Mevlut Çavuşoğlu ile düzenlediği basın toplantısında, “AB’nin Türkiye ile ilişkilerine stratejik olarak yaklaşması gerektiğini söyledi. Bartolo, “Bence artık zamanı geldi. AB’nin Türkiye ile ilişkilerine stratejik olarak yaklaşması lazım. Ticaret, insan hakları, terörle mücadele… Yani bu ilişkinin çok boyutlarına AB’nin stratejik şekilde bakması lazım.” diye konuştu. [12.09.2020 Anadolu Ajansı]

2- İngiltere’ye gelince, Doğu Akdeniz’deki gerginlik hakkında hiçbir yorumda bulunmaması, Fransa’nın korkularını artırdı. Dahası Brexit’ten bu yana Fransa, İngiliz rolüne şüphe ile yaklaşmaya başladı. Cezayir’de olduğu gibi bazen kendisine düşmanca davrandığını gördü. Londra finans merkezi, petrol ve doğalgaz piyasasında özellikle de fiyatlandırma konusunda İngiltere’ye prestij kazandırıyor. Çünkü Londra finans merkezinin, Brent ham petrolü ve diğer petrol türlerinin fiyatlandırması, hatta doğal gazın fiyatlandırması ile bile ilişkisi söz konusu. İngiltere’nin AB’den ayrıldığını gören Fransa, uluslararası açıdan son derece hayati öneme sahip bu sektörde kendisine yer bulmaya çalışıyor. Bu nedenle Yunanistan’da ayağını sağlamlaştırmak gerektiğini düşündü. Belki bu, enerji konularında sadece bir tüketici değil, bir aktör olmasına yardımcı olabilirdi.

Buna karşılık İngiltere, Brexit nedeniyle AB’nin yarı cezalandırıcı bir politika izlediğini görüyor, kendi yolunu yapıyor ve politikalarını belirliyordu. Belki de Doğu Akdeniz’deki gerginliğin aniden tırmanmasından korktu ve bu yüzden Türkiye karşıtı pozisyon almadı. Çünkü Türkiye’deki çıkarlarına kıyasla İngiltere için Yunanistan hiçbir şey ifade etmez. Fransa gibi kör bir fanatik ancak Yunanistan dalgasına binerdi! İngiltere ve Almanya’ya kıyasla Fransa, öngörüden yoksundur. Bu yüzden üstlendiği zorlu siyasi eylemlerden sonra hep eli boş olarak geri dönüyordu. Bütün bunlar nedeniyle Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Macron’u sert bir şekilde eleştirdi. Erdoğan, “Sayın Macron, senin şahsımla daha çok sıkıntın olacak. Senin tarih bilgin de yok. Sen Fransa’nın tarihini de bilmiyorsun. Önce Türk milletiyle uğraşma, Türkiye’yle uğraşma.” dedi. [12.09.2020 El Kuds el Arabi]

3- Almanya ise Fransa’nın Türkiye karşıtı tutumunun peşinden gitmedi. Arabuluculuk önerisinde bulundu. Bazıları bunu, Washington’un oynaması gereken bir rolü oynamak olarak yorumladı. Almanya, Fransa’nın tutumundan uzak durmaya devam etti, arabuluculuk yaptı ve diyalog çağrısında bulundu. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Atina ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, Türkiye’ye karşı Almanya’nın en net tutumunu ortaya koydu. Maas, “Türkiye’nin Akdeniz’in doğusundaki sondaj çalışması ile ilgili çok net bir pozisyonumuz var. Uluslararası kanunlara saygı gösterilmesi gerek. Eğer Ankara, Akdeniz’in doğusundaki provokasyonu durdurursa AB-Türkiye ilişkilerinde ilerleme sağlanabilir. Kıbrıs kıyılarındaki Türkiyenin sondaj çalışması durmalıdır.ifadelerini kullandı. [22.07.2020 France 24]

4- Rusya’ya gelince, taraflar arasında arabuluculuk yapmak için Türkiye ile iyi ilişkilerini kullanmayı önerdi. Ancak her zamanki gibi çaresizdir, otomatik olarak hareket edemez. Her ne kadar Fransa’nın askeri tatbikatlarına misilleme olarak Doğu Akdeniz’de askeri tatbikat yapacağını açıklasa da hareket edemez. Belki de kendisini hatırlatmak istiyordur. “Bloomberg ajansının Türk donanmasından bildirdiğine göre, önümüzdeki salı günü Akdeniz’de Rusya’nın gerçek mühimmat ile askeri deniz tatbikatı yapması planlanıyor. Tatbikat 22 Eylül’e kadar sürecek. Diğeri de 17-25 Eylül’e kadar sürecek. Rusya Donanma Sözcüsü Yüzbaşı Igor Dygalo yaptığı açıklamada, “Türkiye ile güçlü ekonomik ve savunma ilişkilerimiz var, ancak politikamız gereği, her iki tarafı da desteklemekten kaçınıyoruz” dedi. Fransa’nın bölgede gerçekleştirdiği askeri tatbikatın ardından Rusya askeri tatbikat gerçekleştirdi. Fransa, çatışmada Yunanistan ve Kıbrıs’ı desteklemek için savaş uçakları ve bir savaş gemisi konuşlandırdı. [07.09.2019 www.independentarabia.com] Yani, Rus pozisyonu, marjinal kalıyor, okyanusun ötesinden gelecek işareti bekliyor, ama gücünü hatırlatmaktan da geri kalmıyor.

Dördüncüsü: Bütün bunlardan dolayı Türk-Yunan krizi, eğer uzun sürerse, uluslararası ilişkilerde derin bir çatlaklık yaratacaktır. Transatlantik tarafındaki ilişkiler açısından Avrupa ülkeleri, Amerika’nın liderliğinden çekildiği, Çin ve büyüyen iç sorunlarına odaklandığı bir dünyada yerlerini görmek istiyorlar. Bu ülkeler, Amerika’dan ayrı bir rol arayışındalar. Trump yönetimi altında Amerika, Avrupa çıkarlarını tehdit etmekten, Libya’da Rusya ve Türkiye’nin oynadığı roller gibi başkalarını kullanmaktan kaçınmıyor. Avrupa ülkeleri, büyük bir kısmı Türkiye’nin kontrolüne geçmesi durumunda Doğu Akdeniz krizinin güvenli bir doğal gaz kaynağı hayallerini dumura uğratmasından çok korkuyorlar. Çünkü Washington, perde arkasından Türkiye’yi destekliyor. Fransa Doğu Akdeniz politikası gereği Washington’un Türkiye ve Rusya için belirlediği rolleri reddetmeye çalışıyor. Transatlantik üzerinden yaşanan bu anlaşmazlık, Avrupa içinde yaşanan uyuşmazlıktan daha az değildir. Almanya’nın tutumu, Türkiye’nin Avrupa tarafından cezalandırılmasını isteyen Fransa’ya mâni oluyor. Diğer bir deyişle Fransa, AB içinde Türkiye’ye karşı mutabakat sağlayamadı, bu yüzden gidip Avrupa-Akdeniz ülkeleri ile bir toplantı gerçekleştirdi! Almanya, kendi çıkarlarını düşünüyor, hatta Türkiye ile bir geçmişi var. Almanya ve Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nda müttefiklere karşı yan yana savaştılar. Almanya’nın Türkiye ile ilişkileri halen çok güçlü, bunu ancak ABD politikalarına göre hareket eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın (çıkışları) zedeleyebilir. Buna ek olarak, Almanya’da hatırı sayılır Türk toplumu var.

Beşincisi: Krizin sona erip ermediğine gelince, Türkiye, Karadeniz’de 320 milyar metreküplük önemli bir doğalgaz rezervi bulduğunu açıkladı. Bu, Türkiye’yi Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de daha fazla sondaj yapmaya itiyor. Zira Türkiye’nin, ekonomik yükünü hafifletme çabaları devam ediyor. Avrupa’nın özellikle de Fransa’nın başını ağrıtmak ve baskı uygulamak, böylece bölgede Amerikan politikalarına aykırı hareket etmek ve parazit çıkarmak konusunda daha uzağa gitmemesi için ABD’nin Türkiye’ye verdiği destek de sürüyor. 

Ancak, Müslümanların izzet kaynağı İslam Devleti Hilafetin kaldırılışından sonra, son yüz yılda İslam ülkelerinin başka ulusların kuyruğu haline gelmesi, sömürgeci kâfirlerin, Müslüman ülkelerdeki uşak yöneticileri ile İslam ülkelerinin kaderiyle oynaması gerçekten acı verici! Bununla birlikte her gecenin karanlığından sonra şafak söker. Hizb-ut Tahrir, üstünlük, zafer ve aydınlık nişanesi Hilafeti Allah’ın izniyle geri getirmek için İslam ülkelerinin derinliklerinde çalışıyor.

إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ * وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍ   "Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür. Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.[Sâd 87-88]

 

H.24 Safer 1442
M.11 Ekim 2020
Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER